Ankara Etnografya Müzesi: Tarihi, Mimarisi ve Eserleri

    19.10.2017
    Ankara Etnografya Müzesi: Tarihi, Mimarisi ve Eserleri

    Ankara Etnograya Müzesi, Ankara’nın Hacettepe Altındağ diğer adıyla Namazgah semtinde kurulmuştur. Bu bölge 15 Kasım 1925 tarihinde TBMM tarafından Milli eğitim Bakanlığı’na müze yapılması adına bağışlanmıştır.

    Ankara Etnografya Müzesi Tarihçe

    Yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nde birçok alanda yenilikler olduğu gibi kültürel alanda da köklü değişim ve yeniliklere yatırım yapılmıştır. Bu yeniliklerden bir tanesi de müzeciliktir. Kendisinden önceki devlet oluşumunda müzecilik görülmezken yeni bir devlet olan Türkiye Cumhuriyeti müzecilik adına ciddi çalışmalarda bulunmuştur. 1924 yılında Prof. Dr. Celal Esad Arseven başkanlığında daha sonrasında 1925 yıllında İstanbul’da müze müdürlüğü yapmakta olan Halil Ethem’in çabaları sayesinde eser toplamak ve satın almak adına bir heyet kurulmuştur.

    Heyet tarafından satın alınan 1250 adet eser, 1927 yılında inşası tamamlanan Ankara Etnografya müzesinde teşhir edilmeye başlanmıştır. Müze müdürlüğüne o zamanın bilgin insanlarından Hamid Zübeyr Koşay atanmıştır. Etnografya Müzesi Türkiye Cumhuriyeti tarihi için önemli olup kurulan ilk modern etnografya müzesidir. 1930 yılından günümüze kadar hizmet etmiştir.

    Takvimler 15 Nisan 1928 yılını gösterdiğinde Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk, müze işleyişi hakkında genel bir bilgi aldıktan sonra, Afgan Kralı’nın Türkiye topraklarını ziyareti sebebiyle bir an önce hizmete açılmasını istemiştir. Müze 18 Temmuz 1930 yılında halkın hizmetine sunulmuş ve 21 Kasım 1938 tarihine kadar aralıksız hizmet vermiştir. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün naaşı, 10 Kasım 1953 tarihine dek burada kalmıştır. Bu kısımdan Atatürk’ün naaşının alınmasından sonra derin saygı ve sevgi adına hatırası korunacak şeklide bozulmamıştır. 15 yıl boyunca Atatürk’ün mezarı işlevini görmüştür. Devlet başkanlarına, elçilere, yabancı heyetlere ve halka açık bir ziyaret yeri haline gelmiştir. Bu zaman zarfında müzede çalışmalar devam etmiş ve 14 Ekim tarihinde Uluslararası Müzeler haftası sebebiyle tekrar halkın ziyaretine açılmıştır.

    Binanın mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu ise Cumhuriyet Döneminin en saygın ve en değerli mimarlarından bir tanesidir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti için birçok hizmeti olmuştur. Mimar Arif Hikmet müzenin tasarımını yaparken Türk motiflerinden ve geleneksel inşaat tekniklerinden etkilenerek dikdörtgen planlı, avlulu, tek bir kubbesi olan ve anıtsal bir yapıya yaraşacak şekilde bir giriş tasarlamıştır. Genellikle dini yapılarda kullanılan kubbe unsurunu sivil bir yapıda kullanarak cesaretini ve özgünlüğünü ortaya koymuştur.

    Yapının taş duvarları küfeki taşı ile kaplanmış olup, alınlık kısmı mermer ile kaplı ve oyma süslemelidir. Binaya 28 basamaklı bir merdiven ile erişim sağlanmaktadır. 4 sütunlu 3 girişli bir giriş sistemi bulunmaktadır. Kapıdan hemen girdikten sonra kubbealtı holüne buradan ise iç avlu adı verilen sütunların olduğu bölüme doğru geçilmektedir. Buranın ortasında mermerden bir havuz bulunup çatı kısmı ise açık bırakılmıştır. Atatürk’ün naaşının geçici olarak burada kalmasından dolayı havuz bahçeye taşınmış ve çatıda tekrar örülmüştür. İç avlunun çevresinde büyüklü küçüklü salonlar konumlandırılmıştır. İdare kısmı ise müzenin içinde yer almayıp müzenin bitişiğinde 2 katlıdır.

