Kastamonu Gezilecek Yerler | En Güzel 51 Yer

Kastamonu Gezilecek Yerler | En Güzel 51 Yer
5 Mayıs 2020 tarihinde eklendi, 59 kez okundu.

Yazı İçindekiler

Karadeniz demek yeşilin mavi ile toprağın su ile insanın doğa ile bir bütün olması demektir. İdari harita her ne kadar Batı, Orta ve Doğu Karadeniz diye üç ayrı bölge olarak gösterilmiş olabilir. Ancak bir baştan bir başa aynıdır ocağında tüten dumanın süzülüşü ve masalarında köy ekmeği vardır, hepsinin birbirinden lezzetli olan yemekleri ve hep birlikte yaşar Karadenizli. Sizlere insanının emekle ve muhabbetle dolup taştığı, toprağında türlü türlü nimetleriyle, parlayan güneşinden şırıl şırıl akan ırmağındaki bereketine kadar cennet bir Karadeniz diyarından, Kastamonu’dan söz edeceğim. Kastamonu gezilecek yerler ile ilgili hazırladığımız gezi rehberimize şimdi göz atarak listenizde yer alması gereken en güzel yerleri keşfedebilirsiniz.

Kastamonu Hakkında

Tarihi ve İsmini Alışı

Hititler’den Frigler’e, Lidyalılar’dan Persler’e ve hatta Büyük İskender’in bile gelip zamanında mülk edindiği bu topraklar geniş bir tarihi veriyi bize sunmaktadır. Bununla beraber şehrin Türkler tarafından ele geçirilmesi 1100’lü yılların başında Danişment beyi Ahmet Gazi’nin oğlu Gümüş Tekin tarafından olmuştur. Kastamonu tarihinde şehrin adının kaynağının nereden geldiği bugün kamusal bir mesele haline gelmiştir. Öyle ki, mizah programlarına konu edilebilecek kadar toplumumuzda yankı uyandırmıştır. M.Ö 1200’ler de Kastamonu’da yaşamış olan Gaslar’ın (Gaşka Türkleri) şehrin adını tayin etmesi bakımından önem arz ettiği görüşleri yaygındır. Bu yaygın görüşe göre, Gas halkı, Paflagonya’da (antik dönem Kastamonu ve çevresi) Timonni ya da Tumanna adında bir şehir kurmuştur. Şehrin Kastamonu adını almasında bir diğer görüş ise Romalılar devrinde bu coğrafyada yaşayan Kommenler’in, Kastra Kommen kalesini kurması ve bunun zamanla şehrin anıldığı genel isim olduğu yönündedir. Kastamonu Osmanlı döneminde stratejik bir önem arz etmiştir. Kastamonulular Milli Mücadele yıllarında önemli fedakarlıklar göstermiş ve bu dönemde yüzyıllara miras kalacak nice değerler ortaya koymuştur.

Nerelisin sorusuna Kastamonu cevabını verdiğimizde ‘dep dep, daş düşebülü’ gibi ifadelere sıklıkla rastlamaktayız elbette. Modern kent dilinin epey uzağında kalsa da gerek ağız yapısı gerekse sözcük seçimiyle bugün Anadolu Oğuz Türkçesi’nin en hakikatli emanetçilerindendir. Bu yönüyle iftihar edilmesi gereken bir memlekettir Kastamonu. Bugüne değin yetiştirdiği nice isimlerle ününe ün katan, Türk- İslam kültürünün yerleştiği dönemlerden bu yana, evliyalar, müderrisler ile orta- üst kademe devlet memurları yetiştirerek devrin ilmiye ve kalemiye sınıflarına büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Geçmiş ve günümüzde Kastamonu’lu ünlülerden bazıları

Rıfat Ilgaz, Oğuz Atay, Hüner Coşkuner, Muazzez Ersoy, Serdar Ortaç, Yarbay Halit Akmansü (Daday), Medine Müdafii Ömer Fahrettin Paşa (Taşköprü), Enver Paşa ve tabii dahilinde tarihimizde çok önemli yerleri olan Nuri ve Halil Kut Paşalar (Bozkurt), Fatih Sultan Mehmet Han’ın annesi Hüma Hatun ve günümüz iş adamlarından Cem Boyner Kastamonu’nun yetiştirdiği önemli şahsiyetlerdendir.

İçeriğe yön verecek önemli alanlar, kent merkezi ve çevresine ait mekanlar, tarihi yapılar, doğal güzellikler, tarihi açıdan yeri doldurulamayacak Ersizlerdere Köyü ile birlikte anlatım içine serpiştirilmiş olarak sezonluk kültürel etkinliklerin düzenlendiği mekanlar olacaktır. Kastamonu, sahip olduğu gelenekçi- muhafazakar ağırlıkta toplum yapısıyla inanç turizminde önemli bir kaynağa sahiptir. Bu vesileyle sizlere şehre ait camii, külliye, han- hamam ve türbelerden de bahsedeceğim. Öyleyse artık kemerlerimizi bağlayalım ve kendimizi Karadeniz’in eşsiz doğasına, mis gibi havasına bırakarak Kastamonu’ya doğru yavaş yavaş yola çıkalım. Hazırladığımız gezi rehberine hemen göz atarak, Kastamonu gezilecek yerler ile ilgili listenize ekleyebileceğiniz en güzel yerleri keşfedebilirsiniz.

Merkezi ve İlgi Çekici Noktalar

2018 yılında ülkemizi Türk Dünyası Kültür Başkenti olarak temsil eden güzel memleketimiz Kastamonu, merkez içi ve çevresinde ki yapılarıyla, ziyaret yerleriyle bu unvanı gerçekten hak etmiştir. Öyleyse bu yapılardan gidilip görülmesi gereken birkaç tanesine bir göz atalım.

Kastamonu Kalesi

Bıyıkları daha yeni terlemiş, 17 yaşında bir delikanlıdır Kastamonu’yu Türk’e yurt kılan. Bir gece rüyasında Hz. Muhammed’i (S.A.V) görür ve şehrin önlerinde bekleyen Türk komutanlara beni de savaşa katın der. Komutanlar karşı çıksalar da Yunus girer savaşa ve aşa aşa surları, diker bayrağı burca. Ancak tam da orada Bizans askerlerinin oklarıyla şehit olur. Bugün kalenin en yüksek noktasında dalgalanan bayrağımızın biraz aşağısında biraz daha küçük ebatlı bayrak dalgalanmaktadır. İşte fethin yolunu açan Yunus Mürebbi’nin ya da nam-ı değer Bayraklı Sultan’ın mezarı o bayrağın altında bulunmaktadır. Ancak kaleden o kısma inmek biraz dikkat ister. Gittiğiniz zaman bu büyük kahramanın başına uğramanız, orada ki derin maneviyatı size daha çok hissettirecektir.

Kale, şehirden 120 metre yükseklikte olup şehrin manzarasını seyir dürbünü ile seyredebilme imkanınız da bulunmaktadır. Kalenin hemen çıkışında el işçiliği ve yöresel lezzetlerin satışının yapıldığı dükkanları ziyaret edebilirsiniz. Kale, tarih boyunca çeşitli dönemlerde restore edildiği için ilk döneminden bugüne üslup değişikliği de yaşamıştır. Kastamonu Kalesi, her ne kadar ilk olarak Kommenler tarafından yapılsa da bugün Türk mimari üslubu ağır basmaktadır. Kaleye giderken yanınızda mutlaka su bulundurun ve dinlene dinlene gidin. Nitekim uzun bir yokuş sizi bekliyor olacaktır. Ancak kaleye ulaştığınız zaman, tüm bu yorgunluğa değdi diyeceğinize eminim.

Kastamonu Saat Kulesi

Halk arasında sürgün saat olarak bilinen bu yapı rivayet odur ki, İstanbul’da padişahın hamile olan cariyelerinden biri, saatin aniden çalmasıyla birlikte oluşan gür çan sesinden etkilenerek çocuğunu düşürür. Bunun üzerine saat İstanbul’dan Kastamonu’ya gönderilir. Saatin şehre kazandırılmasında en önemli pay, şüphesiz dönemin valisi Abdurrahman Paşa’nındır. Bugün Vilayet konağının hemen arkasında Sarayüstü tepesi denilen kısım da yer almaktadır. 12 metre yükseklik ve 1.60 metre çapında kadrana sahiptir. Her gün yeniden ayarlanmak ve diğer gerekli bakım işlemleri için 20 bekçinin çalıştığı saat kulesi, şehrin en önemli sembolleri arasındadır. Sizler de kulenin hemen çevresinde ki kafelerde çaylarınızı yudumlarken bu eşsiz Anadolu kentini doyasıya seyretmenin keyfini çıkarabilirsiniz. Saat kulesiyle yan yana olan Vilayet Konağı’nın hemen önünde meşhur Kastamonu davul zurnacıları köçek oyunlarıyla keyfinize keyif katacaktır.

Abdurrahman Paşa Lisesi

1800’lü yılların son çeyreğine doğru, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumlara yönelik, çeşitli önlemlerin alınması fikirleri içinde belki de en önemlilerinden biri eğitimdi. Bu sebeple 19. yüzyılda, ileride Cumhuriyetin de temelini atacak olan kadroların yetiştiği okullar kurulmuştur. 1883 yılında Kastamonu’ya tayin edilen vali Abdurrahman Paşa da, kurtuluşun ancak eğitim ile mümkün olabileceğini göz önünde bulundurmuştur. İl merkezinde önceleri idadi ardından sultani olarak, İstanbul ve Galatasaray liselerinden sonra üçüncü ve Anadolu’da ilk lisenin temellerini atmıştır. Tarihi niteliği ile birlikte ileri de önemli devlet adamları ve sanatçıların yetiştiği bu okul sıralarında Rıfat Ilgaz’da oturmuş ve hatta Hababam Sınıfı efsanesine burada başlangıç vermiştir.

Abdurrahman Paşa lisesi bir toplumsal dayanışmanın ürünüdür aynı zamanda. Hazineden ayrılan bütçe haricinde, halkın para biriktirerek ve komisyonlar kurarak inşa ettirilen Abdurrahman Paşa lisesi, barındırdığı tarihi misyonu ve kurulduğu ilk günden bu yana elde ettiği tüm başarıları ile hem yetişen nesillere hem de ziyaretçilerine kapılarını açmaktadır. Sizler de bu derin manevi izler taşıyan tarihi liseyi ziyaret edebilir ve eskimiş sıraların, siyah tahtaların arasında geçmişe dokunabilirsiniz.

