Mardin Gezilecek Yerler | En Güzel 47 Yer

Mardin Gezilecek Yerler | En Güzel 47 Yer
5 Mayıs 2020 tarihinde eklendi, 42 kez okundu.

Bilinen tarihi yaklaşık üç bin yıl kadar öncesine dayanan ve Mezopotamya’nın (Fırat ve Dicle Nehirleri arasındaki bölge, medeniyetin burada başladığı düşünülmektedir.) önemli şehirlerinden biri olan Mardin, içerisinde barındırdığı pek çok etnik kökenle tanınmaktadır. Tarih boyunca başta Hititliler olmak üzere Romalılar, Bizanslar, Artuklular ve Osmanlılar gibi pek çok uygarlık için son derece önemli bir şehir olmuştur.

Mardin denildiğinde akla ilk gelmesi gereken farklı dinlere ve kökenlere sahip insanların birbirlerini farklılaştırmadan birlikte yaşamalarıdır. Milattan sonra çoğunlukla Süryanilerin yaşadığı Mardin o dönemde son derece önemli bir dini merkez olmuştur. Hıristiyanlık dinini kabul eden ilk topluluk olma özelliğini taşıyan Süryaniler Mardin’de yürüttükleri dini çalışmalar ile birlikte günümüz dünyasının dini inançlarının şekillendirilmesine yardımcı olmuşlardır.

Bölgede Süryani nüfusun dışında Türk, Ermeni ve Kürt olmak üzerek pek çok farklı uyruktan insan bulunmaktadır. Bugün Mardin’i diğer şehirlerden ayıran en önemli özellik, buradaki halkın bütün farklılıklarına rağmen birbirleriyle bir bütün halinde yaşamayı sürdürmeleridir. Bu sebeple bölgede meydana gelen bütün eserlerde farklı etnik kökenlerin izine rastlanmaktadır.

Mardin’deki kilise ve manastırlarda çoğunlukla Süryanilerin izlerine rastlanmaktadır. Bölgedeki camilerde ve medreselerde ise Müslüman nüfusun artmasıyla birlikte daha çok Artuklu Dönemine ait yapılar bulunmaktadır. Bu yapıların büyük çoğunluğu günümüze kadar korunarak ulaşmayı başarmış ve Mardin şehrini bir bütün olarak sit alanı haline dönüştürmüştür. Mardin gezilecek yerler ile ilgili hazırladığımız gezi rehberimize hemen göz atarak listenizde yer alması gereken en güzel yerleri keşfedebilirsiniz.

Tarihi Yerler

Mardin Kalesi

Tarihçesi ve Önemi

Kartal Yuvası ismiyle de bilinen Mardin Kalesi’nin Milattan Sonra 900 yılları civarında Kuzey Irak’ta ve Suriye’de hakimiyet göstermiş bir Şii Arap Hanedanı olan Hamdaniler (Milattan sonra 944 ile 1035 yılları arasında Fatimiler tarafından Halep emirliğinden atılana kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.) tarafından inşa ettirildiği düşünülmektedir. Ancak yapının Hamdaniler tarafından yaptırıldığı düşünülse de günümüzde bunun doğruluğunu ispatlayan bir kanıt bulunmamaktadır.

Kale döneminde fethedilmeyen kale olarak anılmıştır. Döneminde pek çok farklı uygarlık tarafından kullanılan kalenin özellikle savaş zamanlarında konumu itibariyle savunma hattında etkin bir rol üstlendiği bilinmektedir. Subariler, Sümerler, Babilliler, Mitaniler, Asurlular, Persler, Romalılar, Bizanslılar, Emeviler, Abbasiler, Selçuklular, Artuklular, Karakoyunlular, Akkoyunlular, Safaviler ve Osmanlılar tarafından aktif bir şekilde kullanılan kale Mezopotamya’yı tepeden gördüğü için özellikle savaş sırasında bölgedeki üstünlüğün sağlanabilmesi için önemli bir askeri üstüdür.

Kayanın üzerinde yükselen kale yapısının 10. yüzyılda Hamdaniler tarafından inşa edildiği düşünülse de asıl yapının çok daha eskiye dayandığı, 10. yüzyılda Hamdan Bin El Hasan Nasır El Devlet Bin Abdullah Bin Ham tarafından eklemelerle yeniden düzenlenmesinden öncesinde de kullanıldığı bilinmektedir.

Milattan sonra 330 yılları civarında hastalanan Zerdüşt Kral Şah Buhari’nin burada kaldığı bilinmektedir. Kral, iyileşmesinin ardından buraya kendisine bir kasır yaptırıp Pers ve Babil’den asker getirterek kendi halkını Mardin Kalesine yerleştirmiştir. Bir süre halk burada yaşamaya devam etse de Milattan sonra 442 yılında gerçekleşen veba salgını sırasında kaledeki halkın tamamı ölür, kale boş kalır. Milattan sonra 900 yılları civarında Hamdanilerin kaleye gelmesiyle birlikte yeniden kullanılmaya başlanır. Kale Timur’un Mardin’e saldırısı sırasında gösterdiği direnişle de bilinmektedir.

Ziyaret

Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesine dahi konu olan kaleye günümüzde çıkılması yasaktır, turizme açık değildir. Konumunun önemi dolayısıyla günümüzde de askeriyeye ait olan kaleye giriş yasak olsa da kalenin bulunduğu kayalık bölgeye tırmanılarak kaleyi yakından görebilir ve eşsiz Mardin manzarasının tadını çıkarabilirsiniz.

Ulaşım

Kale, Mardin’in Artuklu İlçesi’nde bulunmaktadır. Bulunduğu bölge şehre uzak olduğu için şahsi araçla gidilmesi önerilmektedir.

Dermetinan Kalesi

Tarihçesi ve Önemi

Bizans Döneminde inşa edilen kale, Timur’un baskısına karşı gösterdiği üstün direnişle tanınmaktadır. Döneminde Mardin’in ardından Diyarbakır’ı fethetmek isteyen Timur iki şehrin birbirlerine yardım göndermelerini sağlayacak yolları kapatmayı amaçlamıştır. Bu sebeple Dermatinan Kalesini ele geçirmek istemiş ancak kale başarılı bir savunma göstererek Timur’a geçit vermemiştir.

Mimarisi

Sekiz burç ve gözetleme kalelerinden oluşan kalenin kuzeye açılan tek bir kapısı bulunmaktadır. Kalede dikkat çeken en önemli yapı Bizans Döneminden kalan ve duvar kabartmalarını koruyarak günümüze kadar ulaşan mezarlıktır.

Ulaşım

Mardin’in Mazıdağ ilçesinin Gümüşyuva Köyü’nde bulunmaktadır. Bölgeye şehir içi dolmuşlarla gidilebileceği gibi şahsi araçla da ulaşabilirsiniz.

Bab-ı Sor Çeşmesi

Tarihçesi ve Önemi

Savurkapı’da bulunan Bab-ı Sor Çeşmesi aynı zamanda Savurkapı Çeşmesi olarak da bilinmektedir. Çeşme, Mardin’in Savurkapı Medresesi’nin içerisinde bulunmakta olup medreseyle birlikte 13. ila 14. yüzyılları arasında yaptırıldığı düşünülmektedir.

Çeşmenin suyuyla ilgili doğruluğu kanıtlanmamış bir inanış bulunmaktadır. Bölge halkının inancına göre bu çeşmeden bir çocuk su içerse başına mutlaka ilginç bir olay gelmektedir.

Mimarisi

Medrese’nin içerisinde bulunan çeşme medresenin bir bölümünü oluşturmakta olup çeşmeye ulaşılması için merdivenlerin çıkılması gerekmektedir. Sivri kemerli yapısıyla dikkat çeken çeşme Midyat taşından yapılmış olup kemerli nişinin içine ise ayna taşı yerleştirilmiştir. Çeşmenin yapılışının ardından 1494 yılında restore edildiği bilinmektedir.