    Müze önünde bulunan Atatürk heykeli ise 1927 yılında Bakanlık tarafından İtalyan heykeltıraş Pietro Conanica’ya yaptırılmıştır. Ankara Etnografya müzesi Türkiye tarihi için çok önemli bir müze olup Selçuklu döneminden günümüze kadar olan birçok eseri bünyesinde barındırmaktadır.

    Anadolu tasvirlerinin betimlendiği müzede giyim, kuşam, Türk kilim sanatı, maden sanatı, kahve kültürü ve sünnet töreninin sergilendiği salonlar müzenin sağ tarafındaki girişten itibaren yer almaktadır. Müzenin sol tarafındaki salonlarında ise çini ve cam eserler, Osmanlı döneminden kalma hat sanatı ve Selçuklular döneminden yadigar nadide oyulmuş ahşap kapılar sergilenir. Türkiye Cumhuriyeti’nin toplumsal kimliğini tanıması ve anlamlandırması adına kurulan Ankara Etnografya Müzesinin amacı ise toplum bilincinin açık tutularak hafızasının her daim taze kalması ve Türk tarihini ve kültürünü besleyebilmektir.

    Ankara Etnografya Müzesi Eserleri

    Etnik Kökenli Kıyafetler

    Karadeniz’den Ege bölgesine kadar birçok Anadolu toprağından çıkan giysileri görüp dönemi kafanızda canlandırmanız oldukça mümkün. Sadece kıyafet değil ayrıca kumaşa dair ne varsa bohçalar, kaftanlar, yatak örtüleri, sünnet merasimi kıyafetlerini incelemek ve tarihi bağları bu bölümde kurabilirsiniz.

    İşlemeli Eserler

    Türk tarihi boyunca zanaatin ve sanatın icrasını görebilmek mümkün. Bu eserleri incelediğinizde yüzyıllardır var olan Türk sanat ve estetik algısını anlayabilirsiniz. Müzede bulunan eserler Selçuklulardan ve Osmanlı döneminden kalma birçok kültürden miras barındırmakta. İşlemeleri eserlerde birçok kumaş türü görmek mümkün. İpek, keten, pamuk gibi Anadolu topraklarında üretilen kumaşlar üzerine geleneksel motifler ile yemeniler, entariler, cübbeler, duvaklar vb. örneklerini bir arada bulundurmaktadır.

    El Dokumaları

    El dokuması denildiğinde dünya bazında halıları ile akla gelen bir toplum olarak bu bölümün açılmasını elzem kılmıştır. Bu parçalar 3. Salonda sergilenmekte olup halk tarafından el emeği göz nuru olarak dokunan birçok halı örneği sergilemektedir. Sivas, Isparta, Konya, Uşak, Kars gibi çeşitli memleketlerden gelen bu güzellikler mutlaka görülmeye değer. Bu halılarda tarihin ve el emeğini yanı sıra kullanılan simgeler ile de hem İslamiyet hem de Türklerin göçebe hayatından birçok iz bulmak mümkün.

    • Elibelinde Motifi

    Dişiliğin simgesi olan bu motif geleneksel Türk kilimlerinde sıklıkla karşılaşılan bir motiftir. Analık hukuku zamanlarından kalma kadın mutluluğu, bereketi, neşeyi ve doğurganlığı temsil etmesi nedeniyle değer verilen bir varlıktır. İlk insanların da tanrıçaya taptığı düşünüldüğünde kadın ilk çağlardan beri toplum içerisinde önemli bir yere sahipti. Erkeğin üremedeki rolü anlaşılamadığından sadece kadınların insan dünyaya getirmesi onları kutsal ve özel kılmaktaydı. Bu rol modeli Mezopotamya topraklarından bu yana görülmektedir. Bugünkü dokumalar ise ana tanrıça kültürünün bize bir armağanı olarak günümüze kadar gelmiştir.

    • Koçboynuzu

    Bereketin, erilliğin ve gücün sembolü olarak koçboynuzu figürü kullanılmaktadır. Anadolu tarihinde ana tanrıçalık döneminden sonra kullanılmasıyla tarih sahnesine girmiş ve erillikle özdeşleştirilmiştir. Erkek Tanrı olarak anılan bu simge aynı zamanda Eski uygarlıklarda tanrıçaların eşlerinin de sembolü olarak görülmektedir. Bu motif, Türk kilimlerinde genelde göbek ve bordürün olduğu kısımlarda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır.