Münire Sultan Medresesi (El Sanatları Çarşısı)

18. yüzyıl ortalarında Reisü’l- Küttap Hacı Mustafa Efendi tarafından yaptırılan medrese, esasen bir astronomi okuludur. Pedagojik anlamda gerçekten üzerine araştırma çalışmaları yapılması gereken bir eğitim kurumudur. 5-6 kişilik sınıflarda eğitim hizmeti görmüş ve hizmette bulunduğu dönemlerde çok önemli bilim adamları yetiştirmiştir. Şehirde ünlü Nasrullah Camii’nin hemen güney cephesinde bulunan medrese 2002 yılından bu yana el sanatları çarşısı olarak hizmet vermektedir. Çarşının iç yapısı, Türk- İslam mimari öğelerini taşımakta olup, yöre halkının giyim kuşam, aksesuarların ve ahşap el işi ürünlerin, yöresel taş baskı kumaşların satışa sunulduğu bir mekana sahiptir. Girişinde bulunan meşhur Münire Sultan Sofrasına uğrayarak etli ekmeğinden, bandumasına, tiritten yöresel helvalarına çeşit çeşit lezzetlerinden tadabilirsiniz.

Medresenin inşasında kullanılan işlemeler ve bina tasarımına bakacak olursak, Marsilya olarak bilinen yerli kiremit, az sayıda kişiyi barındırabilecek 15 kadar oda, 2 metre genişliğinde açık- sundurma koridor bulunup, yuvarlak taş sütunlara oturtulmuştur. Tuğla hatıllı duvar yapısına sahiptir. Ancak 1224-1279 hicri yılları arasında dört kez onarım görmüş ve 2002’den itibaren çarşı olarak hizmet alanına geçmiştir.

Nasrullah Camii

Nasrullah Camii, şehrin Osmanlılar’ın eline geçtikten sonra yapılan ilk camisi olma niteliği olması bir yana, Bizzat Mehmet Akif Ersoy tarafından ilk kez İstiklal Marşı’nın okunduğu cami olması yönüyle de dikkat çekmektedir. Nasrullah Camii, Kastamonu Merkez, Hepkebirler Mahallesinde, aynı adla kurulmuş meydanda bulunmaktadır. Üzerinde bulunan birden fazla kitabe sayesinde günümüze gelene kadar geçirdiği tarihi süreçte, 1506 yılında müderris Kadı Nasrullah tarafından yaptırılmış olup 1746 yılında Hacı Mustafa Efendi tarafından genişletilmiştir. Son olarak 1875 yılında dönemin valisi Nadir Paşa tarafından restore ettirilmiştir.

Caminin etrafında en çok dikkat çeken diğer yapılar, caminin doğu kısmında Nümaniye Medresesi, güneydoğu tarafında ise yukarıda da bahsettiğimiz Münire Sultan Medresesi bulunmaktadır. Camii’nin Kubbeli Ulucami şeklinde ki görünümü, eski yapılarda genellikle denk gelinen kesme moloz taş yapılardan ayrı bir hava katmaktadır. Kırk pencere ile aydınlanan caminin kalem işlemeleri Kastamonu’lu hattat Ahmed Şevki Efendi’ye aittir.

Halk arasında yaygın bir söylentiye göre, Nasrullah Camii şadırvanından bir defa su içen kişi, Kastamonu’ya ya yerleşir ya da en az yedi defa ziyaret gerçekleştirir. Oysa Kastamonu’nun havasından bir kere solumak, bir köy evinde akşamleyin banduma sofrasına oturmak bile, sizi o şehre aşık etmeye zaten yetecektir. Caminin iki adet fıskiyeli havuza sahip şadırvanları vardır. Su havuzları ilk yapıldığı dönemin eseri olmakla birlikte şadırvanlar Bedii adlı bir hayırsever tarafından 1752’de yaptırılmıştır. Kastamonu’nun en büyük ve kanımca en ihtişamlı camisini, kültürel değerlerini sizler de canlı canlı görüp, iç huzurunuzu arttırabilirsiniz.

Şeyh Şaban-ı Veli Türbesi

Hz. Pir Şeyh Şaban-ı Veli, kesin olmamakla beraber 1490’ lı yılların başında Taşköprü’de dünyaya geldi. Daha doğmadan babasını ve üç yaşında annesini kaybetmiş, hayırsever bir kadın tarafından hem ahlaki hem de akli yetişkinliğe tez zaman da ulaşması için yetiştirilmiştir. Kastamonu medreselerinde okumuş olsa da İstanbul’a da eğitim almaya gitmiştir. Veli’nin külliyesinde dergah, şadırvan, kütüphane, camii, asa suyu ve türbe bulunmaktadır.

Anlatılan odur ki, Hz. Pir, hacca gidip hac vazifesini yerine getirmiş ancak geri döndüğünde komşularına ve öğrencilerine zemzem suyu getirmeyi unutmuştur. Bu duruma çok fazla üzülmekle birlikte tarifsiz bir mahcubiyet yaşamıştır. En sonunda dayanamayıp elindeki asasını yere vurmasıyla birlikte, yerden su fışkırmaya başlamıştır. O günden sonra Kastamonu’da zemzem çıktığı bilinmektedir. Bir diğer anlatı da Nuh tufanı sırasında Cebrail (a.s) kabenin çevresinden aldığı toprağı, dünyanın dört bir tarafına dağıtmış ve toprak kütlelerinden bir kısmı bugün Hz. Pir’in bulunduğu evin çevresine isabet etmiştir.

Anlatılar, kimine göre aşırı abartı, kimine göre ise gerçekleşmesi imkansız gibi görünse de bizzat burada bulunan türbeye ve çevresine birkaç kez gitmiş birisi olarak belirtmeliyim ki, külliyenin çevresinde bulunan taşlıkların Mekke’de ki kayalıkları andırdığı, şadırvandan içilen suyun ise zemzem tadında olduğu bir gerçektir. Ve suyun kaynağı tıpkı kutsal topraklar da olduğu gibi burada da bilinmemektedir. Suyun şifalı olarak bilinen özelliğinden, her gittiğinizde sıraya girmiş insanlarla rastlaştırması, bu alanın şehre katmış olduğu manevi derinliği, hissedecek olmanın verdiği heyecana sizler de tanık olmalısınız. Ziyaretiniz sonrasında, etraftaki etli ekmekçiler de bir ziyafet çekebilir hemen sırasında bulunan kentin geleneksel ürünlerinin satıldığı dükkanları ziyaret edebilir ve yakınlarınız için hediyelik eşyalar alabilirsiniz.

Müzeler

Kastamonu Kent Tarihi Müzesi

2002 yılında Tarihi Kentler Birliği’nin almış olduğu karar doğrultusunda kurulan müze, bugün ülkemizin ilk kent tarihi müzesidir. Müzenin kuruluşundaki asıl amaç, kente ait yazılı, basılı ve görsel dökümanları açığa çıkarmak ve koruma altına almaktır. Müze de en çok dikkat çeken iki önemli obje, 1904 tarihinde yapılmış Anadolu’nun el yapımı ilk konsol piyanosu ve 1907 yılında Sanayi-i Nefesi Mektebi öğrencilerinin işlediği 40 m2 lik dokuma halıdır. Bugün Kastamonu Hükümet Konağı’nın hemen alt katında bulunan müzenin, en önemli yönleri arasında başı çeken özelliği, kent tarihi ve kültürüne ilişkin olarak kullanılabilecek büyük bir arşiv alanı olmasıdır. Sizler de bu müzeyi ziyaret ederek, kentin geçmişinde günlük hayata dair izlere rastlayabilir ve çeşitli arşiv çalışmalarını, müze yetkililerine bildirerek kentin tarih ile arasında olan bağları daha da güçlendirebilirsiniz.

Kastamonu Arkeoloji Müzesi

Milli Mimari akımının kurucusu Mimar Kemalettin Bey tarafından, 1917 yılında planlanarak inşa edilen müze binası hem yakın tarihimizden hem de çok uzak devirlerden izler taşımaktadır. Müze genel olarak üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk ana bölümde mezar- lahit ve heykel işlemeleri göze çarpmaktadır. İkinci ana bölümde, Kastamonu’nun yakın tarihte en önemli tarihi kıymetlerinden biri olan Şapka Devrimi’ne dair olarak, çeşitli şapka ve başlıklar bulunmaktadır. Burada aynı zamanda Atatürk’e ait kıyafet ve aksesuarlar da sergilenmektedir. Üçüncü ana bölümde ise Antik ve Anadolu Roma dönemlerine özgü taş, cam, toprak yapılar ile Devrekani Kınık kazılarında elde edilen bulgular sergilenmektedir. Müzede bulunan en önemli eserlerden biri de Hititlere ait adına Rython denilen kaplar ve hiyeroglif işlemeli çanaklardır.

1951 yılına resmi açılışı yapılan müzenin 2015 tarihinde envanter sayımı sonucu yaklaşık 33.000’e yakın obje bulunduğu kayıtlara düşmüştür. Hem büyükşehirlerin hem de diğer illerimizde aslına görmeye alışkın olduğumuz bu tür müzeler hem tarihe hem de medeniyetin yaşatılmasına ve devam ettirilmesine büyük katkılar sunmaktadır. Sizler de Kastamonu’nun arkeolojik ve yakın dönem tarihi izlerine Arkeoloji Müzesinde uğrayabilir ve şehrin geçmiş dokusuna ait birikim elde edebilirsiniz. Dünya arkeoloji akademisi için bu müzede bulunan ve Hitit Dönemine ait cam işlemeli deniz kabuğu objesi de büyük önem taşımaktadır.

Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Merkezi ve 75. Yıl Cumhuriyet Müzesi

Kastamonu’da ünlü Hükümet Konağı’nın da mimarı olan ve ülkemizde milli mimari akımının öncülerinden Mimar Vedat Tek adına 2000 yılında yapılan ve 2007’de çeşitli onarım ve eklemelerle bugünkü halini alan söz konusu mekanın içerisinde dantel ve şapka müzeleri, bebek koleksiyonu, üç bölümlü galeri, silah koleksiyonu ve rölyefli salon bulunmaktadır. Ancak ben bu başlık altında sizlere Türkiye’de bir ilk olma niteliğine sahip olan şapka ve dantel müzesini de tanıtacağım.