Ulaşım

Mardin’in merkezindeki Savurkapı Mahallesi’nde bulunan çeşmeye ulaşım oldukça kolaydır. Çeşmeye Cumhuriyet Caddesi’nden yürünerek gidilebileceği gibi şehir içi dolmuşlarla da ulaşım sağlanabilmektedir.

Dunaysır Köprüsü

Tarihçesi ve Önemi

Tarihi Kızıltepe Dunaysır Köprüsü olarak da bilinen köprü, Kızıltepe ile Derik yolu üzerinde bulunan Zergan Çayı’ın üzerine inşa edilmiştir. Köprünün yapım tarihi tam olarak bilinmese de mimari özelliklerine bakıldığında Artuklu Dönemine ait özellikler gösterdiği bilinmektedir.

Aynı zamanda bölgede bulunan Dunaysır Ulu Cami ile birlikte Kızıltepe’nin 12. yüzyıl civarlarında Artuklular için önemli bir nokta olmasından dolayı köprünün de aynı dönemlerde, 12. yüzyılda yaptırıldığı düşünülmektedir. Dunaydır köprüsü 2013 yılında geniş çaplı bir restorasyondan geçmiş olup günümüze kadar sağlam bir şekilde ulaşmayı başarmıştır.

Mimarisi

Köprü beş gözlü olup sade bir mimari anlayışla inşa ettirilmiştir. Düz kesme taştan yaptırılan köprünün üzerinde bir süsleme veya işleme bulunmamaktadır.

Ulaşım

Bulunduğu mevki yönünde arabayla gidilmesi durumunda üzerinden geçilecek köprü günümüzde aktif bir şekilde kullanılmakta olup araç ve yaya trafiğine açıktır. Bu sebeple dilenirse köprünün üzerinden yürünerek geçilebilir ve bu tarihi dokunun tadı çıkarılabilir.

Surur Hanı

Günümüzde kullanımına aktif olarak devam edilen Surur Hanı’nın 17. ila 18. yüzyıl arasındaki dönemde inşa edildiği düşünülmektedir. Dikdörtgen bir avlunun etrafına yaptırılmış olan yapı iki katlı olup sahip olduğu on dükkan günümüzde restoran ve kafe olarak hizmet vermektedir. Özellikle burada düzenlenen sıra geceleri yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşmaktadır.

Mardin’e gelindiğinde mutlaka uğranılması gereken bir mekan olan Surur hanı zamanda içerisinde pek çok kez restore edilse de günümüzde orijinal halini büyük çoğunlukla koruduğunu söylemek mümkündür.

Ulaşım

Mardin Merkezde 1. cadde üzerinde yer alan Han Kuyumcular Çarşısı’nın hemen yanındadır. Şehir içi dolmuşlarla gidilebileceği gibi dilenirse bölgenin gezilmesinin ardından yürünerek de ziyaret edilebilir.

Dara Antik Kenti

Tarihçesi ve Önemi

Dara Mezopotamya Harabeleri olarak da anılan antik kent Pers Uygarlığından kalan ve günümüze kadar ulaşmayı başarabilen önemli bir tarihi mekandır. Dara Şehri Milattan önce 500 yılları civarında Pers İmparatoru I. Darius (Büyük Darius, Milattan önce 552 ila 485 yılları arasında yaşamış olup Pers İmparatorluğu’nun sınırlarını Asya ve Afrika’daki en uç noktasına ulaştırmıştır.) tarafından yaptırılmış olup daha sonrasında uzun süre boyunca Romalılar ve Persler arasında el değiştirmiştir.

Özellikle gelecek dönemlerde şehir Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine geçtiğinde Sasanilere (2. Pers İmparatorluğu) karşı önemli bir savunma hattı olma görevini üstlenmiştir. İsmini kurucusu olan Darius’tan alan Dara Şehri özellikle Pers ve Babil Krallıkları oldukça önemli bir şehirdi.

12. yüzyıla gelindiğinde ise ilk önce Emeviler (4 Halife Döneminde kurulan Müslüman Arap Devleti) sonrasında da Abbasiler (Emeviler’in ardından yönetimi elde eden Müslüman Arap Hanedanı) için önemli bir şehir haline gelmiş olup en sonunda Osmanlı İmparatorluğu’nun sınırlarına dahil edilmiştir.

Dara Kenti döneminde ticari anlamda dünyada iki adet önemli yol bulunmaktaydı; İpek Yolu ve Baharat Yolu. Dara Şehri’nden geçen İpek yolu şehrin ekonomik anlamda da değerini arttırmak olup hem askeri hem de ticari alanda pek çok devletin hakimiyeti altına almak isteyeceği bir kent olmuştur. Mezopotamya Bölgesi’ndeki ilk barajın Dara Şehri’nde inşa edildiği bilinmektedir.

Kazı Çalışmaları

Dara Kenti günümüzde bir köyün sınırları için yer almakta olup kentin kalıntıların çoğu köylülerin özel mülkiyeti altında bulunan arazilerinde yer almaktadır.

İlk olarak Sarnıç ve Agora bölgesinde başlayan kazılarla günümüzde şehrin yalnızca yüzde onluk bir kısmının gün yüzüne çıkartıldığı düşünülmektedir. Yapılan kazılarla yer üstünde bulunan yapı kalıntılarının dışında saray, zindan ve çarşı başta olmak üzere pek çok kalıntı yer altından çıkartılmıştır.

Mimarisi

Dara Kenti’ne giriş kuzeyde ve güneyde bulunan iki kapı ile sağlanmaktadır. Bu iki kapının arasında akan dere boyunca ise blok taşların kullanımıyla inşa edilen Agora (Halka açık kamu binası, Antik Yunan’da şehirle ilgili başta politik ve dini olmak üzere bütün meseleler halka açık bir şekilde burada tartışılmıştır.) bulunmaktadır. Agora’nın yeraltında bulunan kısmının ise daha sonrasında zindan ve mezarlık olarak kullanıldığı bilinmektedir. Aynı zamanda Agora’nın biraz ilerisinde ise su sarnıcı bulunmaktadır.

Mardin ve bölgesinin Hıristiyanlık dinine geçişiyle birlikte şehre büyük bir kilise inşa edilmiştir. Günümüzde kilisenin hemen yanında bulunan büyük vaftiz teknesi şehri ziyaret edenlerin ilgisini çekmektedir. Yaklaşık olarak 2.5 kilometrelik Surlar içine kurulan Dara Kenti’nin 28 kuleden ve hendeklerden oluşan iç ve dış surları bulunmaktadır.

2009 yılında keşfedilen Büyük Galeri ise Dara’nın en ilginç yapılarından birisidir. Büyük Galeri’de yürütülen kazı çalışmaları neticesinde üç binin üzerinde insan kemiği bulunmuştur. Rivayetlere göre yeniden dirilerek ahiret hayatına geçiş yapacak bu insanların o günü beklemek için toplu olarak buraya gömüldükleri söylenmektedir.

Dara Kenti’nde kazıların yapıldığı alan yaklaşık 10 kilometrelik bir kısmı kaplamaktadır. Dara Kenti’ne ait yapıların taşlarının köylü tarafından ev yapımında kullanıldığı bilinmekle birlikte geride kalan harabelerin ise yine köylü tarafından ahır olarak kullanıldığı gözlemlenmektedir. Günümüzde zamanında depo olarak yerin altına inşa edilen yapının üstünde ise bir köy evi bulunmaktadır.