    • Bereket

    Bereket grubunda bulunan şekiller genellikle doğadan ilham almış varlıklardır. İlk grupta kavun, incir, üzüm, bitki gibi semboller sonsuz mutluluğu ve yaşama sevincini ifade eder. Bu motifleri sadece bitkiler ifadesi ile değil yılan, geyik, balık gibi hayvan formlarında da gözlemleyebilmemiz mümkündür. 2. Grup ise daha çok ağaç, çiçek ve yaprak bezemelerinden oluşmaktadır. Sıklıkla adı geçen Hayat ağacı ve nar bolluk ve bereketin simgesel halidir. 3. Bereket grubunu ise hareketsiz ve cansız olan kayalar, dağlar ya da hareketli su ve deniz görülür.

    • İnsan

    Türk toplumu İslamiyet’i seçmeden önce şaman kültürüne inanan bir toplumdu ve bunun etkilerini günümüzde bile izleyebilmek oldukça mümkün. Anadolu’da görülen ölüm ve doğum senkronizeleri, ruhun beden değiştirmesi gibi inançlar genetik bir miras ile bize aktarılmış durumda. Hal böyle olduğunda ise bu genetik hafızayı kilim motiflerinde dahi görebilmek mümkün. Zaman içerisinde bu figürler Anadolu’da erkek çocuk istemi ve gurbetteki sevgiliye duyulan hasreti anlatır hale gelmiştir.

    • Saçbağı

    O dönemki genç kızlar tarafından dokunan kilimlerde evliliğin bir amaç olduğu gözlemlenmekte. Genç kızların topluma kabulü ise bir nevi evlenme ile sağlanmaktadır. Hal böyle olduğundan dolayı evlilik isteminde olan genç kızlar bu dileklerini kilimlere motif motif işlemişlerdir. O dönemde evlenmek isteyen kızlar saçlarına perçem kesip, tek bir örgü yaparken yeni evli gelinler ise saçını çift örer ve saç uçlarını renkli iplerle de süslermiş.

    • Küpe

    Konya Çatalhöyük’te tespit edilen bu sembol evlilik çağına gelen bir kızın cinselliğini sembolize etmektedir. Kadınlara addedilse de erkeklerin de küpe taktığı ve bu sembolü taşıdığı görülmüştür. Hatta padişah ve büyük dervişler de küpe takmıştır. Zamanla bu sembol kilimlerde de görülmüştür.

    • Bukağı

    Atların ön ayaklarına takılan ve bulunduğu alandan çıkmasını engelleyen zincire verilen ad zamanla motif haline gelmiştir. Ailenin devamını ve selametin bir simgesi olan bu sembol aynı zamanda nişan yüzüklerinin kırmızı kurdele ile bağlanmasının da bilinçaltını oluşturmaktadır.

    • Suyolu

    Su medeniyetler boyunca birçok şeyi simgelemiştir. Bunlar yeniden doğuşun, temizliğin, tini yenilenmenin, soyluluğun, bilge insanın ve erdemin sembollerini temsil etmektedir. En sık kullanılan anlamı ise arınmaktır. Hem yaşamın hem de ölümün bir parçası olduğuna inanılır. Anadolu topraklarında ise su hayatın kendisidir. Anadolu topraklarında kilim dokuyan kadınlar su sembolünü zikzaklar ile ifade etmiş ya da meander diye adlandırılan motifle betimlemişlerdir. Meander ismini Ege Denizi’ne dökülen Menderes’ten almaktadır.

    • Pıtrak

    Tarım halkı olan Anadolu halkı, tarlalarda dikenleriyle insana ve hayvana yapışan kuru dikenli ota verdikleri isimdir. Bu özelliğinden yola çıkarak pıtrağın kem gözlerden uzaklaştırdığı ve nazarsalar adı verdikleri bir nesne olarak görülmüştür. Nazar eylemesin diye kilimlerin üzerine dokunan bu motif sadece kilimlerde değil un çuvalı ya da değerli şeyleri saklayan örtülerin üzerine de işlenmektedir.

    • El, Parmak, Tarak

    Üretmenin ve bereketin anlamına gelen el en önem verilen organlardan bir tanesidir. Neolitik dönemlerde bile mağara resimlerde el silueti bulunmuştur. El sembolü kudret, güç ve hükümdarlığı sembolize etmektedir. Anadolu topraklarında el figürü hem gerçekçi şekilde hem de stilize edilecek şekilde kullanılmıştır.

