Hatay Gezilecek Yerler | En Güzel 28 Yer

Hatay Gezilecek Yerler | En Güzel 28 Yer
5 Mayıs 2020 tarihinde eklendi, 54 kez okundu.

Ön uyarı; Hatay’a gitmeden önce azıcık mitoloji karıştırmanız her şeyin pek daha anlamlı gelmesini sağlayacaktır. Bazı şehirler gezildikten sonra akılda belli anılar dışında; sadece orada göreceğinizi bildiğiniz, oraya özgü yiyecek, mekan ve doğasıyla da akla gelir. Bu tip şehirlerde ortak bir kent olgusu vardır. Başka yerde orada yediğiniz yiyecekleri yeseniz de aynı tadı alamazsınız, esnafla sohbetlerinizin de tadı başkadır. Nedeni oradaki bitki örtüsünün farklılığı ve insanlarının oraya özgü olmalarıdır. Hatay da tam olarak özünü kaybetmemiş illerimizden biri. Hem mimari olarak hem de yemekleri ve insanlarının sıcakkanlılığıyla sizi her anlamda mutlu edecek bir kent olma özelliği taşıyor. Ayrıca kent, dünyadaki birçok ilklere de ev sahipliği yapıyor. Hazırladığımız gezi rehberine hemen göz atarak, Hatay gezilecek yerler ile ilgili listenize ekleyebileceğiniz en güzel yerleri keşfedebilirsiniz.

Tarihi Yapılar

23 Temmuz 1939 yılında Türkiye topraklarına katılmış olan Hatay ili bu özelliğiyle de ülkemizde ayrı bir öneme sahiptir. Kentte farklı dindeki vatandaşlarımızın senelerdir birlikte huzur içinde yaşadığını kentte gezerken çok rahat hissedebilirsiniz. Şehir merkezi aslında eski ve yeni Antakya olarak ikiye ayrılmış durumdadır. Eski Antakya evleri özellikle son 4-5 sene içinde restore edilip butik otel, restoran ve kafe olarak hizmete açılmıştır. Genel olarak mimarisi; taş duvarla çevrili olup mükemmel avluları olan evlerdir. Bu avlularda limon, portakal ve nar ağaçlarını yaygın bir şekilde görebilirsiniz.

Yazın bu avlularda canlı müzikler olur ve sevdiklerinizle açık havada orijinal bir ortamda, mis gibi yemekler ve şahane müziklerle çok güzel anılar biriktirebilirsiniz. Sosyal medyada paylaşılabilecek mükemmel fotoğraflar da cabası. Ne yazık ki “avlulu evler” kültürümüzü aradan çok kıska bir süre geçmesine rağmen koruyamamışız ve insan oralarda gördükçe daha çok kıymetini anlıyor. Sözün özü; çok farklı ambiyansı olan bu ara sokaklarda mutlaka fotoğraf çekilmeli ve kaybolmalısınız.

Uzun Çarşı

Antakya’ya kısa süreliğine gezmek için gelenler şu açıdan çok rahat merkezde görülecek yerler birbirine çok yakındır. Yani öncesinde çok güzel bir plan hazırlayarak, geldiğiniz ilk gün birçok önemli yeri görebilirsiniz. Merkezde bulunan Uzun Çarşı’da baharat, peynir, künefe ve defne sabunlarından almadan dönmeyin. İlk başta ‘karınca evi’ gibi gelecek orası; daracık ve uzun hem de sürekli birbirini kesen aralar var; kaybolacaksınız, hiç korkmayın. Tadını çıkarın. Sıkma peyniri deneyin, hellim peynirini seviyorsanız bayılacaksınız.

Unutmadan, Uzun Çarşı’da sevdiğiniz şeyleri not edin ve mutlaka iş yerlerinin kartını ya da numarasını alın; eve dönüşte almak isterseniz yerini bir daha bulamayabilirsiniz. “Ben hatırlarım yahu!” demeyin. Birçok iş yerinin kargoyla gönderme imkanı da var, o da aklınızın bir köşesinde bulunsun. Kahvaltı için “katıklı” ekmek (biber salçalı, çökelekli çok lezzetli bir pide) alabilirsiniz yada gittiğiniz yerden rica edin, mutlaka yiyin.