Ziyaret

Dara Antik Kenti’ne ziyaret ile Mezopotamya’nın etkileyici tarihini rahatlıkla gözlemleyebilirsiniz. Ancak antik kenti ziyaret etmeden önce bölgedeki turizm faaliyetlerinin oldukça kısıtlı olduğunu belirtmekte fayda vardır. Şu ana kadar ciddi bir turizm çalışması yürütülmemiş olan antik kenti gezmek isteyenler için rehber bulunmamaktadır. Dilenirse bölge halkı bu konuda turistlere yardımcı olmaktadır.

Ulaşım

Antik Kent Mardin’in Nusaybin İlçesi’nin Oğuz Köyü’nde bulunan antik kente şahsi araçla gidilmesi önerilmektedir.

Mardin Evleri

Mardin denildiğinde çoğu kişinin aklına gelen ilk şey kendilerine has mimarisi ve toprak renkleriyle birbirlerinin arkasında yükselen Mardin Evleridir. Mazı Dağları’nın güney yamacına inşa edilen şehir Mardin Kalesi’nden veya şehre uzaktan bakıldığında birbiri üstüne inşa edilmiş gibi görünen bir mimari anlayışla yaptırılmıştır. Mardin evlerinin büyük bir çoğunluğunda sarı kalker taşı kullanılmış olup bunun sebebi bölgedeki ocaklardan bu taşın oldukça yoğun olarak çıkartılmasıdır.

Mardin Evleri’nin büyük bir çoğunluğunda iki adet avlu bulunmaktadır. İkiden fazla kat olarak inşa edilen evlerde bulunan avlular yazın ve kışın olmak üzere mevsimsel olarak kullanılmaktadır. Beton yapılarla karşılaşması güç olan Mardin’de evlerin yapımında herhangi bir sıva malzemesi kullanılmamaktadır.

Yalnızca yapılardaki yıpranmanın tamiri veya kirlerin temizlenmesi için kum haline getirilen taş kırıntıları kullanılmaktadır. Taş işçiliğinde oldukça ilerleyen Mardin halkı evlerinde çoğunlukla ahşap değil taş kullanılmaktadır. İnce işçiliklerle ve süslerle bezedikleri evleri Mardin evlerinin en önemli karakteristik özelliklerinden birini yansıtmaktadır.

Evlerin çoğunun alt kısmında ahırlar bulunduğundan mutfak, kiler gibi bölümler buraya yaptırılmış olup genellikle yaşam alanları evin daha üst katlarında bulunmaktadır. Mardin Bölgesi’nde çoğunlukla kullanılan eyvanlar evlerde de bulunmaktadır. Evlerdeki kullanımının cami ve medreselerden farklı olarak özellikle yaz aylarındaki yoğun güneşe karşı avluda gölge yaratması amaçlanmaktadır.

Mardin Evleri’nin yapımı çok eski olduğu için haremlik ve selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden oluşmaktadır. Erkek konukların ağırlandığı selamlık bölümünün daha süslü olduğu gözlemlenmektedir. Haremlik bölümünde bulunan odalar ise ev halkının vakit geçirebileceği şekilde düzenlenmiştir.

Firdevs Köşkü

Tarihçesi ve Önemi

Mardin’de bulunan Artuklu Dönemine ait yapılardan biri olan Firdevs Köşkü’nün dış kısmında bulunan kitabeye göre 14. yüzyılda el-Melikü’s-Sâlih Necmeddin Mahmûd yaptırıldığı bilinse de Mardin Artukluları kitabının yazarı Katip Ferdi’nin yapıldığı düşünülen tarihten daha önce yaşamış olan el-Melikü’l-Mansûr Necmeddin Gazi’nin yaz aylarında burada kaldığını belirtmesi üzerine köşkün daha önceden yaptırılmış olma ihtimali gün yüzüne çıkmıştır.

Bu sebeple Artuklu mimarisinin bir ürünü olan bu köşkü kimin hangi tarihte yaptırdığı tam olarak bilinmemektedir. Köşk sürekli olarak serin olduğu için özellikle yaz aylarında kullanılmıştır. Tarihi kayıtlara göre Mardin Bölgesi’nde bulunan bütün hükümdarlarla yöneticiler yazlarının bir kısmını mutlaka bu köşkte geçirmişlerdir.

Mimarisi

Artuklu mimarisinin önemli eserlerinden biri olan Firdevs köşkü iki katlıdır. Köşkün ikinci katından bir havuz bulunmakta olup çevresindeki bahçe ile birlikte örülen duvarla köşkün diğer bölümlerinden ayrılmaktadır. Üç adet Eyvanı bulunan köşkün eyvanlarından ortada ve büyük olanı bir kanal yardımıyla havuza bağlanmaktadır.

Yapımında çoğunlukla kesme taş kullanılmakta olup bazı bölümleri zaman içerisinde değiştirilmiştir. Ancak, gerçekleştirilen değişikliklere rağmen yapının büyük ölçekte orijinalinden uzaklaşmadığını söylemek mümkündür.

Ziyaret

Firdevs köşkünde şu anda bilindiği kadarıyla bir aile yaşamaktadır. Bu sebeple köşkün içinin gezilmesi şu an için söz konusu değildir. Dileyenler köşkün dışını gezerek Artuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan bu köşkü yakından inceleme fırsatı yakalayabilirler.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesi’nde Nusaybin yolu üzerinde bulunmaktadır. Ordu evine gelmeden 200 metre daha geride olan köşke şehir içi dolmuşlarla ulaşılabileceği gibi şahsi araçla da gidilebilmektedir.

Kiliseler ve Manastırlar

Mardin Bölgesi farklı dinlerin ve mezheplerin içi içe yaşaması özelliği dolayısıyla dünyadaki sayılı mekanlardan birisidir. Bölgedeki kiliselere ve manastırlara baktığımızda çoğunlukla Süryaniler tarafından yaptırıldıklarını görmektedir. Mardin Süryanilerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge olmasından ötürü 1932 yılına kadar Süryani Kadim Cemaatinin Patriklik Merkezi olarak görev yapmıştır. Bu sebeple bölgedeki kilise ve manastır yoğunluğu oldukça fazladır.

Aramilerin (Özellikle Kuzey Suriye’de ve Mezopotamya’da yaşamış halk.) Hıristiyan dinini benimsemelerinin ardından Suriye ve Asur kelimelerinin birleşiminden ortaya çıkan Süryaniler Hıristiyan dinini ilk benimseyen soylardan biri olma özelliğini göstermektedir. Mardin’e yerleşmeleriyle birlikte dini ve idari işlerini bölgeden yürütmeyi tercih ederek pek çok rahibin yetiştirilerek doğuya gönderilmesine ve Hıristiyanlık dininin yayılmasına katkı sağlamışlardır.

Birazdan bahsedeceğimiz kültür ve inanç turizmine daha yatkın olan kilise ve manastırların dışında bölgede pek çok ibadethane bulunmaktadır. Ancak bu kiliselerin ve manastırların bir kısmı turistik gezi açısından verimli olmamakla birlikte bir kısmı da günümüzde kullanılmamaktadır.

Mardin’deki kiliselerin başında sık sık göreceğimiz ‘Mor’ kelimesinin anlamının önemli olduğu belirtmekte fayda vardır. Mor, Süryani lisanında Metropolit anlamını gelmektedir. Metropolit kelimesi Yunanca ‘Metropolis’ kelimesinden türetilmiş olup Ortodoks mezhebinde Patrikten sonra gelen dini ve idari olarak en yetkili kişi, din adamı anlamına gelmektedir. Bu sebeple kiliselerin çoğuna isim veren din adamlarının dönemlerinde idari açıdan da önemli kimseler olduklarını söylemek yanlış olmayacaktır.