    • Muska ve Nazarlık

    Nazar, korunmasız canlılara art niyetli enerjinin yoğunlaşıp zarar vermesi olarak tanımlanabilmektedir. Göz ile enerjinin değdiği inanışında panzehiri ise başka bir gözde bulunmuş göze karşı göz ile nazarın etkisiz hale geldiği düşünülmektedir. Bu nedenle rengi ya da biçimi gözü andıran semboller muska olarak kullanılmıştır. Geometrik üçgen stilizi gözün en basit anlatım şeklini oluşturmaktadır.

    • Göz

    Görme işlemini gerçekleştiren organ olmasının yanı sıra entelektüelliğin de sembolü anlamına gelmektedir. İnsan gözünden geçen enerji ile iyi ya da kötü enerjinin yayıldığı düşünülmektedir. Bedenin dışa açılan tek organı olduğundan ve ışığı içeriye alma yetisinden dolayı derin bir anlam ve etki gücü içermektedir. Nazar önlemi olarak Türk kilimlerinde görülmektedir.

    • Yılan

    Yılan en eski Tanrılardan birini betimler. Mistik havasından dolayı güçlerin de efendisi olarak görülür. İnsan tininin bir sembolü olarak karşımıza çıkar. Deri değiştirme özelliğinden dolayı sonsuz yaşam güdümünde olduğu düşünülmektedir. Yılanların toprak altında yaşadığından dolayı ölenlerin ruhları ile irtibat halinde olduğu düşünülmektedir. Yılan sanat eserlerinde de ölümsüzlüğü, insanüstü güçleri ve dünyanın yaratılış hikayelerini barındırır. Anadolu topraklarında ise yılan en başından beri önemli bir hayvan sayılır. Yılana korku ile karışık aynı zamanda bir hürmet verilmektedir. Hekimliğin de sembolü sayılan iki yılan zehri ve panzehiri betimler. Bu betimlemeler zaman içerisinde kilim motiflerinde de görülmüştür.

    • Ejder

    Aslanın pençelerine ve yılanın kuyruğuna sahip olan kanatlı bir hayvan olarak tasvir edilmektedir. Ejder ile Zümrütü Ankanın kavgasının Anadolu toprakları için çok önemli olan yağmuru getirdiği düşünülür. Ejder sembolü sadece kilimlerde değil, özellikle Anadolu Selçuklu zamanında kervansaray ve çeşmelere de işlenerek ebedi hayatı ve sonsuzluğu betimlemiştir.

    • Hayat Ağacı

    Hayat ağacı, sürekli genişleyen evreni sembolize eder. Evrenin 3 katmanını yani kökleri ile yer altını gövdesi ve dalları ile gökyüzünü, ışığa doğru süzülen dallarıyla ile ise cennet ile birleşir. Yeryüzü ve cennet arasındaki iletişimi Hayat Ağacı kurmaktadır. Anadolu’da servi, sedir, zeytin, meşe vb. gibi ağaç örnekleri hayat ağacı sayılmıştır. Bundan dolayı tarihsel süreçte geleneksel kilim dokumalarında da görülmüştür.

    • Akrep

    Akrep motifi korunma amaçlı bir motiftir. Kendilerini nazardan korumak için gözle gelen nazardan yine gözle korunuyor ise akrepte de aynı mantık işler. Zararlı ve zehirli bulunan akrepten korunmak adına yine bir akrep motifi ile önüne geçilmek istedir. Çoğu medeniyet için doğum hayat bulma iken akrep motifinde ise ölümün temsilcisi akrep genel olarak uğursuz bir hayvan olarak adlandırılır.

    • Kurt Ağzı

    İyimserliğin ve korunma içgüdüsünün temsilcisi olan kurt, karanlıkta da görebilme yeteneğinden dolayı ışığı ve ışığın kaynağı olan güneşi sembolize etmektedir. Hititlere göre kurtlar tanrıların yardımcılarıdır. Anadolu’ya göç eden halk için ise sürülerine karşı bir kurt saldırısına karşın kurt ile köpek türünü birleştirerek ortaya kangal türünü çıkarmışlardır. Kangal köpeği ise kurdu boğazlayabilen tek hayvan özelliği göstermektedir. Bu yüzden bu motif de koruma amaçlı kullanılmaktadır. Modern psikoloji biliminde de yer aldığı üzere korkularla yüzleşme kavramı Anadolu halkının zihninde yüzyıllar öncesinde var olan bir durumdur. Bu durumdan ötürü bu yüzleşmeleri kilim motiflerine de işlemişlerdir.