Antakya’nın şöyle bir güzelliği var ki her restoranda et yemeği, kebap, oruk, oraya özgü et yemekleri yapılır ve neredeyse hepsinin de tadı mükemmeldir. O nedenle gezerken anlık kararlar almaktan çekinmeyin, dalın istediğiniz yere. Kahvaltı ve akşam yemekleri için şöyle bir öneri verilebilir, küçük porsiyonlarla ortaya yemeklerinizi söylerseniz, mide sorunu yaşamadan her şeyin tadına bakmış olursunuz.

Çok çeşitli ve fazlasıyla güzel yemek olduğu için kısa süreliğine geldiğiniz Antakya’da küçük porsiyonlarla çok çeşit yemek tatilinizin daha sorunsuz geçmesini sağlayacaktır. Açık havada gezdikten sonra çok aç oturup bir iştahla her şeyi yemek sonrasında da künefeyle kapanış ilerleyen saatlerde midenizi rahatsız edebilir. Akşam saatlerinde nöbetçi eczane aramak zorunda kalmayın yada hazırlıklı gidin.

Habib-i Neccar Camisi

Kurtuluş Caddesi’ndeki havranın ardından 100 metre ilerisindeki Anadolu’nun ilk camisi olan Habib-i Neccar camisine geçebilirsiniz. Farklı 3 dinin sembollerini tek bir karede görebileceğiniz, birbirine çok yakın ve şimdiye kadar hiçbir saygısızlığın olmadığı gelişmiş bir kent.

Oldukça ünlü olan Affan Kahvesi’nde “bici bici” ve “haytalı” yerken; bunun Adana’ya mı, yoksa Hatay’a mı özgü olduğu konusunda arkadaşlarınızda güzel bir tartışma yapabilirsiniz. Antakya’ya özgü uzun ince simitlerden de deneyebilirsiniz, ama tuz istemeyi unutmayın.

Payas Kalesi – Cin Kulesi

Haçlıların ilk seferlerinde, Anadolu’da Payas’tan çıktıkları belirtilmiştir. Kaledeki Cin Kule’nin de gözetleme amacıyla 13. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir. Osmanlılar, hac yolu üzerinde olduğu için Payas’a ayrı bir önem vermişlerdir.

Şair Namık Kemal’in de bir süre zindanında kaldığı kale külliye, hamam, cami ve imaret daha sonradan 1568-1574 yıllarında tamamlanmıştır.

Meclis Binası

Yine şehir merkezinde bulunan ve Hatay’ın anavatana katılmadan önce meclis binası olarak kullanılan tarihi yapının mimarisi oldukça güzel. Önceden içerisinde kafe ve tiyatro salonu bulunan binanın şimdilerde kamulaştırılmasıyla başka etkinliklere de ev sahipliği yapacak gibi görünüyor. Hatay valisi Rahmi Doğan’ın açıklamalarına göre kültür sanat merkezi olmaya devam edecek, ayrıca gastronomi evi ve başka mekanlar da yer almaya devam edecek. Mükemmel bir haber. Hatay’a gitmeden önce kesinlikle önceden etkinliklere bakmakta fayda var. Özellikle son zamanlarda Amik Ovası bölgesindeki turizm hareketliliği nedeniyle Antakya da yazın oldukça rağbet görmektedir.

Sokullu Kervansarayı

16. yüzyılda inşa edilmiş bir kervansaraydır. Sokullu Mehmet Paşa’nın külliyesinde yer alan bilgiye göre mimarı, Mimar Sinan’dır. Burası Sokullu’nun hem askeri ve ticari bir liman olarak kullandığı hem de hacılar ve ticaretle uğraşan dönem insanları için güvenli bir yer yaratma amacıyla oluşturulmuştur. Burası zamanında binlerce insanın konakladığı ve hem konum itibariyle hem de işlevi açısından üst düzey bir önem taşıyan yer olması nedeniyle seyahatinizde mutlaka görülmesi gereken bir yerdir.