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi

Tarihçesi ve Önemi

Mardin’in en çok bilinen tarihi sembollerinden birisi olan Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi hem bölgedeki Hristiyan nüfus için hem de turizm açısından oldukça önemli bir yapıdır.

1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından ilk olarak yalnızca kilise olarak yapılmış olup 1895 yılında ise Antakya Patriği İgnatios Benham’ın patrikhane binasını yaptırmasıyla birlikte bugünkü görkemli halini almıştır.

Süryani Katolik cemaati tarafından uzun yıllar boyunca kullanılan Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi 1988 yılında Kültür Bakanlığına devredilmiş olup yapılan restorasyonların ardından 1995 yılı itibariyle müze olarak hizmet etmeye başlamıştır.

Mimarisi

Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi sahip olduğu mimari özellikleri açısından da çoğu kiliseden ayrılmaktadır. Yapının Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilise kısmında döneminin önemli el işçilik örneklerinden bazıları sergilenmektedir. Kilisenin birbiriyle iç içe geçmiş kısımları bir bütünü oluştururken aynı zamanda birbirlerinden ayrı özellikler göstermekte olup kullanılan el yapımı işlemeler ve motifler ile süslenmiştir.

Ana yapı olan kilise 21 yuvarlak taş sütun üzerine oturtulmuş olup Patriğin oturma yeri özellikle süslenmiştir. Patriğin oturduğu ve İncil’den pasajlar okuyarak vaaz verdiği kısımda ahşap el işçiliği örneklerinin en iyilerinden biri kullanarak kutsal üzüm salkımları motifleri ile süslenmiştir. Aynı zamanda ilahilerin okunduğu kora balkonunun yer aldığı kısım akustik bir düzende inşa edilmiştir.

1.Dünya Savaşı’nın patlak vermesinin ardından 1914 ile 1915 yılları arasında Mardin’de yapılan yol genişletme çalışmaları dolayısıyla Patrikhane binası zarar görmüştür. Patrikhane binasının duvarlarının bir kısmı Almanlara ait büyük demirden arabaların geçirilmesi için yapılan yol genişletme çalışması dolayısıyla yıkıldığından Patrikhane kullanılamaz bir hale gelmiştir. Ancak Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhanesi’nin Kültür Bakanlığı tarafından devralınmasıyla birlikte binalar asıllarına uygun bir biçimde özenle restore ettirilerek müzeye dönüştürülmüşlerdir. Günümüzde pek çok yerli ve yabancı turist Kiliseyle Patrikhaneyi ziyaret etmektedir.

Ulaşım

Mardin Midyat’a 25 kilometre uzaklıkta bulunan Kilise Mardin’in merkezinde, Cumhuriyet Meydanı’nda yer almaktadır. Şar Sokak’ta bulunan Kilisenin hemen yanından Mardin Müzesi’nin de bulunması dolayısıyla oldukça kolay bir şekilde ulaşılmasılabilmektedir.

Mor Gabriel Manastırı, Deyrulumur

Tarihçesi ve Önemi

Mor Gabriel Manastırı, diğer adıyla Deyrulumur Manastırı Mardin’de yaşayan Süryaniler için oldukça önemli bir ibadethane olmakla birlikte günümüzde hala ibadete açıktır. Milattan Sonra 397’de Kartminli Mor Şemun ve Savurlu Mor Smuel tarafından inşa edilen ve erken Hristiyanlığın en önemli yapılarından biri olan Manastır yüksek bir tepeye yaptırılmıştır. Ortodoks Süryanileri için ayrı bir önemi olan Mor Gabriel Manastırı aynı zamanda Dünya’nın günümüze gelmeyi başarabilmiş en eski Ortodoks Kilisesi olma özelliğine de sahiptir.

Hristiyanlığın Dünyaya yayılması ve Roma İmparatorluğunun koruması altına girmesi ile birlikte İmparatorluk tarafından kiliseye pek çok bağışta bulunulmuş ve bu bağışlara kilisenin gelişmesini sağlanmıştır. Özellikle döneminin en önemli rahip okullarından birisi olmuştur. Kilisenin bir diğer önemi ise ikinci bir Kudüs olarak kabul edilerek Hristiyan Dünyası tarafından kutsallaştırılmasıdır. Kurulduğu günden beri Süryaniler için önemli bir ilim merkezi olan manastırda geçmişte bulunan el yazması kitaplardan oluşan eşsiz kütüphane yağmaların ve savaşların sonucunda günümüze ulaşmayı başaramamıştır.

İsminin Kaynağı

Kilise ilk yapıldığında kurucularının ismiyle anılmış olup ileri ki dönemlerde rahiplerin yetiştirilmesi için önemli bir nokta görevi üstlendiğinden buna göre bir isim almıştır. Süryanice anlamı ‘rahiplerin meskeni’ olan Dayro d’Umro isminden yola çıkılarak yeni adı olan Deyr-el-Umur verilmiştir. Zaman içinde verilen bu ad bölgenin Türkleşmesiyle birlikte dilin kullanımına bağlı olarak Deyrulumur olarak dönüşmüştür.

Bir diğer ismi olan Mor Gabriel ise kaynağını 7. yüzyılda yaşamış olan, manastıra verdiği değer ve yaptığı iyiliklerle tanınan Aziz Turabdin Metropoliti Mor Gabriel’den almaktadır.

Mimarisi

İlk hali Midyat kesme taşından yapılan Mor Gabriel Manastırına zaman içerisinde özellikle 5. ve 6. yüzyıllarda eklemeler yapılmıştır. Bizans Döneminde ise yeni mozaiklerle kapıları ve kubbesi süslenmiştir. Yaşanan savaşlar ve geçen zaman sonucunda Manastırın bir kısmı yıkılmış olup geçmiş dönemlerden kalan kalıntılarına bakıldığına günümüze ulaşan kısmının üç katı büyüklüğünde olduğu ortaya çıkmıştır.

Manastır Büyük Kilise ve onunla etrafından yer alan birkaç farklı yapıdan oluşmaktadır. Bu yapılardan biri olan Azizler Evinde farklı zamanlarda yaşamış 15 azizin mezarları yer almaktadır. Bu özelliği dolayısıyla aynı bölgede yer alan diğer anıt mezarların içinden en büyüklerinden birisidir. Azizler Evinin bir diğer özelliği ise burada gömülmüş olan azizlerin gömülüş pozisyonlarıdır. Rivayete göre azizler İsa’nın yeniden dirileceği günü beklediklerini belli etmek için oturur pozisyonda gömülmüşlerdir.

Doğu Roma İmparatorluğu Bizans’ın resmi dinini Hristiyanlık yapan Büyük Theodosius’un oğlu Kral Arcadius (Milattan sonra 395 ila 408 yılları arasında hüküm sürdü.) zamanında Manastıra barınma ve dua yerlerinin yaptırıldığı bilinmektedir. Kral Arcadius’un oğlu olan İkinci Theodosius (Milattan sonra 408 ila 450 yılları arasında hüküm sürdü.) Döneminde ise lahitleri konacağı Azizler Evi ile Manastırın içine Resuller Kilisesi, Kırkşehit Kilisesi, Mor Şmuel Mabedi yaptırılmıştır. Aynı zaman Kral kızının Mor Şmuel tarafından iyileştirilmesi üzerine kızının ismini alan Theodora Kubbesini de yaptırtmıştır. Theodora kubbesi bugün de ziyaretçilerin ilgisini çeken görkemli bir yapı olup yapımında taş ve tuğla kullanılmıştır. Manastırın Güneybatısında bulunan Meryem Ana Kilisesi ise daha sonra ikinci Teodosius’un yaptığı bağışlarla inşa edilmiştir.