    • Damga İm

    Türkler tarih perdesi boyunca aile, oba, oymak, devlet ve bağımsızlık kavramlarına çok önem vermişlerdir. Bu önemi ise damgalar ile belli etmişlerdir. Damgalar kişinin toplum içerisindeki kimliklerini belirten semboller haline gelmişlerdir. Hatta öyle bir hal almıştır ki dokunan her kilimde işlenen damgalar sayesinde nesiller boyunca kimlik belirtisi kazanılmıştır. Bugün kullanılan logolar da bu geleneğin bir izinden esinlenmesi ile oluşmuştur. Toplumların tarihte yer edinme güdüsünün kilimlerde de yer edinmiştir.

    • Kuş

    Anadolu’da kuş çok fazla kullanılan bir semboldür. Kuş birçok anlam barındırmaktadır. Bazen sevgi anlamına gelebilirken bazen ise sevilen kişinin ölümü anlamına gelir. Dişilik ile özdeşleşmiştir. Özlemi ve haberi içerisinde barındırmaktadır. Genel anlamda kuşlar tarih boyunca mükemmel bir varlık olarak algılanmış ve bazen de tapınmalar ile tanrıçalaştırılmıştır. Orta Asya Türk tarihine göre her tinin bir kuş olduğuna ve ölümle sonlanan hayatta tinin bir kuş gibi uçup gideceği söylenmektedir.

    Selçuklu devletinde ise kuş arma olarak kullanılmıştır. Osmanlı Devleti zamanında ise daha çok yırtıcı kuşlar yerine tavus kuşu, bülbül, kaz gibi hayvan motiflerinin işlendiği görülmüştür. Genel olarak nereden geldiğine bakıldığında ise Orta Asya Türklerinin şaman kültürünün etkisinin jenerasyonlar boyunca etkisinden kaynaklı akıllarda kalındığı görülmektedir.

    Madeni Eserler

    Etnografya Müzesi’nin 4. Salonunda madeni eserler sergisi bulunmaktadır. Orta Asya’dan beri madeni işleyebilme özelliğimiz kuşaklar boyunca aktarılmış ve her yeni kurulan devlette bu yetenekler devam etmiştir. Bu salonda Türk tarihinden kalma bakır, çelik, bronz gibi maddelerin yetenekli ustalar tarafından işlenmesine şahit olacaksınız. Bardak, çatal-bıçaktan tutun da kamalara kadar birçok üründe zanaatın en güzel örnekleri bu müze içerinde bulunmakta.

    Cam ve Çini Parçalar

    Osmanlı döneminden 2. Abdülhamit’in talimatıyla kurulan çini fabrikasıyla Uzak Doğu ve Avrupa’ya yaraşır biçimde çini üretimlerine başlamış olduk. Bundan dolayı da gerçekten görülmeye değer bir cam ve çini koleksiyonumuz tarihimizde bulunmaktadır. Hamam taslarından vazolara kadar hepsinin el emeği olduğu düşünülürse paha biçilemez gerçeği de gözler önüne seriliyor. Bu güzel sanat eserlerini ziyaret etmek için ise 7. Salonu ziyaret etmeniz gerekmektedir.

    Silahlar

    Tarih sahnesinde birçok savaş geçirmiş bir toplumun elbette bir silah koleksiyonunun da olması elzemdi. 8. Bölümde bulunan silahlar Besim Atay tarafından Etnografya müzesini bağışlanmış olup birçok döneme ait silah barındırmaktadır. Osmanlı döneminden kalma kılıçlar, oklar, zırhlar, ateşli silahlar ve baltaları bu bölümde görmeniz mümkün. Ayrıca müze içerisinde oluşturulan bir simülasyon sayesinde de silahların işleyişini, malzemesini ve dönemini 3 boyutlu olarak sergilenmesi görsel bir şölen yaratmaktadır.