Şapka Müzesi

Tarih boyunca giyim kuşam şekli ve başlıklar hatta mezarların başlık kısımlarının bir serpuşu, sarığı, fesi andırıyor olması o coğrafyanın kültürel özellikleri hakkında bize önemli bilgiler sunmaktadır. Türkler’de tarihin her devrinde çeşitli uygarlıklarla bütünleşerek kendilerine özgü başlıklar geliştirmişler ve bunu bir kültüre dönüştürmüşlerdir. Kastamonu’da bulunan şapka müzesi başta Mustafa Kemal Atatürk’ün giydiği şapkalarla birlikte ülkemizde her dönemde giyilen ve özellikle fötr tipi olmak üzere kadın- erkek çeşit çeşit şapkaları bulundurmaktadır. Hatta size bu müzede Hunlar döneminden bu yana Türkler’in kullandığı tüm başlıklar sergileniyor dersem sanırım biraz daha merak uyandırabilirim.

Aktif siyasi yaşamında karikatürler de dahi elinde ki şapkayla temsil edilen ve bir dönem ‘şapkayı gaptırmam’ çıkışıyla milletimizde bir tebessüm uyandıran merhum Cumhurbaşkanımız Süleyman Demirel’in şapkası da burada bulunmaktadır. Beraberinde birçok devlet adamı ve ünlülerin kullandığı şapkalarla birlikte toplamda 800 şapka burada siz ziyaretçilerini bekliyor. Eminim ki müzeyi gezerken kendinizi, kimi zaman bozkırda at sırtında kimi zaman bir paşazade’nin huzurunda kimi zaman da bir Cumhuriyet balosunda bulacaksınız.

Dantel Müzesi

Mimar Vedat Tek Kültür ve Sanat Merkezinde sergilenen ve Şapka Müzesi gibi Türkiye’de tek örnek olan Dantel Müzesi, 1800-1980 arası yapılan çeşitli türden dantel ve oya işlerini bulundurmaktadır. Ancak müzenin yine çeşitli bölümlerinde eski dönemlerde kullanılan porselen türlerine de rastlamaktayız. Bu porselenler hem ebat hem de etrafında ki ince işlemeler ile ziyaretiniz esnasında siz de muhteşem bir ilgi uyandıracaktır. Müzede kenar, ara, uç ve şapka türlerinde yaklaşık 400 eserle ziyarete açılmış durumdadır. Müze de kente özgü bir tasarım olan, Kastamonu Çarşaf Bağları ve Kastamonu Fanilası da müzenin kendine has manevi dokusu haricinde ayrı bir anlam katmaktadır.

Kastamonu Hologram Merkezi

Yunanca Holos ve Gram kelimelerinin birleşiminden oluşan hologram günümüz kullanımıyla dalga boyutlarının yeniden sınırlandırılması anlamına geliyor. Herhangi bir bir nesneye ait bir görüntünün dalgalar aracılığıyla lazer bir görüntüsünün elde edilmesiyle oluşturulan hologram bugün, iletişim ve turizm sektöründe de önem arz etmeye başlamıştır.

Ülkemizin ilk hologram merkezi olarak kabul edilen ve bir yönüyle bir müze görünümüne de sahip Kastamonu Hologram Merkezi, 2018’de Kastamonu’nun Türk Dünyası Kültür Başkenti olması sebebiyle de önemli bir atılım oldu. Böyle bir girişimde önemli emekleri olan KASGEG genel başkanı Zafer Küçükşabanoğlu ile yapılan röportajda, Kastamonu’ya gelip etraflıca gezebilme imkanı olmayan ya da yurt dışından gelen turistler için bir tanıtım alanı niteliği olduğu belirtilmiştir. Hologram’da oluşan görüntüler içerisinde Sultan Alparslan ve Kanuni Sultan Süleyman ile birlikte şehrin önemli mimari- manevi motifleri arasında yer alan Kastamonu Kalesi, Saat Kulesi, Nasrullah Camii, Konaklar, Şeyh Şaban-ı Veli Külliyesi’ne yer verilmiş olup genel anlamda hem Kastamonu hem de Anadolu Türk-İslam medeniyeti için önemli bir proje olarak kabul edilmektedir. Hologram Merkezi, Kastamonu Turhan Topçuoğlu Şehir Parkı’nda bulunmaktadır.

Şehit Şerife Bacı Kültür Evi

Kurtuluş Savaş demek Anadolu insanının büyük fedakarlıkları ve dünya tarihinde emsali görülmemiş bir zaferin çelikten azmi demektir. Savaş boyunca sadece cephe de değil, cephe gerisinde de gerek teşkilat, gerek ikmal, gerek birlik ve beraberlik için önemli şahsiyetler ortaya çıkmıştır. Bahsettiğim önemli şahsiyetlerden biri de Seydilerli Şerife Bacı’dır. İnebolu’dan yüklediği kağnıları İstiklal Yolu boyunca Ankara’ya taşımak için kağnılarla yola çıkan Şerife Bacı, kötü hava koşullarından ötürü hem mermiler ıslanmasın hem de daha birkaç aylık çocuğu üşüyerek zarar görmesin diye kendi yaşamını hiçe saymıştır. Topların üzerine yavrusunu sardığı battaniyeyi örtüp kendisi de yavrusunun üzerine bir örtü olan bu mübarek ruh, bugün Seydiler Şehit Şerife Bacı Kültür Evi’nde tüm ulusumuza ve insanlığa tanıtılmaktadır. Ahşap yapılı bina da gerek savaş koşullarında, gerekse o dönemin günlük yaşamına ait izlere rastlayacak ve Anadolu’ya özgü sedirlerde bir kültüre tanıklık edeceksiniz. Çeşitli işlemeler, el oyaları, yastıklar ile bir medeniyeti sizlere çağrıştıracak olan bu ev de eski yemek yeme alışkanlıklarının gösterildiği görsellere de şahit olacaksınız.

Kastamonu Etnografya Müzesi

Kastamonu’da Liva Paşa Konağı olarak bilinen ve 1880’li yılların sonuna doğru dönemin il genel komutanı Mir Liva Sadık Paşa tarafından yaptırılan bu yapı, 1997 yılından itibaren müze olarak kullanılmaktadır. 4 katın 3’ü aktif olarak kullanılmakla birlikte her katta ayrı bir anlam taşıyan birbirinden farklı konularda nice değerler vardır. Örneğin ilk katta, Kastamonu’ya ait eski resim ve yayınlar ikinci katta, kente özgü hem süs hem de günlük ihtiyaçlar doğrultusunda kullanılan zanaat işi çalışmalar. (Semer, koşum takımları, dokumacılık, yemenicilik, taş baskı) 3.katta ise sanki eski bir Anadolu evi timsali geleneksel odalar bulunmaktadır.

Aynı zamanda her bir odanın kendi işlevine uygun olarak mankenler oluşturulmuştur ve böylece o odalarda farklı görsel zenginlikler bulunmaktadır. Müzenin en önemli figürleri arasında 2. Katta bulunan ve kentin en önemli sanat eserleri arasında sayılan Kasabaköy Köyü Mahmutbey Camisine özgü giriş kapısıdır. Kastamonu Etnografya müzesi tüm geleneksel, mimari donanımıyla siz değerli konuklarını bekliyor. Anadolu’nun görsel bir ezgisidir. Kastamonu, bu eşsiz kültürel ezgiyi hissederek bu müze de yeni bir ruh kazanacaksınız.

Şeyh Şaban-ı Veli Vakıf Müzesi

Türbeden yukarı doğru merdivenlerden çıktığınızda bizleri külliyeye ait bir müze karşılıyor. Bu müzede Şeyh Şaban-ı Veli Hz. İle öğrencilerine ait olan cübbe, sarık, şallar ile birlikte Kastamonu’ya özgü motiflerle oluşturulmuş kandiller ve dokuma halılar da bulunmaktadır. Ayırca 1600’lerden kalma Sadaka Taşı, 1100’lü yıllardan kalma ve ince bir tarzda yazılı olan Kuranı Kerimler müzeye ayrı bir hava katmaktadır. Müze geçmiş dönemlerde Kastamonu ve çevresinde kullanılan eşyalarla birlikte, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait kurumlar aracılığıyla çevre illerden gönderilen eser ve eşyaları da bulundurmaktadır. Ziyaretçiler, ücretiz olarak müzeyi gezebilirler. Eminim ki bir dervişin otağında manevi bir huzura ermek çok az insana nasip olur, bu fırsatı mutlaka değerlendirmelisiniz.

Antik Kentler

Makalenin giriş kısmında belirtmiş olduğum, nice medeniyetlerin gelip yurt edindiği Kastamonu toprakları sadece üstünde değil, altında ve akademik çalışmalarla gündeme gelen çeşitli alanlarında da büyük bir değer barındırmaktadır. Bu başlık altında şehrin antik dönemdeki hali olan Paflagonya’yı ve Pompeopolis Antik Kentini inceleyecek ve kaya mezarlarıyla birlikte bir tapınak, bir tümülüs-kurgan inceleyeceğiz.

Paflagonya- Pompeipolis Antik Kenti

Bugün Anadolu Karadeniz’in Batı ve Orta bölümlerine tekabul eden Paflagonya Kastamonu’yu da içine almakla birlikte Sinop, Bartın, Zonguldak, Çankırı, Samsun’u da kapsayan ve antik dönemde Pontus ve Bitinya arasında kalan bir bölgenin adıdır. Denizcilik ve gemi ticaretinde önemli bir ivme kaydeden Paflagonyalılar, geçmiş haritalardan günümüze üç önemli yöre Ginoli, İstefan ve Ayandun’dur. Bu bölgeler Paflagonyalılar’ın yayılım alanı hakkında bize bilgi vermektedir.