Ziyaret

Müze olarak kullanılmayan ve hala ayine açık olan Mor Gabriel Manastırı’nı ayin günlerinde ziyaret edebilirsiniz. Ayinlere katılabilir ve burada bulunan Süryani cemaatine mensup olan kişilerle bölgenin ve manastırın tarihi hakkında sohbet edebilirsiniz.

Ulaşım

Mor Gabriel Manastırı Mardin’in Midyat ilçesinin 23 kilometre Güneydoğusunda bulunmaktadır. Midyat’tan yola çıkarak Şırnak-İdil yoluna sapıldığında ise 16 kilometrelik bir seyahatin ardından manastıra ulaşılmaktadır. Manastırda ibadet hala devam etmekte olup girişte müze kartın geçmediğinin unutulmaması gerekmektedir.

İzozoel Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

İzozoel Kilisesi Mardin’in Midyat ilçesine bağlı Altıntaş Köyü’nde bulunmaktadır. Köyün en yüksek tepesine inşa edilen kilisenin yapılış tarihi ile ilgili farklı kaynaklarda farklı bilgiler bulunmaktadır. Çoğunluk tarafından kabul edilen bilgiye göre 6. yüzyılda yapılan kilisenin mimarları Theodosius ve Theodere, Mor Gabriel Manastırı’nın mimarı Şufnayn’ın oğllarıdır.

Ancak bir diğer kaynağa göre ise kilisenin çok daha sonra, 8. Yüzyılda, Turabdin’in (Midyat ve çevresindeki tepelik bölgeye verilen ve Süryanice ‘kulların dağı’ anlamına gelen bir isimdir. Süryani Ortodokslar için önemli bir dini ve kültürel merkezdir.) ihtişamlı ve bereketli dönemlerinde inşa edildiğini söylemektedir.

Mimarisi

Mimarisinde sergilenen taş işçiliği Mardin Bölgesi’ne özgü olup döneminin nadide örneklerinden birisi olarak kabul edilmektedir. Özellikle yapıldığı dönemde Süryanilerin zenginliğini ve gücünü belli etmek için yaptırılan ihtişamlı çan hala bölgeyi ziyarete gidenlerin ilgisini çekmektedir. Kilise özellikle ululuğunu belli etmesi amacıyla bulunduğu köyün en yüksek tepesine inşa edilmiştir.

Ziyaret

Kilise günümüzde turistik ziyarete açıktır. Bu ziyaret sırasında bulunduğu köyü gezerek köylülerle sohbet etmek ve kilisenin tarihi hakkında daha çok bilgi alınması önerilmektedir. İhtişamlı ve keyifli atmosferiyle köy ve kilise hala geçmişte yaşıyorlarmış gibi otantik bir görünüm sergilemektedir.

Ulaşım

Bulunduğu bölge göz önüne alındığında şahsi araçla gidilmesi önerilmektedir. Mardin’in Midyat İlçesi’ne bağlı olan Altıntaş Köyü’nde bulunmaktadır.

Mor Yakup Manastırı

Tarihçesi ve Önemi

Milattan sonra 419 yılında Aziz Yakup yani Mor Yakup tarafından inşa edildiği bilinen manastırın tarihi daha öncesine dayanmaktadır. Milattan sonra 328 yılına kadar tapınak olarak faaliyet gösteren ana binanın tarihi kayıtlarda Mecusi tapınağı yani Kuzey İran’da (Persler) ilk oluşumunu gösteren ve ateşe tapan Zerdüştlerin tapınağı olarak kullanıldığına rastlanmıştır.

İsminin Kaynağı

Daha sonra yaptığı iyiliklerden ve dindarlığından dolayı aziz olarak ilan edilen Mor Yakup Milattan sonra 330 yılları civarında Mısır’da doğmuştur. Dini görevlerinin ilk aşamasında İskenderiye’de küçük bir manastırda rahiplik yaptıktan sonra önce Tarsus’a (Günümüzde Mersin’in bir ilçesidir.) ardından da Diyarbakır’a gelmiştir.

Mardin’e gelmesinin ve Turabdin Bölge’sine yerleşmesinin ardından burada kaldığı Şiluh köyü ve civarında mucizeler yarattığı söylenmektedir. Hastalara şifa vermek, sakatları iyileştirmek hatta dilsizleri konuşturmak gibi mucizeler yarattığı rivayet edilen Mor Yakup burada işlediği hayırlar neticesinde kilise tarafından aziz olarak ilan edilmiştir.

Mor Yakup şu anda Mor Yakup Manastırı olarak adlandırılan ancak döneminde tapınak kalıntısı olarak varlığını sürdüren yapıya yerleşir ve burada hastalıklara şifa olarak mucizeler yaratmaya devam eder. Mor Yakup’un ölümünün arından ise öğrencisi Mor Daniel burada kalmaya başlar ardından da zaman içerisinde manastırda pek çok rahip ikamet ederek yetişir.

Milattan sonra 6. yüzyılın başlarında Başrahip Teofil’in önderliğinde manastır büyütülür ve Mor Yakup’un hatırasına büyük bir kilise inşa edilir. Manastır günümüze kadar ulaşmayı başarabilse de kilise ancak 7. yüzyılın başlarına kadar sağlam kalmayı başarabilmiştir.

Günümüzde Kullanımı

Manastır 19. yüzyıla kadar rahip yetiştirmeye devam ederek aktif bir şekilde ibadet hizmetine devam etmiştir. Ancak 1. Dünya Savaşı’nın çıkması ve ardından gelen Kurtuluş Savaşı ile birlikte bölgedeki Hristiyan nüfusun azalması manastırın terk edilmesin yol açmıştır. 2013 yılına gelindiğinde ise hem tarihi hem de dini açıdan önemi göz önünde bulundurularak restore edilmiştir.

Ziyaret

Mor Yakup Manastırı’na gezi amaçlı ziyaret edilebileceği gibi günümüzde ibadethane olarak kullanımı da sürmektedir. Manastır yalnızca gezilebileceği gibi bölge halkıyla birlikte ayinlere katılıp bu etkileyici ortamı deneyimleyebilirsiniz.

Ulaşım

Mor Yakup Manastırı Mardin’in Nusaybin ilçesinde bulunmaktadır. Mardin’in merkezinden kalkan Nusaybin dolmuşları ile kolayca ulaşılabilmektedir. Bölge halkı tarafından bilinen Zeynel Abidin Camisi’nin hemen yanında, cami ile aynı avluyu paylaşmaktadır.

Mor Behnam Kırklar Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

Mardin’deki Süryani nüfusun yoğun bir şekilde yaşadığı bölgede yer alan Mor Behnam Kırklar Kilisesi Milattan sonra 539 yılında inşa edilmiştir. Süryaniler için önemli bir dini yapı olan kilise, 1293 yılında Süryani Kadim Patrikliğinin merkezi olarak görev yapmaya başlamıştır. Göreve başladığı tarihten itibaren önemi artan kilise günümüzde de Süryanilerin dini ve idari işlerinin yönetildiği bir merkez olarak varlığını sürdürmektedir.

İsminin Kaynağı

Mor Behnam Kırklar Kilisesinin ismi aslında iki farklı hikayeye dayanan iki ismin birleşiminden oluşmaktadır. Mor Behnam ismi, cüzzam hastası kardeşi Saro’yu iyileştirmesi amacıyla Mor Matay’a götüren Mor Behnam’dan gelmektedir. Mor Behnam Saro’nun iyileşmesinin ardından şifayı Mor Matay’da bulduklarını babaları Vali Senharip’e anlatır. Bunun üzerine Senharip, bir Hristiyan azize inanmalarından ve Hristiyanlık dinini benimsemelerinden dolayı çocuklarını öldürür.