    El Yazmaları

    Osmanlı ve Selçuklu dönemlerinde özellikle yerleşik hayata geçmemiz ve İslamiyet’i benimsememiz ile yazma sanatının da gelişmiş olduğunu görmekteyiz. Müzenin 11. Bölümünde yer alan el yazmaları Kuranı Kerim’den tutun çeşme üzerlerinde bulunan hitabelere kadar geniş bir yelpaze sunmaktadır.

    Ahşap Eserler

    Müzenin 10. Bölümünde ise ahşap eserlerin ustalıklı bir zanaat ile işlendiğini görmekteyiz. Selçuklulardan kalma tarihi kapılardan Osmanlı dönemine ait minberlere kadar birçok eser bir arada durmaktadır.

    • Siirt Ulu Camisi Minberi

    Bu Caminin minberi Selçuklular zamanında oluşturulan sanat ile meydana gelmiştir. 12. Yüzyılın en güzel süslemecilik örneklerinden birini oluşturmaktadır. Siirtli Şeyhan Naccar tarafından minberin üzerinde yazan yazından anlaşıldığı üzere 1219 yılında yapılmıştır. 1933 yılında ise Ankara Etnografya Müzesine sergilenmek amacı ile getirilmiştir.

    • Ankara Tavuslu Kapı

    13. yüzyılda yapıldığı düşünülen eser ceviz ağacının oyulması ile meydana getirilmiştir. 1907 yılında Ankara’dan İstanbul Arkeoloji müzesine götürülen kapı 1941 yılında Ankara etnografya müzesinde yerini almıştır. Anadolu Türk Sanatında oldukça az görülen motifler olan cennet kuşları ve ortadaki meyveler ile bir türbeye ait bir kapı olduğu düşünülmektedir.

    • Selçuklu Tahtı

    13. yüzyıldan kalma Selçuklulara ait bu taht ise ceviz ağacından yontularak meydana getirilmiştir. Topkapı Sarayı Müzesinden 1940 yılında Ankara Etnografya Müzesine getirilmiştir. Taht Selçuklu Sultanı 3. Keyhürreve ait olup 1264 ile 1283 yılları arasında yapıldığı düşünülmektedir.

    • Kayseri Ulu Camisine Ait Kapı

    13. yüzyılın başında Danişmentlilerden kalma olduğu düşünülmektedir. Malzemesi ceviz olan ağaç 1940 yılında Ankara Etnografya Müzesine getirilmiştir.

    • Ordu Eski Pazar Camii Kapısı

    14. yüzyılın başında Emiroğlu Beyliğinden kalma cevizden yapılma bir cami kapısıdır. Oyma tekniğinin uygulandığı kapıda yapım tekniği olarak ise çakma kündekari tekniği görülür.

    Ankara Etnografya Müzesi Giriş Ücreti

    • 18 Yaşından küçük T.C vatandaşları ücretsiz
    • 18 Yaş üstü T.C vatandaşları 14 TL ücretle müzeye giriş yapabilmektedir.
    • Kültür Bakanlığına bağlı olduğundan müze kartı ile ücretsiz geriş yapabilirsiniz.

    Ankara Etnografya Müzesi Ziyaret Saatleri

    • Haftanın yedi günü açıktır
    • Dini bayramlardan öğleden sonra açılmaktadır
    • Yaz aylarında 8:30 açılış 19:00 kapanış
    • Kış aylarında 8:30 açılış, 17:30 kapanış

    Ankara Etnografya Müzesi Nerede, Nasıl Gidilir ?

    Altındağ ilçesinin Talatpaşa Bulvarında yer almaktadır.

    Adres: Hacettepe Mahallesi Türkocağı Sokak No:4 Opera / Sıhhiye / ANKARA

    Nasıl gidilir?

    Ankara’ya yeni gelmiş ziyaretçilerin başlangıç noktası olarak seçilen Kızılay Meydanı’ndan Etnografya Müzesi oldukça yakın ve ortalama 3 kilometre uzaklıktadır buraya yürüyerek ziyarette bulunmak isteyen misafirlerin Gençlik Parkı istikametine doğru yürümeleri gerekmektedir. Ayrıca müzeye Ankara’nın çeşitli semtlerinden kalkan toplu taşıma araçları da mevcuttur. Bunlar kullanılarak etnografya Müzesi’ne kolayca ulaşılabilir.

    YAZAR BİLGİSİ
    Modanium Özel
    Modanium özel yayınıdır - Doğada seçimi kadın yapar !
    YORUMLAR

    Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.