Pompeipolis Antik Kenti, Paflagonya eyaletine bağlı olarak M.Ö 64’te bugünkü Taşköprü’de kurulmuştur. Yapılan kazılarda elde edilen bulgular hem kent merkezi hem de Taşköprü’de bulunan arkeoloji müzelerinde sergilenmektedir. Kazıların sonucunda elde edilen veriler kentin, Efes ile Zeugma’ya benzer nitelikler taşıdığını göstermiştir. Kente ait bulgular arasında daha çok mozaiklere rastlanmakla birlikte M.Ö 400’lerde bir psikoposluk merkezi olup önemli bir inanç merkezi olmuştur. Belirli bir döneme kadar Paflagonya’nın başkenti olmakla beraber, Marcus Aurellius döneminde Sebaste şehri de Paflagonya’ya başkent olmuştur. Bugün antik kentler denildiğinde en çok akla Ege ve Akdeniz geliyor. Ancak ülkemizin her yerinde bu türden değerleri görmek mümkün. Kastamonu’da bulunan Paflagonya ve şehir merkezine kuzey yönünde 45 km uzakta bulunan Pompeipolis, tarihi alanıyla ve müzelerde sergilenen buluntularla sizleri bir heyecana ortak olmaya davet ediyor.

Evkaya Mezarları

Şehrin bilinen en eski tarihi Orta Tunç Çağı’na dayanan Kastamonu’da bugüne kadar 120 civarı kaya mezarı bulunmuş ve bunlardan en eskileri bugün Merkez’e bağlı Saraçlar Mahallesi etrafındadır. Evkaya Mezarı iki taraflı olup sağ tarafı M.Ö 7 ve sol kanadı da M.Ö 1’de Romalılar tarafından inşa edilmiştir. Önemli kabartma ve işlemelerin halen daha ayırt edilebildiği bu mezarlar da toplam da 8 adet kaya mezarı bulunuyor. Frigler döneminde oluşturulan kaya mezarlar Potnea Thoreon- Hayvanlar Hakimesi Tanrıça- işlemesiyle ilgileri üzerine toplamaktadır. Yüksekliği tabandan 8 metre olup 3 ayrı girişi ve 3 ayrı odası bulunan Evkaya Mezarları’nın kurucu medeniyetlerin bölgeden çekilişinden itibaren, atıl durumda bırakıldığı bilinmekte olup ve Kastamonu il kültür ve turizm otoritelerince yeniden Kastamonu kent turizmine dahil edilmiştir.

Kalekapı (Donalar) Kaya Mezarları

Kastamonu’da Paflagonya döneminde yapıldığı bilinen ve yöre halkı tarafında Kalekapı olarak isimlendirilen Donalar Kaya Mezarları Taşköprü’ye 17 km uzakta ve bugün Süleymanlar köyü sınırları içerisinde yer almaktadır. Üzerinde taşıdığı hayvan motifleri ile birlikte kanatlı at (Pegasus) figürünün de bulunması sebebiyle Pers ve Yunan kültürüne özgü izler taşımaktadır. Kalekapı Kaya Mezarının kentte ki diğer kaya mezarlarından ayrı olarak önemli farkı aradan geçen yüzyıllara rağmen üzerinde ki işlemelerin hala ayırt edilebiliyor olmasıdır. Taşköprü de böylesine önem taşıyan ve yaklaşık 2700 yıllık bir geçmişi barındıran Kalekapı Kaya Mezarı, maalesef kaderine terk edilmiş bir durumu söz konusudur.

Yetkililer her ne kadar önlem alsalar da yakın zamana kadar definecilerin ve hava koşullarının etkisiyle önemli parçalarını yitirmiştir. Taşköprü antik kalıntılar konusunda adeta bir deniz gibidir. Kalekapı haricinde, Bademci, Direkli, Aygır Kalesi, Urgancı adından kaya mezarları da bulunmaktadır ve bunların dışında yine kayıtlara geçmiş, dikkate değer sayıda höyükler ve tüneller bulunmaktadır. Hem araştırmacılar hem de meraklıları için elbette kaçırılmayacak bir seyahat sizleri bekliyor.

Meyre (Zeus Bonitenos) Tapınağı

1900’lü yılların başlarında tapınağın girişinde bulunan kitabe Alman Hirchfeld, Doublet, Preusers, Dettenberk tarafından şu şekilde tercüme edilmiştir;

‘‘Hayırlı olsun. Atalarının taptığı tanrı Zeus Benitemas`a müdür, atadan kalma kabile reisliğini alan, mukaddes yerleri kurmuş, hususi has ve birinci memur olan ve mabedin temelini atan ve Arimios diye isimlendirilen Gaios`un oğlu Markos Aurellios Alexandros ki o kabile reisi has kurucu, besleyici, Pontus eyaletinin baş rahibi olup pek itibarlı, Amastris şehrinin en büyük memuriyetini icra etti. Bitinya ve Pontus eyaletinin baş rahibi idi. Mukaddes Antnios tafından (İmparator Caracalla) şöhret gördü. Devletin bütün hürmetli memuriyetlerine itibar kazandı. Nihayet Aurellios Alekxandros 279 yılında hevesle mabeti yaptı ve techiz etti.’’

Bu kitabe de yapıldığı dönemde hitap ettiği çevre halkı için büyük bir ihtişam uyandırmış olması muhtemel bir tapınağın olduğunu anlayabiliyoruz. Roma İmparatorluğunun zamanla bölgeyi fethederek tapınak kiliseye çevrilmiştir, bu sebeple günümüzde mabed olarak anılmaktadır. Bugün Daday ilçesi, Aktaştekke Köyü Meyre Mahallesinde bulunan, bu devrin en görkemli tapınağın birçok parçası günümüze kadar ulaşabilmiştir. Her ne kadar etrafı şu an yapraklarla örtülmüş olsa da, tapınağın mimari planı ya da üzerinde bulunan kabartmaları görünce sanki o an Romalılar ya da daha önceki devirlerin medeniyetleriyle bir araya gelmiş gibi hissedeceksiniz. Tapınağın giriş kısmından alta doğru bir hamam ve tapınağın üzerinde ağaç ve çelenk motifli işlemeleri gördükçe geçmiş medeniyetlerin el zanaatlarında ne kadar önemli bir ilerleme kaydettiklerini sizler de göreceksiniz.

Devrekani Kınık Ören Yeri

Kastamonu’da medeniyete dair ilk izler Orta Tunç Çağında görülüyor. Her ne kadar Hititlerin bu bölgelere ulaşamadığı şu ana kadar yapılan çalışmalarda öngörülmüş olsa da yine de bu bölge de yapılan kazılarda her şeyden Hititlere ait birtakım objelere rastlanılmıştır. Ayrıca 1996’dan 2006’ya kadar sürdürülen çalışmalarda metal ve metal işlemek için kurulmuş fırınlara rastlanılmış olması, o dönemde Pala adı verilen, kültür içinde yaşayan insanların cevherin kullanımına dair bilgilerinin olduğunu bizlere sunmaktadır.

Bölgeye yakın olan Delibeyoğlu sırtında, Hitit dönemine ait kaplar bulunmuş ve bu bölgenin 3 tabaka halinde bir iskan yapıldığı bilinmektedir. İlk tabaka Geç Kalkolitik /Erken Tunç, ikincisi Erken Tunç sonu Geçiş Devri ve üçüncüsü ise Demir Çağı’na aittir. Kınık bölgesi Kastamonu kültürel çevresine hitap etmekle birlikte Orta Anadolu kültüründen de izler taşır. Biraz yüksek bir tepe de üst üste oturmuş kayalıklar olarak görülen Kınık Öreninde sizleri derin bir tarih ve kültür bekliyor.

Selmanlar Tümülüsü

Tümülüs bugünkü anlamıyla höyük ya da eski Türk geleneklerinde sıklıkla rastladığımız kurganlar olup, odalar şeklinde inşa edilmiş mezarlardır. Ancak aradan yüzyıllar geçse dahi ölen kişiyle gömülen değerli eşyalar, yüzyıllar ötesine büyük izler taşımakta ve tarihle bir köprü kurulmasına yardımcı olmaktadır.

Kastamonu Ağlı ilçesinde bulunan bu tümülüs 2012’den bu yana Kastamonu Arkeolji Müzesi tarafından koruma altına alınmıştır. Tümülüsün kapak kısmında ayakucuna doğru oluşturulmuş bir tasvir de ölen kişi ailesiyle birlikte resmedilmiştir. Ayrıca tümülüs hemen yakınında bulunan duvar üzerinde, ölen kişinin altın işlemeli bir miğferi elinde taşıyıp, eski inançlara dayanarak medusa işlemeli bir kalkan ve kılıcı tutarak tasvir edilmiş olması yaşadığı devrin önemli bir komutanı olduğu izlenimini vermiştir. Böyle bir rölyef sadece görsel bir zenginlikten de öte eski çağlarda daha askeri teşkilatın ve aynı zamanda aile kavramının önemini gözler önüne sermiştir. Günümüzde bu tür kazıların her biri bir nimet. Sizler de mutlaka bu kazı alanlarını deneyimlemelisiniz.

Doğal Güzellikler

Kastamonu denilince akla ilk gelecek harikuladeleri makalenin daha ilk cümlelerinde belirtmiştim. Bu sebeple anlatımı tekerrüre düşürmeden sizleri bu doğa harikalarıyla baş başa bırakmak isterim.

Loç Vadisi

Manda Yuvası filmini mutlaka izleminizi önermekle birlikte, burada bulunan doğal güzellikler HES’lerin çilesini çektiler. Nitekim halkın verdiği hukuki mücadele doğanın lehine sonuçlandı. Bugün Loç Vadisi Cide’ye bağlı olup, yeryüzünde sadece bu bölgede yetişen 30’a yakın endemik bitki türünü barındıran ve orkideleriyle ünlenen bir cennettir adeta. Ayrıca su sporları açısından oldukça elverişlidir. Bildiğim kadarıyla her yıl düzenli olarak rafting yarışları düzenleniyor. Çevresinde sadece beş köy bulunan Loç Vadisi, Karadeniz’e 10 km mesafede olup, Devrekani Çayı ile de birleşerek uzun bir yol oluşturuyor.

Tarihi açıdan ise etrafında bulunan geniş ormanlık alan 18. Yüzyılda Osmanlı donanmasının yaşadığı Navarin felaketini kısa sürede toparlayabilmek için kullanılmıştır. Yanan ve kullanılamaz hale gelen gemiler için yeniden yapım sürecinde, bu bölge çevresindeki ormanlar oldukça fayda sağlamıştır. Hem tarihi hem de coğrafi önemi bir yana her yıl düzenlenen yarışma ve festivaller düzenlenen Loç Vadisi, mutlaka görülüp farkındalığı sağlanılması gereken bir değerimizdir.