Kharon Cehennem Kayıkçısı

St. Pierre kilisesinin 200 metre ilerisinde bulunan çok büyük kayalara oyulmuş Yunan mitolojisinde ismi geçen Kharoon kayıkçısının kabartması bulunmaktadır. Burası MÖ. 2. yüzyıldan bu zaman gelmiş çok büyük bir büsttür. Çok büyük bir veba salgını zamanı kenti koruması için yapılmış olduğu belirtilen büst, vebanın son bulması nedeniyle yarım bırakılmıştır. Dünyada kaya kabartmalarının çok ilginç örneklerini görebileceğimiz bu büyük eserlerin bir örneğini Antakya’ya gittiğinizde mutlaka görün deriz.

Vakıflı Köyü

Yine Samandağ’da bulunan ve Türkiye’nin tek Ermeni köyü olan Vakıflı köyü son zamanlarda turizmin de artmasıyla daha da gelişerek, kendi ürettikleri malzemeleri yerli ve yabancı turistlerin beğenisine sunuyor.

Köyün tarihçesine baktığımızda; II. Mahmut tarafından Mihail adlı zengin bir Hıristiyan Arap’a verilince küçük bir yerleşim yeri oluyor ve “Vakıf” adının da buradan geldiği belirtiliyor. Uzun süre Osmanlıların, sonra da Fransız ve Hatay Cumhuriyet’i yönetiminde olan köy zamanında göç etmek yerine Türkiye’de kalma kararı almışlar ve ülkemizin zenginliklerine farklılıklarıyla değer katan önemli bir yer olma özelliği göstermektedir.

Köyde Noel, Paskalya ve Meryem Ana’nın göğe yükseliş yortusu kutlanır. Köy halkının devam ettirdiği gelenekleri görmek ve bu kutlamalara şahit olmak isterseniz, öncesinde tarihlerine bakarak ve etkinlikleri inceleyerek siz de bu heyecana ortak olabilirsiniz.

Ayrıca organik tarım yapılan köyde; defne sabunu, nar ekşisi, defne yağı, likör ve çeşitli reçellerden de alarak hem köy halkına destek olup, hem de doğal ürünleri iç rahatlığıyla tüketebilirsiniz.

Titus Tüneli- Beşikli Mağara – Samandağ

Önemli hatırlatma. Şarjınızı buraya gelmeden önce mutlaka tam doldurun, çok güzel fotoğraflar sizi bekliyor.

Evet, ülkemizdeki her şehrin kendine özgü bir güzelliği var yalnız bazılarında bu çeşitlilik sadece kent merkeziyle sınırlıyken Antakya’nın neredeyse her ilçesinde ilginizi çekecek tarihi, turistik mekanlar vardır. Samandağ’daki Titüs Tüneli ve Çevlik Plajı da bunlardan biridir. Şehir merkezinden yaklaşık yarım saat uzaklıkta bulunan ilçeye; özel aracınız yoksa, merkezdeki ilçe garajından kalkan minibüslerle de gidebilirsiniz. Sadece şoförler yolcuları genelde yoldan topladığı için biraz daha uzun sürebilir. Yaklaşık 45 dakika sonra Samandağ’a varacaksınızdır.

Titüs Tüneli’ne gideceğinizi söylediğinizde zaten hemen önünde ineceksiniz ve yukarıya doğru yürümeye başlayacaksınız. İndiğiniz yer Türkiye’nin en uzun plajı ve aynı zamanda dünyanın en uzun 10. sahili olan Çevlik Plajıdır. Halka açık plaj şeklinde olan sahil, 14 km uzunluğundadır (ülkemizdeki diğer en uzun plaj da Antalya’daki Patara Plajıdır- 12 km). Çevlik Plajı aynı zamanda nesli tükenmekte olan Caretta Caretta deniz kaplumbağaları için ender olan, sayılı üreme /yumurtlama yerlerinden biri olması açısından da önemlidir.