Ancak daha sonrasında pişman olarak hastalanır ve karısı da onu çocuklarının yaptığı gibi Mor Matay’a götürür, Senharip burada iyileşir. Bunun üzerine Hristiyanlığa inandıkları için öldürülen kardeşlerin anısına Mor Behnam Kilisesi inşa ettirilir. Kırklar ismi ise Roma işgaline karşı koyarken öldürülen kırk Hristiyan’dan gelmektedir. Dinlerini Roma’nın baskılarına rağmen terk etmeyen direnişçilerinin kemiklerinin gömüldüğü yer olması dolayısıyla kiliseye aynı zaman da Kırklar ismi verilmiştir. Günümüzde ise bu iki hikayenin birleşimi olarak Kilise Mor Behnam Kırklar Kilisesi ismiyle anılmaktadır.

Mimarisi

Tamamen kesme taştan yapılan kilise günümüze oldukça iyi korunarak ulaşmayı başarmıştır. Kilise sade ve ince taş işçiliği ile dikkat çekmektedir. Özellikle günümüze kadar korunarak gelen bin beş yüz yıllık kök boyasıyla boyanmış perdeleri ve ahşap mihrap kapıları görenlerin dikkatini çekmektedir.

Patrikler ilk etapta kilise büyütülmeden önce kilisenin avlusunda bulunan ve tavanları kesme taşla örülmüş olan odalarda kalırlardı. Ancak 1850 yılında odaların yerine yeni bir Patriklik binasının inşa edilmesiyle birlikte oraya taşınmışlardır. 1925 yılında ise Patriklik binası genişletilerek yapının hemen yanına tamamı kesme taştan yeni bir bölüm daha eklenmiştir.

Eğitim Geçmişi

1789 yılından 1919 yılına kadar Süryani Kadim Din Okulu olarak görev yapmıştır. Temel seviyeden ziyade yüksek okul niteliğinde eğitim verilen okulda dini eğitimin yanı sıra yabancı dilde ve beşeri bilim dallarında da eğitim verilmiş olduğu bilinmektedir.

Ziyaret

Günümüzde aktif olarak ibadete açık olan Kiliseyi yalnızca ziyaret edebilir veya dilerseniz pazar günleri yapılan kutsal ayinlere katılabilirsiniz. Müze olarak görev yapmamasından ötürü giriş ücretsizdir. Kilise Mardin Protestan Kilise ile birlikte her gün ibadete açık olan iki kiliseden birisidir.

Ulaşım

Mardin’in merkezinde bulunan 1. caddeye çok yakın bir konum olan Şar’da bulunmaktadır. Bölgeye otobüslerle, dolmuşlarla veya şahsi araçla ulaşılabilir.

Mor Mihayel Kilisesi ve Burç Manastırı

Tarihçesi ve Önemi

Milattan sonra 4. yüzyılın sonlarında, 5. yüzyılın başlarında inşa edildiği düşünülen kilise Mardin’in en eski ibadethanelerinden birisidir. Mor Mihayel Kilisesi’nin içerisinde bulunan Burç Manastırı’nın ise yine aynı dönemlerde yaptırıldığı düşünülmektedir.

Mor Behnam Kırklar Kilisesindeki Süryani okulunun 1919 yılında kapatılmasının ardından Mor Mihayel Kilisesinde bulunan Burç Manastırı 1928 yılına kadar okul olarak eğitim verse de halkın ulaşamaması ve şehrin çok dışında oluşu nedeniyle okul olarak faaliyet vermeyi bırakarak yeniden kilise olarak hizmet vermeye devam etmiştir.

Mimari Yapısı

Milattan sonra 12. yüzyıla gelindiğinden kilisenin büyük bir kısmının tahrip olduğu ve yıkıldığı bilinmektedir. Kilise o dönemde restore edilmesinin ardından daha sonra 1911 yılında ve en son da 1957 yılında restore edilmiştir.

Mardin Bölgesi’ndeki diğer kilise ve manastırlarda bulunan eyvanlar yine aynı şekilde Mor Mihayel Kilisesinde de bulunmaktadır. Kilisenin içerisinde üç ayrı mezarın bulunduğu, kilise kapısının tam karşısında bir mezar bölümü de yer almaktadır. Bu mezarlar rivayetlere göre Mor Mihayel ve kız kardeşi ile öğretmeni Aziz Mor Yusuf’a aittir.

Ulaşım

Yeniyol Caddesinin güneyinde bulunmakla birlikte ulaşımı oldukça güçtür. Bu sebeple bölgeye şahsi araçla gidilmesi önerilmektedir.

Mardin Protestan Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

Mardin Bölgesi Süryani nüfusun yoğunlukla yaşadığı bir bölge olup genel anlamda Katolik ve Ortodoks mezhebine bağlı Süryani cemaatlerinden oluşmaktadır. Mardin Protestan Kilisesi ise Mardin’de kurulan ilk Protestan Kilisesi olarak kabul edilmektedir. 1860 yılında kurularak ibadete açılan kilise Diyarbakır’dan Mardin’e gelen Protestanlar tarafından yaptırılmıştır.

Kapatılışı ve Yeniden Açılışı

1960 yılında gerçekleşen askeri darbenin ardından Mardin’de yaşayan Protestanların göç etmesiyle birlikte ibadete kapatılan kilise uzun uğraşların sonucunda 2015 yılında yeniden ibadete açılmıştır. Açılışıyla birlikte gerçekleştirilecek ibadetlerin Türkçe, Arapça ve Kürtçe olarak gerçekleştirilerek herkese ulaşılmaya çalışılacağı bildirilmiştir.

Ziyaret

Mor Behnam Kırklar Kilisesi ile birlikte Mardin’de haftanın her günü ibadete açık olan iki kiliseden biri olan Mardin Protestan Kilisesini hiçbir ücret ödemeden ziyaret edebilir, ayinlere katılabilirsiniz. Kudüs’te bulunan Protestan Kilisesinden dahi daha eski olan kilise eski atmosferi ve başarılı restorasyonu ile ziyaretçilerin ilgisini çekmektedir. Kilisede önemli eserlerin yer aldığı kütüphanede Türkçe İncil de bulunmaktadır.

Ulaşım

Mardin merkezdeki Latifiye Mahallesinde bulunan kiliseye dolmuş veya otobüs aracılığıyla gidilebileceği gibi dilenirse şahsi araçla da gidilebilmektedir. Ancak merkeze çok yakın olduğundan dolmuşların kullanılması ardından da Mardin sokaklarının daha yakından incelenmesi için yürünmesi önerilmektedir.

Mar Hırmız Keldani Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

Milattan sonra 397 yılında yaptırılan kilisenin kim tarafından yaptırıldığı net olarak bilinmemektedir. Mardin’de bulunan Katolik cemaat tarafından hala kullanılan ve ibadete açık olan kilise bölgenin en eski Katolik kiliselerinden birisidir. Mar Hırmız Keldani kilisenin ihtiyaçla orantılı olarak orijinal haline eklenen bölümlerle büyütüldüğü bilinmektedir.

Ziyaret

İçeri giriş ücretlidir. Özellikle dilek dilemek isteyenlerin ve mum dikmeyi amaçlayanların bölgede en çok ziyaret ettiği kiliselerden birisidir.

Ulaşım

Mardin’in Nusaybin ilçesinde bulunan kiliseye ulaşım Mardin merkezden kalkan dolmuşlarla veya şahsi araçlarla sağlanmaktadır.