Valla Kanyonu

Sizleri dünyanın en derin ikinci kanyonu unvanına sahip bir doğa harikası ile tanıştırmak isterim. Pınarbaşı ilçesi Muratbaşı köyü’nden başlayan Valla Kanyonu, yola çıkıldıktan sonra geri dönmesi pek mümkün olmayan ancak Cide’nin Hamitli Köyü’nden çıkılabilecek bir doğa harikasıdır. 800-1200 metre arası yükseklikte bulunan kayalıklar ile kimi zaman kopma riskiyle bizleri karşı karşıya getirse de bu güzellikler arasında kendinizi doğayla bir bütün halinde bulacaksınız. Her yıl su sporlarına ev sahipliği yapan Valla Kanyonu’nun çevresi kartal, akbaba gibi sık görülen yırtıcılarla doludur. Bunu da belirtmek sanırım bir insanlık vazifesi olacak.

Kanyon’da yanınızda bir rehber bulundurmadan yola çıkmak yasak, aynı zamanda kanyon geçişi öncesi kısa bir eğitimden geçmeniz gerekmektedir. Mevsim yağışlarından kaynaklı su birikintileri, su altında görülmeyen kayalıklar kimi yerlerde meydana gelen dar geçişler sizleri derin bir heyecana sürükleyecek ve unutamayacağınız anlar yaşatacaktır. Çeşitli sağlık sorunlarından ya da biraz da çekimserlikten ötürü, kanyon geçişine katılamasanız bile, seyir terasında sizleri pastoral tablolara taş çıkartacak bir doğa manzarası bekliyor olacaktır.

Gideros Koyu

Tarihte ilk coğrafyacı olarak bilinen Strabon, bu bölge de ilk yerleşimlerin Amazonlar döneminde yapıldığını söylemektedir. Amazon tarihi genellikle kadın egemen bir devirdir. O günlerden günümüze bölge de bu ruh sanırım pek değişmedi. Her ne kadar başka medeniyetlerle savaşan Cideli kadınlara rastlamasak da bugün Cide’de günlük ihtiyaçların temini ya da kültürel, ticari faaliyetler içinde kadınlara çok sık rastlamaktayız. Cenevizliler’in Kytoros olarak isimlendirdiği Gideros Koyu bugün Karadeniz kıyısında adeta saklı bir cennet. Homeros’un destanlarında bile adı geçen koy, jeolojik yapısı itibariyle de tarih boyunca yerleşik halk için bir koruma bölgesi olmuştur.

Günümüzde Gideros Koyu çok bilinmemesine rağmen, dünyada yeşil ile maviyi bu derece bir araya getirebilen ve verdiği ihtişamı ile eşine az rastlanılabilecek bir koydur. Sizler de bu koyda hem yüzebilir hem de balık tutabilir, akşam üzeri tepede bulunan restoranlarda Karadeniz’i izleyerek güzel bir yemek yiyebilir, doğa turlarına çıkabilirsiniz. Cide merkezine 11 km uzaklıkta bulunan bu küçük cennete uğramanız, eminim ki sizin için eşsiz bir deneyim olacaktır.

Yeşilyuva Tabiat Parkı

Abana- Çatalzeytin karayolu üzerinde bulunan Kastamonu Merkeze 97, Abana’ya 3 km uzakta bulunan parkı bitki türleri ya da florasında, kayın, meşe, gürgen, sarıçam, kestane, kızılçamlar, faunasında ise sansar, karaca, gelincik, yaban domuzları, çulluk, baykuş, sakarmeke, ağaçkakan ve diğer yabani hayata dair memelileri ve sürüngenleri barındırmaktadır. Abana’ya bağlı Hacıveli mevkiinde yer alan tabiat parkında, denize girebilir, piknik yapabilir, belirlenmiş mangal ocaklarında mangalınızı yapabilir, park içini gezip güzel fotoğraflar çekebilirsiniz. Ayrıca kamp tutkunları için mutlaka görülmesi gereken bir park olup, böyle bir coğrafya da yeni güne uyanmak ya da arkadaş sohbetlerini buraya taşımak, sizler için kaçırılmaması gereken bir fırsattır.

Ginolu Koyu

Ginolu’da tıpkı Gideros gibi şirin mi şirin bir doğa harikası. Çatalzeytin de yer alan Koy’un en önemli yönlerinden biri çok temiz ve özellikle küçüklerin girip yüzebileceği liman tarafının bulunmasıdır. Bunun dışında sadece yüzmek değil bir hafta sonu sevdiklerinizle vakit geçirmek için mutlaka değerlendirilmesi gereken yerler arasındadır. Tepede salıncağa binebilir vaktiniz varsa Çatalzeytin Kalesini’de keşfedebilirsiniz. Kastamonu koylarıyla ayrı bir güzelliği bulunan ve bunu kentin hem kültürel hem turistik faaliyetleri açısından iyi değerlendiren bir kent otoritesine sahiptir. Ginolu koyu Çatalzeytin’in Doğan köyü sınırlarında bulunup ilçe merkezine 6 km uzaklıktadır.

Küre Dağları Milli Parkı

Tarihin ilk coğrafyacısı olarak kabul edilen Strabon, yazmış olduğu Geographika adlı eserinde Küre dağları ve çevresine yönelik olarak, ‘‘en iyi cins şimşir ağacı en çok Amastris (Amasra) topraklarında yetişir.’’ diyerek tarih öncesinden bugünlere uzanan bir izlenimde bulunmuştur. Avrupa’nın Seçkin Milli Parklar Ağı olarak bilinen Pankars’ın ülkemizden ilk üyesi olan Küre Dağları yaklaşık olarak 34.000 hektar dağ alanı ve çevresindeki tampon bölgeyle birlikte, yaklaşık 135.000 hektar alandan oluşmuştur. Dağların %52’si Amasra %42’si ise Kastamonu sınırları içerisindedir.

Evliya Çelebi bu bölge için ‘ağaç deryası’ ifadesini kullanmıştır. 200 yılında milli park kabul edilen Küre Dağları, içerisinde ki ekolojik yaşamı koruma altına almak doğrultusunda çevre bilimlerine ‘tampon bölge’ kavramını kazandırmıştır. Yaban kedileri, bozayı, su samurlarının sık görüldüğü bir faunaya sahip olan Küre Dağları bir esasen bir plato üzerine kuruludur. Toplamda 129 kuş ve ülkemizde yaşayan 48 memeli türü barındırmaktadır.

Küre Dağları’na Kastamonu’dan gidecekseniz, Pınarbaşı, Azdavay, Şenpazar, Cide’den, Bartın’dan gideceksiniz Kurucaşile, Arıt ve Ulus ilçelerinden ulaşabilirsiniz. Valla Kanyonu, Horna Kanyonu, Ilıca Şelalesi, Ilgarini Mağarası, Armutlu Çayırı ve daha nice harikaları ile Küre dağları hem gezip görmeniz hem de çeşitli doğa sporları için sizlere kapılarını açıyor.

Çatak Kanyonu

Çatak Kanyonu Bugün Azdavay ilçesinde bulunan ve yaklaşık 7 km uzunluğunda 1000 km yükseklikte bulunan Kanyon’un en çok ilgi çeken özelliklerinden biri de bir seyir terasının bulunmasıdır. 5 TL vererek sizler de Çatak Kanyonu’ndan Azdavay manzarasını seyredebilir memleket kokusunu ciğerlerinize doldurabilirsiniz. Kanyon’a ulaşımda elbette şahsınıza ait aracınızı da kullanabilirsiniz ancak şahsen tabanvay kullanmanızı tercih ediyoruz. Ormanlık alanda yürüyüş süresi yaklaşık 20 dakika süren parkurda ilerleyerek, sizler de bu bölgeyi en ince ayrıntısına kadar keşfedebilirsiniz. Kanyona merkezden gitmek için en uygun ulaşım yolu İnebolu- Küre yoludur. Çatak köprüsünün 1-2 km aşağısında başlayan kanyonun bahsettiğim parkuru boyunca en fazla dikkat etmeniz gereken şey, etraftan çıkacak yabani hayvanlardır. Yani ‘‘ayu çıkabilü’’ dikkat etmek gerekir. Çatak Koyuna gidipte sınır ilçe olan Pınarbaşı’nda bulunan Ilıca Şelalesini mutlaka görmenizi tavsiye ederim.

Ilıca Şelalesi

Pınarbaşı’na 12 km uzaklıkta ki Ilıca köyünde bulunan Ilıca Şelalesi, yaklaşık 15 metreden dökülen su ve çevresinde ki muazzam görüntüyle sizlere mükemmel bir doğa şöleni sunacak. Hemen yakın çevresinde gözleme yapan teyzelerinde yer aldığı bu hem doğal hem yöresel alan da sizler de sevdiklerinizle güzel bir tatilin keyfini çıkarabilirsiniz. Çatak ve Horma kanyonu ile aynı mevkiilerde bulunan Ilıca şelalesine de parkur ile gidebiliyorsunuz ancak farklı yollar da mevcut. Şelale girişi 5 TL olmakla birlikte konaklama için şelalenin hemen yakınında bulunan Park Ilıca’dan faydalanabilir veya kamp kurabilir, bungalov tipi evlerde kalabilirsiniz. Strabon’un bahsettiği şimşir ağaçlarına bölge de sıklıkla rastlamanız mümkün. Ancak zaman içinde çeşitli kelebek ve tırtıllardan kaynaklı olarak ekolojik denge de bazı sorunlar meydana gelmiş ve bu ağaçlar kurumuş durumdadır. Yine de şelaleye giden yol üzerinde yeşil rengine pek aşina olacaksınız. Ayrıca yürüyüş yolunuza dikkat etmeniz sağlığınız açısından elverişli olacaktır.