Peki nedir bu Titus Tüneli?

MÖ. 1. yy’da yapılmış olan tünel, Roma İmparatoru Vespasian tarafından ticaret için de oldukça kullanışlı olan limanı, sel ve selle birlikte dağdan gelebilecek çakıllardan korumak amacıyla yapımına başlanmış ve oğlu Titus tarafından bitirilmiştir. Dağın oyulmasıyla oluşturulan tünel 1380 metre uzunluğunda 7 metre yüksekliğindedir.

Tünelin içinde ilerleyebileceğiniz gibi, sonuna kadar gitmek isterseniz kenardaki tümseğe çıkıp duvardan tutunarak ilerleyebilirsiniz. Yalnız dikkatli olmanız gerek çünkü üzerine çıktığınız tümsek sürekli suyla temas ettiği için çok kaygan olabiliyor, düşmemek için dikkatli olmalısınız. Ayrıca tünelin ortaları oldukça karanlık olacaktır, telefon ışığı yada fenerle ilerlemeyi deneyin ve telefonu tutarken düşmemeye dikkat edin. Hiçbir sorun olmadan tüneli geçtiğinizde sol tarafta sizi bir kitabe karşılayacak. Bu tünelde ilerlerken insanların yüzlerce sene öncesinde nasıl bu kadar derin bir tünel yaptıklarını şaşkınlıkla karşılayacaksınız.

Tünelin ucuna gidip kitabeyi görüp geri geldikten sonra, hemen 100 metre ilerisinde de Beşikli Mağarası bulunmaktadır. Burası kaya mezarlardır ve içinde 12 adet mezar bulunur. Kayalığa oyulmuş mezarlar yine taş duvarlarla birbirinden ayrılmıştır ve girişte taş sütunlar dikkat çeker. Merdivenle aşağıya inip mezarları inceleyebilirsiniz. Bakalım dikkatli incelemeyle etrafta bulunan binlerce yıllık deniz kabuğu fosilini görebilecek misiniz?

Bu tip yerlerde hızlıca gezip görmekten ziyade; kendinizi o zamanda hissedip, oradaki taşları/kayalığı oyan bir işçi olduğunuzu yada o gömü ritüelinde orada olup etrafınızda neler olmuş olabileceğini düşünmelisiniz, her şey çok daha anlamlı ve olağanüstü gelecektir. Tünelden çıktıktan sonra Çevlik sahilinde denize girebilir, etrafta yer alan kafe-restoranlarda balık yiyerek ortamın keyfini çıkarabilirsiniz. 2014 yılında UNESCO dünya mirası geçici listesine girmiş olan bu yeri mutlaka görmelisiniz.

Aççana- Tayinat Höyükleri

Antakya’dan Reyhanlı yoluna giderken birbirine çok yakın mesafelerde bulunan bu antik yerler Tunç ve Demir Çağları’nda oldukça önemli yere sahip. Özellikle Hitit dönemine ait buluntuları Arkeoloji Müzesi’nde de görebileceğiniz alanları gezmek için listesine ekleyebilirsiniz.

Kilise ve Manastırlar

Aziz Pavlus Ortodoks Kilisesi

Bu eski Antakya evlerini gezerken Aziz Pavlus Ortodoks Kilisesi’ni mutlaka görmelisiniz. Devam edince dünyanın meşalelerle aydınlatılmış ilk caddesi olan Kurtuluş Caddesi’ne çıkacaksınız. Antakya’da merkezde bulunan kilisede Noel kutlamalarına ziyaretçi olarak katılabilirsiniz.

St. Pierre Kilisesi (Aziz Petrus)

Dünya’daki ilk mağara kilisesi olması nedeniyle önem taşır ayrıca Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan St. Pierre MS. 29-40’larda Hatay’a gelerek Hıristiyanlığı buradan yaymaya çalıştığına inanıldığı için dünyadaki diğer kişiler için de ayrı bir önem taşımaktadır.