Deyrulzafaran Manastırı

Tarihçesi ve Önemi

Milatta sonra 5. yüzyılda, tek katlı bir bina olarak inşa edilen, zamanla yapılan çalışmalar sonucunda büyütülen manastır aynı zamanda Süryani Manastırı olarak da bilinmektedir. Ancak Manastırın tarihine bakıldığında bugünkü manastırın yerinde Milattan önce yapıldığı bilinen ancak yapılış tarihi tam olarak saptanamayan bir Güneş Tapınağı bulunmaktadır. Yapının inşa edilmesinin Mardin şehrinin kuruluşuyla hemen hemen aynı dönemlere denk geldiği düşünülmektedir.

İlk etapta Güneş Tapınağı olarak kullanılan yapı daha sonrası bölgenin Roma İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmesiyle birlikte konumu itibariyle kale olarak kullanılarak Roma Savunma hattı üzerinde önemli bir görev üstlenmiştir. 5. yüzyıl itibariyle bölgedeki Hristiyan nüfus tarafından Manastırın yaptırılması ile birlikte kullanım amacı değişmiştir. Roma İmparatorluğu’nun bölgeden çekilmesiyle birlikte Aziz Şleymun tarafından inşa edilerek Süryani cemaatini için önem taşıyan bazı azizlerin kemikleri getirilmiş ve yapı manastıra dönüştürülmüştür. Deyrulzafaran Manastırı’nın sınırları içerisinde yer alan bölgede aynı zamanda Mor Hananyo Kilisesi, Meryem Ana Kilisesi ve Azizler evi bulunmaktadır.

Mor Hananyo Kilisesi

Kubbeli Kilise olarak da bilinen mimar kardeşler Theodosius ve Theodere tarafından Bizans İmparatoru Anastasius Döneminde inşa edilmiştir. Kilisenin haç şeklindeki ve dikkat çekici büyüklükteki kubbesinden dolayı Kubbeli Kilise adıyla da anılmaktadır.

Kilisenin iç kısmında İncil’de anlatılan hikayelerin tasvirleri bulunurken dış cephesinde ise çeşitli hayvan figürleri yer almaktadır. Aynı zamanda kilisede bulunan önemli eserlerden biri olan freskte kilisede önemli bir restorasyon çalışmasının yürütülmesini sağlayan ve kiliseye ismini veren Mor Hananyo’nun tasviri yer almaktadır.

Kilisenin kuzey ve güneyinde bulunan kduşkudşinlerin (kiliselerde ayin eşyalarının saklandığı yere verilen isim.) Mor Hananyo tarafından yaptırıldığı bilinmekle birlikte 1941 yılında çıkan yangın sonucunda yalnızca iki sütünü günümüze gelmeyi başarabilmiştir. Mor Hananyo Kilisesinin içinde bulunan iki vaiz kürsüsünden 330 yıllık olup cevizden yapılmış olanının Patriklere, 500 yıllık fil dişinden yapılmış olanın ise Metropolitlere ait olduğu bilinmektedir.

Azizler Evi

Aziz Hananyo Kilisesinin güneydoğusunda buluna binanın orijinali manastırla birlikte inşa edilse de yıpranması sonucunda 1884 yılında Patrik 4. Petrus tarafından yeniden onarılarak günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır.

Azizler evinde 4 Metropolitin ve 3 Patriğin mezarı bulunmaktadır. Bu kişilerden altısının Patrik 2. Cercis (1708), Patrik 4. Petrus (1895), Deyrulzafaran Metropoliti Mor Grigoriyos Behnam (1846) ve Mardin Metropoliti Mor Filüksinos Hanna Dalabani (1969) olduğu bilinmektedir.

Yapının içerisinde bulunan üzüm ve haçın etrafına dolanan yunus figürlerinden yola çıkılarak yapının bir zamanlar tıp ilminin öğrenilmesi ve kullanılması amacıyla tahsis edilmiş olabileceği düşünülmektedir.

İsminin Kaynağı

Manastırın ismi ilk olarak kurucusunun adı kullanılarak Mor Şleymun Manastırı olarak anılmıştır. Daha sonrasın Mardin ve Kefertüth Metropoliti Aziz Hananyo’nun manastırı büyük bir tadilattan geçirmesi ve manastıra ek olarak Hananyo Kilisesini inşa ettirmesiyle birlikte Mor Hananyo Manastırı olarak anılmaya başlanmıştır. 15. yüzyıldan itibaren manastırın çevresindeki bölgede yetişen ‘zafaran’dan (safran) ve Süryanice manastır anlamına gelen ‘Deyru’ kelimesinden yola çıkarak Deyrulzafaran olarak anılmaya başlanmıştır.

Manastır döneminde Süryani Kilisesi’nin önemli dini ve idari merkezlerinden biri olarak görev yapmakta olup önemini günümüzde hala sürdürmektedir. Kurulduğu tarihten 1932 yılına kadar geçen süre boyunca Süryani Ortodoks rahiplerinin manastırda düzenli olarak ikamet ettiği ve rahip yetiştirdiği bilinmektedir.

Deyrulzafaran Manastırı ve Matbaa

Manastırda o dönemde Patriklik yapan Patrik 4. Petrus tarafından 1874 yılında İngiltere’den getirtilen matbaa Mardin Bölgesine getirilen ilk matbaadır. Matbaada getirilmesinin ardından 1969 yılına kadar geçen süre boyunca Süryanice, Arapça, Türkçe hatta Osmanlıca dillerinde kitaplar bastırılmıştır. 1953 yılına kadar da varlığını sürdüren Öz Hikmet adında aylık bir derginin basıldığı bilinmektedir. Zamanın değişmesi ve talebin azalmasıyla birlikte kullanılmayan matbaanın geride kalan parçalarından bir kısmı Deyrulzafaran Manastırında sergilenirken diğer bir kısmı ise Mor Behnam Kırklar Kilisesinde sergilenmektedir.

Ziyaret

Süryani cemaatine hizmet etmeyi hala sürdüren manastıra gezi amaçlı ziyaret edebileceğiniz gibi kilisede yapılmaya devam edilen ayinlere de katılabilirsiniz. Manastıra gitmeden önce girişin ücretli olduğunun unutulmamasında fayda vardır. Manastırın bahçesinde soluklanmak ve Mardin manzarasının tadını çıkartmak için oturulabilecek küçük bir kafe de bulunmaktadır.

Ulaşım

Mardin Merkez’in 4 kilometre doğusunda, bir yamacın eteğinde bulunan manastıra ulaşım merkezden kalkan dolmuşlar aracılığıyla sağlanabileceği gibi bölgeye şahsi araçla da ulaşım tercih edilebilir.

Mor Petrus ve Paulus Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

1914 yılında Patrik II. Abdullah döneminde yaptırılan kilise Mardin’de Osmanlı Döneminde yaptırılan son kilise olması sebebiyle oldukça önemlidir. Eskiden bölgede bulunan ancak yıkılan küçük bir kilisenin üstüne yapılmasından ötürü temelinde daha önce bulunan kilisenin tarihiyle ilgili bir bilgiye ulaşılamamıştır.

Mimarisi

Mardin Bölgesinde bulunan diğer kiliselere ve manastırlara nazaran daha sade bir anlayışla yaptırılmıştır. 1. Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde bulunulması ve maddi olarak daha sıkıntılı bir döneme denk gelmesi dolayısıyla kilisede kullanılan taş işlemeleri bölgedeki diğer kiliselere oranla çok daha sadedir.

Tamamı kesme taştan yapılmış olan kilise dikdörtgen bir alana yayılmaktadır. Sadeliğiyle dikkat çekse de kök boyasından yapılmış ve günümüze kadar korunarak ulaşılmış baskılı perdeleriyle dikkat çekmektedir.

Ziyaret

Kilise günümüzde hala açık olsa da kimi zaman nedeninin bilinmediği bir şekilde ibadete kapatılmaktadır. Bu sebeple kiliseyi ziyaret etmeden önce açık olup olmadığını öğrenmekte fayda vardır.