Horma Kanyonu

Sizlere Küre Dağları Milli Parkı çevresinde bulunan ve bu konu başlığı altında belirteceğim son doğa harikası olan Horma Kanyonunu tanıtmak isterim. Horma Kanyonu Pınarbaşı ilçesinde ilçe merkezine 5 km uzakta bulunan bir bölge ve burada en çok dikkatimizi çekenler doğanın bizlere sunduğu dev taş kazanlar. Bu kazanlar derinlikleri itibariyle tehlikeli oldukları için kanyon çevresini mutlaka bir rehber ile gezmelisiniz. Bunun dışında sadece oturup biraz hayat yorgunluğuna ara vermek için mutlaka gezilip görülmesi gereken bir yer. Kanyondan Zara Çayı geçiyor ve bu çay sizi Ilıca Şelalesine götürüyor. Trekking ve doğa fotoğrafçılığı için kaçırılmaması gereken güzelliklerimizden olduğunu sizlere rahatlıkla belirtebilirim.

Kutsal ve Dini Yerler

Eski Anadolu Uygarlıklarının ve bölgeye yerleşmiş antik medeniyetlerin bıraktığı tapınak ve mabedler haricinde Kastamonu Türk- İslam medeniyetinin yerleşmesiyle birlikte bu motiflerde birçok eseri günümüze kadar getirebilmeyi başarmıştır. Bu eserler Kastamonu halkının genel anlamda sosyal yapısı hakkında da bize önemli ipuçları vermektedir. Bu başlık altında sizlere kentin önemli türbe, külliye ve camiilerinden bahsedeceğim. Öyleyse bu manevi alanlara kısa bir tur yapalım.

Benli Sultan Türbesi

Horasan erenlerinden olan Benli Sultan yanağındaki bene istinaden böyle bir isim almış olup, asıl adı Mehmet Muhyiddin’dir. Öyle ki, hayvanlarla konuşan, elinde ki asa ile su çıkartan ve Kastamonu’ya, Tosya ya da Sivas’tan gelen bu za’t için Şeyh Şaban-ı Veli ile yakın dostluğu ve akrabalığı olduğu söylenmektedir. Bugün Ilgaz’ın kuzeyine Ahlat ya da Tekke köyü olarak bilinen çevre de türbesi bulunan Benli Sultan’ın yöreye ilk geldiğinde elindeki taşı fırlatarak taşın düştüğü yere bir dergah kurduğu ve o taşın şu an sergilendiği bilinmektedir. Bunun haricinde, Osmanlı padişahlarının saygınlık duyduğu Benli Sultan’ın külliyesinin, çevre düzenlemesi ilk olarak Yavuz Sultan Selim döneminde yaptırılmıştır. 16. Yüzyıl erenlerinden sayılan Benli Baba, en çok bindiği geyik ile halk arasında tanınmıştır. Asası ile çıkardığı sudan ancak vicdanı temiz insanların içebildiği, kötü huylu, hayın insanlar ise suyu içmeye yeltendiğinde suyun birden kesildiği söylenmektedir.

Hatun Sultan Türbesi

Türbeye adını veren Hatun Sultan, Fatih Sultan Mehmet’in halası olmaktadır. Türbe, Merkez ilçeye bağlı Kırkçeşme mahallesi Selçuk sokakta Selçuklu Camii önünde bulunmaktadır. Türbe de dörderden iki sıra haline sülüs kabartma ile oluşturulmuş ve genellikle Candaroğulları ve Osmanoğlulları ailesine mensup kişilerin defnedildiği 8 lahit mezar bulunmaktadır. Kesme, moloz taş stilinde işlenmiş olan türbe, 1430’lu tarihlerde yaptırılmıştır. Cephelerinde birer pencere bulunmakta ve tek kapıdan girilmektedir, bu kapı görünümü itibariyle ahşap, kemerli bir yapıdır. 14. Yüzyıldan itibaren iki beylik arasında kurulan hem kamusal hem de aile ilişkileri iyi yönde ilerlemiştir. Bu türbe de bu ilişkilerin hoşnutluğuna ait göstergelerden biridir.

Yılanlı Dergahı ve Abdülfettah-I Veli Türbesi

Abdülfetthah-l Veli (k.s), Abdülkadir Geylani’nin torunu olup, türbede hem kendisi hem de ailesi yatmaktadır. Kastamonu’da Selçuklu Şifahanesinde bulunan türbe, Veli’nin dergah yaptırmak için halkla istişare etmesi ve dergah yapması için gösterilen yerler de yılan ve ejderlerin çıkmasına istinaden Yılanlı adını da almıştır. Tekke ve Zaviyelerin kapatıldığı döneme kadar Kadiri dergahı olarak kullanılan alan, aynı zamanda yoksullar, düşkünler için hayır işlenilen bir alan olarak da kullanılmıştır. Bu vesileyle dergahın dini, manevi yönü beraberinde sosyal dayanışma, paylaşma yetisiyle de birlik bulmuştur.

Şifahane’nin girişin de bulunan kitabe, günümüze kadar gelen tek parça olup, dergahın ve türbenin kurulu olduğu alan zaman içinde değişime uğramıştır. Türbe Nasrullah Kadı Camii’ne birkaç sokak mesafede bulunmaktadır. Külliye de bulunan Yılanlı Camii’de kentin önemli manevi motifleri arasında yer edinmiştir.

İsa Dede Türbesi

Şeyh Şaban-ı Veli hazretlerinin muasırı ve büyük Anadolu erenlerinden Hacı Bayram Veli hazretlerinin damadı ve halifesi olan İsa Dede (Bayram-ı Şeyhi İsa Dede), bugün Merkez’de bulunan Atabey Camii’nin doğu kapısının hemen karşısında bulunmaktadır. Üç sandukanın bulunduğu türbe, dışarıdan rahatlıkla görülebilmekte ve sandukalardan birinin de önemli ilim ehillerinden Maden Dede’nin halifesi Veli Dede’ye ait olduğu bilinmektedir.

Hepkebirler Sahabe Türbesi

Peygamber efendimizin gönül otağına misafir olmuş, onlarla tanış olmuş kişiler yani Sahabe-i Kirama dahil olan dervişlerden Kaysül Hemedani El Asgari Hazretleri namına yapılan türbede dokuz kabir bulunmaktadır. Ve içlerinden yalnız biri (Samur Dede) bilinmektedir. Veli’nin en önemli yönü İstanbul’un İslam Ordusu tarafından fethedileceği dönemde sancaktarlık yapan Eyüp El Ensari ile birlikte fethe katılıp, günü gelip dergahını Kastamonu’ya kurmasıdır. El Asgari Hazretleri’nin, Hz. peygamber müjdesine nail olmuş olması da kentin Seyyid soyundan gelme kültürüne istinaden önemli bir anlamlılık katar.

Karanlık Evliya Türbesi

Kentin en kadim yapılarından olan Karanlık Evliya Türbesi üzerinde herhangi bir kitabe bulundurmaması sebebiyle hakkında net bir bilgi bulundurmasa da, mimari üslubun Selçuki öğeler taşıması sebebiyle, türbenin bir Anadolu Selçuklu- Çobanoğlu hükümdarına ait olacağı tahmin edilmektedir. Bir diğer tahmin ise türbede yatan zatın, yaşadığı dönemde inanç yönü kuvvetli olan ancak çok fazla sosyal ortama dahil olmayan, hatta cemaatle kılınan namazlara yüzüne siyah bir örtü asarak geldiği, bu sebeple Karanlık adını aldığı şeklindedir. Türbede bulunan sandukanın da kara bir renge bürünmüş olması da türbenin taşıdığı özellikler arasındadır. Yöre halkınca, bulunduğu çevreyi her türlü musibetten koruduğuna inanılmaktadır. Tahmini olarak 13. yüzyıla ait olduğu düşünülen Türbenin Anadolu genelinde benzer mimari yapılarda yapılmış birçok örneği bulunmaktadır. Kastamonu Merkeze bağlı Karanlık Evliya Sokakta bulunan Türbe tamamıyla düz kesme taştan, kare planlı olarak inşa edilmiştir.

Aşıklı Sultan Türbesi

Halk arasında Ayağı Yanık Evliya, bilinen adıyla Aşıklı Sultan, 12. Yüzyılda Kastamonu’nun tekrardan Bizanslılardan alınması sırasında şehit düşmüş ancak bedeni hiçbir şekilde mumyalama olmamasına rağmen çürümemiştir. Yakın döneme kadar sandukasının ayak ucu kısmı bir camekan ile saklanarak halka açık olan evliyanın, şehit olan kişinin ölümü tattığı anda melekler tarafından nurlandığı ve bu sebeple bedeninin aradan geçen dokuz asıra rağmen tamamıyla kemik kalıntılarına dönüşmediği ve aynı benzerlerinin birçok yerde bulunduğu belirtilmiştir.

Aşıklı Sultan, Kastamonu’da Şeyh Şaban-ı Veli türbesinden sonra en çok ziyaret edilen yerlerden olduğu bilinmekle birlikte ya Selçuklular ya da geçmiş yüzyılın başlarında meydana gelen bir yangından dolayı, kitabe ve benzeri objeler, belgeler günümüze tam olarak ulaşamamıştır. Türbenin duvarlarında yangından izler kaldığı bilinmektedir. Halk tarafından evliyanın o bölgeyi koruduğu, düşkünlere yardım ettiği bilinmektedir. Aşıklı Sultan Türbesi, bugün Merkez’e bağlı Honsalar Mahallesi, Kümbetli Sokak’ta bulunmaktadır.

İsmail Bey Külliyesi

M.Ö 7. yüzyıla ait olan Şahinşah Kaya Mezarı üzerine yapılan İsmail Bey Külliyesi son Candaroğlu hükümdarı tarafından onun adına özgü olarak yaptırılmıştır. Bu külliye aynı zamanda Beyliğin yaptırdığı son mimaridir. İçerisinde han, hamam, medrese, cami, kütüphaneden oluşmaktadır. Külliye içerisinde bulunan mutfak ve el sanatları bölümü, Deve Hanı ve medresenin yeniden düzenlenmesi sonucu kullanıma açılmıştır. Camii planı Osmanlı’nın ilk dönem mimarilerinde sık görülen tabhaneli camii planında yapılmıştır.

Her ne kadar İsmail Bey bu külliyeyi bir gün bu dünyadan göçtüğünde kendisine bir yer olsun niyetiyle yaptırmış olsa da kendisi Bulgaristan’ın Filibe şehrindedir ve maalesef yeri tam olarak bilinmemektedir. Kastamonu Merkez’e bağlı Hamam Sokak’ta bulunan Külliye köklü tarihi dokusuyla ziyaretçilerinde mükemmel bir izlenim bırakıyor. Bu arada söylemeden geçmeyeyim, Külliyeye de adını veren İsmail Bey, Fatih Sultan Mehmet’in dayısı olmaktadır.