1963 yılında VI Paul tarafından “hac yeri” olarak ilan edilmesi nedeniyle 29 Haziran’da Katolik kilisesi tarafından burada ayin düzenlenmektedir. Buranın, hem manevi değeri açısından hem de şehri tepeden görmek isteyenler için mutlaka görülmesi gereken yerler arasında yer alıyor.

St. Simeon Manastırı

Samandağ’a yakın bir yerde bulunan manastır MS. 6. yüzyılda inşa edilmiştir. Günümüzde daha çok kalıntı şeklinde olan manastır 1500 yıllık tarihiyle Antakya’ya zenginlik katmaktadır. Güzel bir manzarası olan manastırda, yol boyunca göreceğiniz rüzgar gülleri de seyahatinize eşlik edecektir.

Müzeler

Antakya Müzesi

Dünyaca ünlü olan arkeoloji müzesi yeni binasına taşınarak, dünyadaki mozaik açısından en büyük arkeolojik müzesi olmuştur. Prehistorik zamandan Tunç ve Roma dönemleri dahil günümüze kadar kesintisiz devam eden yerleşimlerin ve buralarda bulunan eserlerin görülebileceği müze oldukça çağdaş ve moderndir. Toplam 8 sergi salonu ve 5 deposu bulunan müzede binlerce eser bulunmaktadır.

Buraya en az yarım gününüzü ayırmalısınız yada sabah güzel ve sağlam bir kahvaltı yaptıktan sonra ilk iş buraya gelip tüm gününüzü mozaikleri ve etrafı gezerek, yazıları okuyarak geçirmelisiniz.

Neolitik Dönem’den Demir Çağı’nın sonuna kadar eserleri görebileceğiniz müzede, en çok dikkatinizi çekecek eserlerden biri de mozaikler! Suppiluliuma heykeli, Çift aslanlı sütun kaidesi, Oceanus ve Tethys Mozaiği, Yakto Mozaiği, Apollon Daphne Mozaiği, Hokkabazlar Mozaiği, Psykheler Kayığı Mozaiği, Mevsimler Mozaiği, Eros ve Psykhe Mozaiği ve tabii ki Antakya Lahdi’ni mutlaka ama mutlaka görmelisiniz.

Müze Otel

Arkeoloji müzesinin yakınlarında bulunan ve ilk başta otel yapımı çalışmaları sırasında çok fazla sayıda mozaik ve arkeolojik eser bulunmasıyla müze otele dönüştürülen yerde, aynı zamanda “dünyanın en büyük mozaiği ve dünyanın en renkli mozaiği (160 renk)” de yer almaktadır. Eyfel kulesinde kullanılan çelikten 2,5 kat fazla çelik kullanıldığını belirten otel müzenin sahibi Asfuroğlu ailesi hem kültürümüze sahip çıkmaları hem de böyle kaliteli işler yapmaları nedeniyle büyük bir takdiri hak ediyor.

10 yılda tamamlanan ve Helenistik Dönem’den İslamiyet Dönemi’ne kadar 5 katmana ait eserlerin görülebildiği müze-otelde konaklamasanız da sadece müzeyi gezebilirsiniz tabii ki.

Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi

Ülkemiz endemik bitkilerin çeşitliliği konusunda oldukça zengin ve önemli bir yere sahiptir. (Endemik sadece o yerde yaşayan/yetişen, oraya özgü demek) Hatay’da da yaklaşık 300 endemik bitki türü vardır. Bunun da Türkiye’dekilerin yüzde 10’u ettiği belirtilmektedir. Tıbbi ve Aromatik Bitkiler Müzesi, Türkiye’de bu konuda müze olması açısından tek olma özelliği gösteriyor. Eski bir Antakya evinin restore edilmesiyle müzeye dönüştürülen yerde 280 tane bitkinin sunumunu görebilirsiniz. Ayrıca bitkilerden elde edilen yağların ne işe yaradığıyla da ilgili bilgi sahibi olabilirsiniz.

İskenderun Deniz Müzesi

İstanbul ve Çanakkale’den sonra 3. deniz müzesi olarak 2009 yılında açılmıştır. İskenderun’a gittiğinizde burası da görülecek yerler arasında yer almaktadır.

Tokaçlı Zeytin Müzesi

Altınözü’nde bulunan müze, 300 yıllık bir zeytinyağı sıkma atölyesinin müzeye dönüştürülmesiyle bölgedeki tek zeytin müzesi olma unvanını taşıyor. Anadolu’nun binlerce yıldır bilinen zeytinleri ve zeytin ağaçları korunmayı ve sahip çıkılmayı hak ediyor. Başka ülkelerde takdir ettiğimiz şeylerin ülkemizde de yapıldığında destek bulması gerekiyor ki insanlara bu değerleri aktarabilelim.

Dünya’da ender olan 2.000 yıldan fazladır zeytin ağaçlarının yaşadığı ülkemizde zeytin hep “kutsal” kabul edilmiştir. Ana vatanı ülkemiz olan bu zeytin ağaçları için böyle bir müzenin yapılmış olması çok büyük bir gurur ve bu tip müzelerin geliştirilip yaygınlaştırılması gerekiyor. Siz de gezinize burayı ekleyerek, bu çeşitliliğe ve kökene şahit olmuş olacaksınız.

Doğal Güzellikler

Harbiye Şelalesi

Daphne ve Apollon’un meşhur ağaca dönüşme mitinin ortaya çıktığı ve aynı zamanda “Daphne’nin gözyaşları” olarak da bilinen Harbiye şelalelerinin olduğu yerdir. Antakya merkeze yarım saat uzaklıkta bulunan Harbiye’de, çok fazla kahvaltı yada balık yiyebileceğiniz lokanta bulunmakta. Su ve yeşilin bir arada bulunduğu, masaların şelalelerin ortasına kurulduğu cennet gibi bir yer! 3000 yıllık olan şelalenin, su sesi eşliğinde unutulmaz yemekler yiyebilirsiniz.

Ayrıca ipekleriyle de meşhurdur. Kendinize ya da sevdiklerinize; şal ya da fular alarak Hatay’dan bir anı götürmüş olacaksınız. Arkeolojik imitasyon eserlerin de yer aldığı Harbiye’yi mutlaka görmeli ve suların içinde oturup o anın tadını çıkarmalısınız. Üstelik yazın sıcağı ve nemi için; suların serinliği ve ağaçların gölgesinden daha ferahlatıcı bir yer düşünemiyoruz.

Sıcak Su Kaplıca, Arabın Gölü- Arsuz Sütunlu Liman

Arsuz’daki doğa güzellikleri hem tarihi hem de denize girme açısından oldukça avantajlı bir yer. Sütunlu Limanda etrafı izlerken denize girebilirsiniz. Sıcak su kaplıcaları ve Arabın Gölü denilen yer de Arsuz’a 10 km uzaklıkta. Doğa yürüyüşü sevenler ve bir yandan da Roma kalıntıları görelim diyenler için bu iki yer de görülesidir.

Arabın Gölü denilen yer ise; dağların arasında bulunan ve bir dereden akan suların oluşturduğu buz gibi bir göl olup, doğa harikasıdır.

Karamağara Koyu

“Hatay’a gidiyoruz, deniz de var, o kadar dağ taş gördük, peki denize hiç mi girmeyeceğiz?” derseniz burası tam sizlik bir yer. Kuytu köşede, misler gibi tertemiz deniz. Yayladağı’nda bulunan bu yer turistler tarafından çok bilinmiyor. Diğer birçok bilinen yerler hem kalabalık olması hem de temiz olmaması nedeniyle turistler tarafından eleştiriliyor. Öylesine denize girmek yerine, kalite arayan turistlerin mutlaka burayı araştırıp masmavi denizinin tadını çıkarmalılar.

Yanan Taş

Yine Arsuz’a bağlı Kurtbağı’nda, Amanos Dağları’nın zirvesinde, Geç Roma Dönemi’ne tarihlendirilen maden ocakları bulunmaktadır ve çıkan metal gazından kaynaklandığı düşünülerek bazı kayaların arasından ateş çıkmaktadır. Doğa meraklıların ilgisini çeken bu durum, Arsuz’a yolu düşenlerin mutlaka ziyaret etmesi ve fotoğraflaması gereken bir bölgedir.