Yakupağa Külliyesi

‘‘Bu camiinin kapısı her zaman sevinçle açılsın.’’

‘‘Ben Allah’ın birliğine şehadet ederim.’’

Külliyenin içinde bulunan caminin giriş kısmında bu sözlerin nakşedildiği kıymetli mekan, Osmanlı Devleti’nin bir eseridir. Külliyeyi inşa eden Yakup Ağa, Kanuni Sultan Süleyman’ın hazire reisidir. Öncesinde Yavuz Sultan Selim’in hocası Halim Çelebi döneminde camii yaptırılmış ve akabinde külliye ile birlikte son hali verilmiştir. Külliyede camii ile birlikte medrese, sıbyan mektebi, aşevi (imaret) bulunmaktadır. Burada bulunan imaret aynı zamanda çevre halkınca Ağa İmareti olarak bilinir. Sebebi ise her gün pişmiş çorba, aşın bulunduğu ve kimseyi ayırt etmeden adil bir şekilde yararlanıldığı bir düzenekte işlemesi sebebiyle yapıma vesile olan Yakup Ağa’nın halk üzerinde bıraktığı tesiridir. 1547 yılından itibaren günümüze kadar ulaşan külliye bugün Merkez’e bağlı Kefeli Sokak’ta bulunmaktadır.

Mahmutbey Camii (Çivisiz Camii)

Anadolu Selçukludan günümüze kalan nadide eserlerden biri olan Mahmutbey- Çivisiz Camii, Daday ilçesi Kasaba Köyünde yer almaktadır. Liva Paşa Konağından bahsederken sizlere, cami kapısının bu müzede sergilendiğini çünkü ünik bir işlemeye sahip olduğunu söylemiştim. Ankaralı Nakkaş Mahmut oğlu Abdullah tarafından yapılan bu kapının aslı şu an müzede sergilenmekte olup, cami girişine sonradan yaptırılan işlemeli bir kapı getirilmiştir. Bu sonradan yapılan kapı da Kastamonu’nun en eski ahşap oymacılık ustalarından Hikmet Değirmenci tarafından yapılmıştır.

Camide en çok dikkat çeken unsurlar arasında çivi kullanılmadan taban tavan arası kolonlar, merdivenler, çatı komple bindirme tekniği ile döşenmiştir. Camii içi renklendirmeler kökboya ile yapılmış olup adeta yüzyıllara meydan okumuştur. 2014 tarihinde Unesco’nun Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır. Dış duvarlar moloz iç ise tamamen ahşaptır. Ünlü camii kapısında Selçuklu Bezeme sanatı kullanılmış, birçok motif bizzat Orta Asya’dan getirilmiştir.

Miladı 1336 yılında Emir Mahmut Bey tarafından yaptırılan cami de ibadetlere hiç ara verilmemiş ve son olarak 2007 yılında restorasyon geçirmiştir. Caminin içeriğinde barındırdığı tarihi doku ve tekniğin büyüleyici ihtişamı size mükemmel bir an yaşatacaktır.

Küre Akşemseddin Camii

Üzeri kurşun kaplı ve sedef işlemeli camii 1473 yılında Fatih Sultan Mehmet Han defterdarı, Hoca Şemseddin tarafından yaptırılmıştır. Camii ibadete açık olmakla birlikte en son 2009 yılında restore edilmiştir. Kesme taşla inşa edilmiş, dikine dikdörtgen bir oturma biçimi vardır. Geometrik süslemelerin esas alındığı minberde bitkisel süslemeler ve işlemeli yazılar bulunmaktadır. Camii 800 m2’lik bir alana içinde ilk yapıldığı dönemden bugüne aslını korumuş ve bugünde dahil olmak üzere daima ibadete açık tutulmuştur. Küre Akşemseddin Camii, Küre’ye bağlı Cami esvat, Atatürk Caddesi üzerinde bulunmaktadır.

Kastamonu, tarihi boyunca genellikle içe kapalı nüfusu ve taşıdığı kültür itibariyle tek bir yapıya sahiptir. Yani aşağı yukarı her ilçede benzer gelenekler, aşağı yukarı aynı ağız yapısı ve yine aynı lezzetleri barındırmaktadır. Yani kısaca Kastamonu’nun davulu her yerinde aynı şekilde gümler, zurnası her yerinde aynı öter. Ancak yine de giyim kuşam, takı- aksesuar, mimari yapılar itibariyle bu tekliğin içerisinde önemli bir çeşitlilik bulunmaktadır. Bunlara inanç ve manevi alanlarda olduğu gibi konak, han, hamam vd. yapıları da örnek verebiliriz.

Kastamonu, ahşap tipi sivil mimari yapılar bakımından Batı Karadeniz’in önemli bir öncüsüdür. Kent merkezinde yaklaşık olarak 400 konak, bu çoğunluğu ve çeşitliliği bizlere harikulade sunmaktadır. Kent merkezi dışında bu tür yapılara en çok Tosya, İnebolu, Taşköprü çevresinde rastlanılmaktadır. Sonradan inşa edilen il genelinde müze amaçlı kullanılan kültür evleri de ahşap-konak tipi mimari ile yapılmıştır. Kastamonu konaklarında, diğer illere özgü konaklardan taşıdığı anlam yönüyle farklar vardır. Mesela giriş kat oturma odalarından oluşmakta ve sokakla doğrudan bağ kurmaktadır. Bu her yerde görülmemekle birlikte birçok konak tipi kapı girişinden merdivene bağlar. Aynı şekilde ikinci katlar konuklara ayrılıp, misafiri el üstünde tutarak muamele edilir. Kastamonu konakları özünde taşıdığı derin anlamla birlikte, günümüzde bu kültür otel, pansiyon gibi ticari faaliyetler ile hayat bulmaktadır.

Tarihi Hanlar ve Hamamlar

İsmail Bey Hanı (Kurşunlu Han)

Hemen yukarıda değindiğimiz İsmail Bey Külliyesi içinde bulunan, yapılış tarihi tam olarak bilinmemekle birlikte 1450’li yıllara tekabül ettiği düşünülen tarihi handır. Han her ne kadar şehir merkezinde olsa da bir yol hanıdır. Tonozların üzeri kurşunla kaplı olduğu için halk bu hana Kurşunlu adını da vermiştir. Bugün işletmeler tarafından otel ve lokanta olarak kullanılmaktadır. Kesme taş, moloz ve tuğladan yapılı olan hanı, beyliğin gücünü ihtişamını göstermek için yapılmıştır. Merkez, İnebolu Caddesinde bulunan Kurşunlu Han, külliyenin barındırdığı mükemmelliğe artı bir katkı sağlamaktadır. İçeri girdiğinizde kendinizi çölleri aşıp gelen ve biraz soluklanmak için rahat edebileceği bir han, kervansaray arayan kervan sahibiymiş gibi hissedeceksiniz. Külliye içinde yer alan ve yine aynı yapı malzemeleri kullanılarak oluşturulmuş, birbirinden farklı üç bölümden oluşan İsmail Bey Hamamı’da yine Külliyenin önemli sembollerindendir. Külliyenin önemli gelir kaynaklarından olup kitabesi bulunmamaktadır.

Cem Sultan Bedesteni

Fatih Sultan Mehmet Han’ın oğlu Şehzade Cem Sultan, tıpkı diğer şehzadeler gibi ileride yönetim için tecrübe kazanmak sebebiyle Kastamonu’da valilik yapmıştır. Cem Sultan’ın şehirde yaklaşık 10 yıllık görev süresi boyunca şehre kazandırdığı önemli mimarilerden olan bu bedesten (çarşı), günümüzde Vakıflar Genel Müdürlüğü mülkiyetinde turizm amaçlı kullanılmaktadır. 1800’lü yıllarda meydana gelen yangın sebebiyle Karanlık Bedesten şeklinde bir halk söylemine nail olmuştur. Aynı şekilde 1970 yılında bir yangın meydana gelmiş, son olarak 2005 yılında restore edilerek, günümüzde görkemli bir restoran olarak kullanılmakta ve kentin genel kültürü açısından önemli bir katkı sunmaktadır. Bedesten, Merkez Nalburlar Çarşısı içinde yer almaktadır.

Penbe Hanı

Penbe Han, Merkeze bağlı Aktarlar Çarşısında bulunan Penbe hanı, 2. Bayezid tarafından yaptırılmış olup, aldığı isim Farsça’da pamuk anlamına gelmiş olduğu bilinmektedir. Han’ın ilk kurulduğu dönemde pamuk işlemeciliği yapılmış olması bu ismin alınmasına vesile olmuştur. Aynı şekilde handa bal ticareti yapıldığı Balkapanı Hanı olarak bilinen bu tarihi mekan, günümüzde Kastamonu’nun en leziz yemeklerinin, köy kahvaltılarının sunulduğu bir mekan olarak kullanılmakta olup, eski ahşap masalarda, taş baskılardan yapılma masa örtüleri, yaygılar da sanki kendinizi bir köy evinde hissedeceksiniz. Rezervasyon yaptırarak ailenizle, sevdiklerinizle güzel bir kahvaltı ya da akşam yemeği için mutlaka gidilmesi gereken bir handır. Hanın iç kısmında bulunan meydanda ki ağaç yapraklarının rüzgarda ki hışırtısı ve alana biraz daha renk katabilmek için asılı süs eşyalarının olması, sizlere çayınızı içerken, sohbetinizi ederken çok daha neşe dolu bir his katacaktır.

Frenkşah Hamamı

1289 tarihli vakfiyeden anlaşılacağı üzere 1269 yılında Çobanoğlu Beyi, Aksaraylı Hızıroğlu, Emir Cemaleddin, Frenkşah tarafından yaptırılan hamam, günümüzde restoran olarak hizmet vermektedir. Bir kitabesi bulunmadığı için ilk yapıldığı dönemden günümüze pek bilgi gelmemiştir, 1965 yılına kadar harabe olarak kalmış ve Emir’in soyundan geldiğini ibraz eden Cemal Baharoğlu’nun girişimiyle, tekrardan kültürel değerlerin arasına kazandırılmıştır. Hamamda erkek ve kadınlara ait iki bölüm bulunmaktadır. Soyunma odası benzeri bir yapı mevcut değildir, geçmişte hela (tuvalet) olarak kullanılmıştır. Doğu-batı yönünde dikdörtgen bir görüntü oluşturarak üzere inşa edilmiştir. Günümüzde hamamın tüm yüzeylerine sıva çekilmiş olup tuğla kaplama ağırlıklıdır.