Beşikgöl

Hem mesire alanı hem doğa yürüyüşü yapabileceğiniz Beşikgöl, Hatay’ın Dörtyol ilçesinde bulunmaktadır. Karadenizin şahane yaylalarını ve derelerini sevenler için adeta bir cennet! Temiz havayı bol bol içinize çekin. Suların içinde restoranların da bulunduğu Beşikgöl’de hem yemek yeyip, hem de etrafın tadını çıkarabilirsiniz.

Musa Ağacı- Hıdırbey Köyü (Samandağ)

Rivayete göre Hz. Musa ve Hz. Hıdır bu ağacın bulunduğu yere geldiklerinde Hz. Musa elindeki asayı yere saplar ve eğilip su içer. Daha sonra asanın fidana dönüştüğünü görürler. Halk arasında bu fidanın Musa Ağacı olduğuna inanılmaktadır. Binlerce senede büyüyüp şimdiki halini aldığına inanılan çınar ağacının gövde çapı 7,5 metredir.

Titus Tüneli ve Beşikli Mağara’ya gittiğiniz zaman buraya da uğramadan gezinizi sonlandırmayın. Ağacın gölgesinde mis gibi çayınızı, kahvenizi içip mitler hakkında konuşabilirsiniz. Ölümsüzlük suyu denilen ab-ı hayat suyunuzu orada içersiniz belki de kim bilir?

Batıayaz Yaylası

Samandağ’da bulunan Batıayaz yaylası doğal su kaynaklarıyla turistlerin dikkatini çekmekte. Yemyeşil bir ortam ve suların olduğu yerde piknik yapıp, etrafta gezintiye çıkabilirsiniz. Büyükçe kayaların ortasından geçen sularda çok güzel fotoğraflar da çekebilirsiniz.

Başlamış Kaplıcaları

Erzin’de bulunan kaplıcalar; Amanos Dağı eteklerinde, mineralleri ve sıcak suyuyla turistlerin ilgisini çekiyor. Suyun içindeki magnezyum, sülfat, bikarbonatların vücuda iyi geldiği düşünülmekteir. Konaklamanın da mevcut olduğu kaplıcaları sevdiklerinizle güzel ve sağlıklı bir gün geçirmek için deneyebilirsiniz.

Sarıseki Mağarası

İçinde bol sarkıt ve dikitin olduğu mağara doğa severlerin dikkatini çekiyor. Yakınlarına gittiğinizde siz de bir göz atın deriz.

Kapılı Değirmenli Şelale

Dörtyolda bulunan bu şelale turistler tarafından henüz çok bilinmemektedir. Şelaleden akan suyun oluşturduğu göletle birlikte muhteşem bir görüntü oluşmaktadır. Gezginseniz burası tam size göre. Hatay’ın bin bir şelalesinden bir diğeri de buradadır.

Antakya Parkı

İbadet yerleri, Kurtuluş Caddesi, mis gibi ara sokak yemekleri, Uzun Çarşı’da künefe ve sonrasında akşam çayı ve yürüyüşü için -hava kararmadan- Antakya Parkına geçin; yalnız parka girişi Ziraat Bankası’nın olduğu yerden yaparsanız parktaki ağaçlı yol daha güzel gözükecektir. Havuz başında oturun, bolca mis gibi havayı koklayıp, çay içip gün değerlendirmesi yapabilirsiniz. Işıklandırılmış Asi Köprüsü’nde sevdiklerinizle fotoğraf çekilip anı ölümsüzleştirin.

Genel hatırlatma; Hatay gezinizde harika yemekler yiyebileceğinizi unutmayın. Suların olduğu yerlerde yaptığınız yürüyüşlerde ekstra dikkatli olun, düşüp tatiliniz zehir olmasın ve lütfen yerlere çöp atanları uyarın.

Benzer Yazılara Göz Attınız Mı ?
Sayfa başına git