Çifte Hamam (Halim Çelebi Hamamı)

Yavuz Sultan Selim’in hocası ve aynı zamanda memuru (müsteşar) olan Halim Çelebi, Kastamonu’da yetişmiş Osmanlı Devleti’nde önemli görevler yapmış, kalemiye sınıfı mensuplarındandır. Hamamı bizzat kendisi yaptırmış ve son olarak 1728 yılında tamir edilmiştir. Hamam, iki taraflı birbirine benzer şekilde inşa edildiği için Çifte olarak adlandırılmıştır. Son zamanlara tekrardan ihya edilmesi düşünülen çifte hamam gece kulübü şeklinde kullanılıyor olmasıyla gündeme gelmiş ve halkın tepkisiyle karşılaşmıştı. Hamam kadınlar ve erkekler ayrı olmak üzere iki bölümden oluşup, soyunma bölümleri vardır. Aynı zamanda hamam yapılarda sık görülen soğukluk yerleri ile birlikte, halvet odaları da bulunuyor. Hamam bugün Merkez’e bağlı Çifte Hamam Sokakta bulunmaktadır. Mimari görkemi ile keşfetmeye değer bir yapı olduğunu ve beraberinde bu ve bunun gibi yapıların kültürel hayatımıza tekrardan kazandırılmak için farkındalık oluşturulması gerektiği kanaatindeyim.

Dede Sultan Hamamı

Kastamonu Merkez’e bağlı Kaybılar Sokak’ta bulunan ve tarihi, 16. Yüzyıl başlarına dayanan Dede Sultan Hamamı, devrin Mevlevi Dergahı Şeyhi Celaleddin Dede Sultan tarafından yaptırılmıştır. Hamamın her bir soğukluk kısmına özgü olarak üç adet kubbesi bulunmaktadır. Yapımı moloz ve harç kaplama olan hamamın soyunma odaları ve iki adet halveti bulunmaktadır. Tuvalet, tıraşlık, ılıklık, sıcaklık, sarnıç, hazire, külhan ve soyunma odalarından oluşan hamamın devrin imkanları içerisinde en kullanışlı hamam olduğu söylenilebilir. Yapılan restore çalışmaları ile birlikte son olarak 2008’de proje kapsamına alınmış olup, kullanılır durumdadır.

Yapımı 1200 sonlarında, 1500 ortalarında olan ve Kastamonu’nun en önemli mimarileri arasında sayılan hamamlarına, yukarıda verilenler haricinde, Ferhatpaşa Hamamı’nı, Araba Pazarı Hamamı’nı, Kale Hamamı’nı, Saray Hamamı’nı ve ilçeler bazında, mesela Taşköprü’de bulunan ve Muzaffereddin Bey Hamamını dahil edebiliriz. Taşköprü’de bulunan bu hamam 700 yılı aşkın bir süredir kullanılıyor olup bir anlatıya göre Nasreddin Hoca’nın babası olduğu düşünülen, Muzaffereddin Yavlak Arslan tarafından yaptırılmıştır. Eski hamamlar, sadece yapının görsel öğeleri yönüyle değil, suyun kullanımında yüzyıllar öncesinde var edilen sistemleri anlayabilmek, bilgi edinebilmek için de görülüp gezilmeli ve halen kullanımda olanlar mutlaka tecrübe edilmelidir.

Yaylalar

Kastamonu, toprağıyla suyuyla havasıyla adeta bir rüya kent. Size şimdiye kadar saydığım koylar ve diğer doğal güzellikler dışında, Karadeniz denildiğinde akla ilk gelenlerden olan yaylaların Kastamonu’ya özgü, bu coğrafyanın bitki örtüsünü taşıyan örneklerinden de bahsetmek isterim.

Fındık Yaylası

Yakın zamana değin, çıkan bir yangın haberiyle gündeme gelen Araç ilçemize bağlı Fındık yaylası, muhteşem görüntüsü, rengarenk çiçekleri, Kastamonu köy evlerinin dokusunu barındıran yayla evleriyle sizleri bekliyor. Sabah saatleri Kastamonu’ya sis bir başka iner, toprak dile gelir adeta. Çayı semaverde demleyip sabahın bu eşsiz gösterisini izlemek sanırım sizler için muazzam bir hatıra olacak.

Sekiler Yaylası

Ortasında masmavi bir göletin olduğu, çevresinde yeşilin bir başka saçıldığı, her yıl şenlikler düzenlenen Tosya ilçemize bağlı Sekiler Yaylası da sunduğu doğal güzellikler ve birbirinden hoş yayla evleri ile sizlere unutulmayacak anlar yaşatacak. Yaylanın yükseklerine çıkarak doğanın yeşil büyüsüne kendinizi kaptırmanız için mükemmel bir fırsat olacaktır. Yaylanın bağlı bulunduğu Sekiler Köyü, Çankırı sınırına yakın olup birçok ilçe köyüne göre teknik altyapı bakımından gelişmiştir. Bu sebeple hem turistik ziyaret hem de yayla turlarınız da ihtiyaçlarınızı rahatça karşılayabilmek için hatırda bulundurulması gereken bir niteliktir.

Ballıdağ Yaylası

Daday ilçesine bağlı olan ve uzunluğu boyunca birçok ilçe sınırlarına tekabül eden Ballıdağ ise 1954’te İsviçre’den gelen bilim insanlarınca önemli bir oksijen deposu kabul edilmiş, bölge de göğüs hastalıkları hastanesi kurulmuştur. Dağın çevresinde kurulan yaylaklarda ki dağ evlerinde konaklayabilirsiniz. Çam ormanları arasında kurulan bu eşsiz doğanın her yıl düzenlenen kış sporları ve doğa yürüyüşlerine sizler de katılabilir ya da hafta sonu için güzel bir plan yapabilirsiniz.

Munay Yaylası

Yine Araç ilçesinde bulunan ve ilçe merkezine 20 km mesafede bulunan Munay yaylası, çamlıkların arasından tepeye doğru uzanan yemyeşil bir deryayı andırıyor. Yayla evleriyle, köy düğünleriyle ve şenlik etkinlikleriyle ziyaretçileri için muhteşem bir kültür şöleni sunan yaylanın, bir doğa harikası olduğunu da sizlere rahatlıkla söyleyebilirim.

Suğla Yaylası

Etrafı çam ve köknar ağaçlarıyla çevirili, Azdavay ilçesine bağlı Suğla yaylası motor tutkunları için 2014’ten bu yana bir uğrak noktası. Bir zamanlar sadece geleneksel etkinlikler, bal ve ıhlamur festivalleri ile daha yöresel bir alana hitap eden yaylanın, son dönemlerde ulusal ölçekte değer kazandığı görülmektedir. Yaylada yıllık festival türü faaliyetlere katılmakla birlikte bungalov evlerde konaklayabilir, piknik ve diğer kısa zaman etkinlikleri için bu bölgeye zaman ayırabilirsiniz. Azdavay Kastamonu’nun göz bebeği ilçelerindendir. Sizler de bu doğa harikası coğrafyayı ve eşsiz kültürü mutlaka tanımalısınız.

Kastamonu, Kurtuluş Savaşı döneminde sayısız kahraman çıkardı. Kimi zaman halk içinden, kimi zaman asker olarak kimi zaman da bir bütün olarak. Şerife Bacıların, Halime Çavuşların memleketinde güzide bir ilçe olan Küre’de savaş yıllarından bugünlere saklı kalan ancak hikayesi her dinlendiğinde gözlerimizi dolduran bir köy olan Küre- Ersizlerdere Köyü’nden bahsedeceğim.

Ersizlerdere Köyü, Küre

Eski adı Dereköy olan Ersizler (dere) köyü, Türk İstiklal Savaşında köydeki tüm erkeklerin cepheye gitmesi ve hiçbirinin sağ olarak geri dönmemesi sebebiyle bu adı almıştır. Savaş sırasında köyde ki tüm kadınların aynı şekilde, İnebolu- Ankara arasında bulunan İstikal Yolunda cephane taşımak üzere görev aldıkları bilinmektedir. İlçeye 7, Kastamonu’ya 68 km uzaklıkta bulunan köyün geçmişi hüzün dolu olsa da, günümüzde kültürel yaşam devam etmektedir. Her bayram pilav günleri düzenlenmekle birlikte dil, inanç, örf ve diğer yapılar geçmişte olduğu gibi bugünde devam etmektedir. Ersizlerdere bir ruhun adıdır, sizler de bu derin maneviyatı, bir cennet olan Türk vatanının, Anadolu toprağının kıymetini her zamankinden daha da fazla hissedebilmek için Ersizlerdere Köyü’ne mutlaka uğramalısınız.

Son olarak yılın belirli dönemlerinde İstanbul’da bir zamanlar, Eyüp- Feshane etkinlik alanında düzenlenen, ancak yakın zamana değin Maltepe Sahili’nde devam ettirilen kültürel etkinliklerden Kastamonu Günleri’de dahildir. Kastamonu’nun derin havasını yanı başınıza getiren bu anlamlı etkinliklere mutlaka katılmalı ve sevdiklerinize birer armağan almalısınız.

Bugüne kadar klasik bir Kastamonu anlatası, köçek, çekme helva, etli ekmek, Tosya’nın pirinci, Taşköprü’nün sarımsağı biçimindeydi. Ben de bir ilki yaratarak sizlere kendi memleketimi olabildiğince derin ve mümkün olduğunca sade bir dille anlatmaya çalıştım. Elbette bu zengin topraklar öylesine derin izler taşıyor ki hepsini bu sayfalara sığdırmam mümkün değil. Ancak şu ana kadar bahsettiğim yerler bile, gezilip görüldüğü takdirde sizleri Kastamonu’ya adeta aşık edecek. Sağlıcakla kalın.

Benzer Yazılara Göz Attınız Mı ?
Sayfa başına git