Ulaşım

Mardin’in Gül Mahallesi’nde bulunan kiliseye bölgeye giden dolmuşlarla kolayca ulaşılabilir.

Mor Evgin Manastırı

Tarihçesi ve Önemi

Milattan sonra 363 yılında Bagok Dağı’nın eteklerine Mor Evgin ile 70 müjdecisi tarafından yaptırılan manastır yapısı itibariyle Sümela Manastırıyla büyük benzerlik gösterdiğinden Doğunun Sümela’sı olarak da anılmaktadır. Manastırın en önemli özelliği ise aynı anda 350 kadar rahibe ev sahipliği yaptığı dönemde Doğu bölgelerindeki rahip ihtiyacını karşılamış olması ve Hristiyanlık dininin yayılmasına büyük katkıda bulunmuş olmasıdır.

Süryani cemaati tarafından kutsal olarak kabul edilen manastır 2. Kudüs olarak anılmaktadır. Döneminde Kudüs’e doğru yola çıkıp hacı olacak Hristiyanların Kudüs’e gitmeden önce kutsanmak için buraya uğradıkları bilinmektedir. Türkiye’deki en büyük kilise çanı bu manastırda bulunmaktadır. 1970 yılına kadar aktif olarak hizmet vermeyi sürdürmüş manastır son rahibi olan Raban Lahdo Örz’ün ölümünün ardından kapatılsa da 2011 yılında yeniden ibadete açılmıştır.

İsminin Kaynağı

Manastır ismini yaptığı hayırlardan ve hizmetlerden dolayı ikinci Mesih (İlki, İsa Mesih) olarak anılan Mısırlı Mor Evgin’den almaktadır.

Mimarisi

Deniz seviyesinden 900 metre yükseklikte bulunan manastır tamamen taştan yapılmıştır. Devasa yapısı ve gösterişli mimarisiyle dikkat çekmektedir.

Ziyaret

Tanınması için büyük uğraşlar gösterilen manastırın otantik havası ziyaret için giden herkesin dikkatini çekmektedir. Aktif olarak ibadethane olarak görevini sürdüren manastırda ayinlere katılabilir veya yalnızca içini gezebilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Nusaybin İlçesi’nde bulunan manastırın konumundan dolayı şahsi araçla ziyaret edilmesi önerilmektedir.

Mor Yusuf Kilisesi

Tarihçesi ve Önemi

Mardin’de bulunan Ermeni Katolik cemaatinin ibadet ettiği kilise Mimar Lole’ye Hovzep Kazasyan ile Patrik VIII. Grigoryus tarafından yaptırılmış olup 1894 yılında ibadete açılmıştır. Kilisenin bulunduğu yerde aynı zamanda Katolik Ermeni cemaati tarafından rahip yetiştirilmesi amacıyla yaptırılan bina ruhban okulu olarak kullanılmıştır.

Mimarisi

Kesme taştan yapılan kilise 21 sütun üzerine oturtularak inşa edilmiştir. Mimarisinde ve inşaatında dikkat çeken nokta ise kilisenin yapımına başlanmadan önce temellerinde rutubetin önlenmesi için temeline tuz dökülmüş olmasıdır.

Ulaşım

Mardin’in il merkezinde bulunan kiliseye ulaşım oldukça kolaydır. Merkezden yürüyerek hiçbir vasıtaya gerek olmaksızın kiliseye ulaşılabilmektedir.

Camiler ve Medreseler

Mardin Bölgesinde Müslümanlığın yayılması ile başlayan süreçte çeşitli bölgelerde cami ile medreseler inşa edilmiştir. Artuklu Döneminde Müslüman kesimin yaşamaya başladığı bölgede yapılan eski cami ve medrese yapılarının büyük çoğunluğu da yine bu döneme denk gelmektedir. Bu sebeple çoğu cami ve medresede Artuklu mimarisinin izlerine rastlamak mümkündür.

Mardin Ulu Cami

Tarihçesi ve Önemi

Mardin, Hasankeyf ve Harput Bölgelerinde 1102 ile 1409 yılları arasında hüküm süren Müslüman bir beylik olan Artuklular Döneminde yaptırılan Mardin’in en eski camisidir. İnşaatına ilk olarak ne zaman başlandığı bilinmeyen iki minareli caminin bugüne gelmeyi başaran tek minaresinde yazan tarih 1776 yılını göstermektedir. Ancak bu minarenin caminin yapımı sırasında mı yoksa daha sonrasında mı yapıldığı bilinmemektedir.

Bazı Süryani kayıtlarında ise cami yapısının baştan inşa ettirilmediği, yapının bir kiliseden dönüştürüldüğü geçmektedir. Ancak tarihi açıdan bakıldığında ve biraz sonra inceleyeceğimiz mimari özellikleri göz önünde bulundurulduğunda yeniden yapıldığı ancak muhtemelen eski bir kilisenin temellerinin üstüne inşa edildiği düşünülmektedir.

1400’lü yıllarda Anadolu’da yaşanan Timur istilası sırasında zarar gören cami binası Memlük Devleti (Mısır ve Suriye çevresinde hüküm sürmüş olan Türk-Müslüman Devlet) ve Akkoyunlu Devleti (Oğuz Türklerinin kurduğu bir devlet) döneminde büyük miktarda onarılmıştır. Osmanlı Devleti tarafından ise II. Abdülhamid döneminde aslına uygun olarak restore edilmiş olup son olarak 2010 yılında geniş çaplı bir restorasyondan geçmiştir.

Mimarisi

Ulu Caminin mimarisine baktığımızda 12. Yüzyıl Artuklu Dönemi’nin özelliklerine göre yapıldığını söylemek mümkündür. Özellikle Anadolu’nun Müslümanlığı kabul ettiği erken dönem cami mimarisine uygun olarak kubbeli ve enine genişleyen bir şekilde inşa edilmiştir.

Kubbesi dıştan yivleme tekniği ile yapılan caminin inşaatı sonrasında bu teknik Mardin’deki diğer camilerde de kullanılarak geç dönem Artuklu eserlerinde bir gelenek halini almıştır. Aynı zamanda mihrabın önünde bulunan kubbeli şema da aynı döneme rastlayan pek çok yapıda örnek alınarak kullanılmıştır.

Caminin bahçesinde Mardin’deki pek çok camide de olduğu gibi bir eyvan bulunmaktadır. Eyvan, genellikle camilerin ortasında bulunan ve iç avluya açılan üç tarafı kapalı bir tarafı tamamen açık olan ve üstü çoğunlukla tonozla örtülen bir mimari yapıdır. Camilerde ve medreselerde sıklıkla kullanılan bu yapı görsellik açısından önemli olduğu gibi felsefi bir anlam da taşımaktadır. İslam felsefesine göre eyvan denilen bu yapı bir insanın doğumunu ve ölümünü yani yaşamdaki yolculuğunu simgelemektedir.

Ziyaret

İbadete açık olan camide dua edebilir ve namaz kılabilirsiniz. Dilerseniz namaz saatleri dışında giderek içeriyi gezebilir ve daha yakından inceleme fırsatı bulabilirsiniz.

Ulaşım

Mardin Artuklu’da bulunan camiye dolmuşlarla ve şahsi araçla gidilebilir. Zaten yakın bir çevrede bulunuyorsanız Kuyumcular Çarşısına varmadan hemen önce Pamuk Camisi’nin yanında aşağı doğru inen çarşının içinden yürüyerek de camiye ulaşabilirsiniz.

Melik Mahmut Cami

Tarihçesi ve Önemi

Artuklu mimarisinin Mardin Bölgesindeki en önemli örneklerinden biri olan Melik Mahmut Camisi 1312-1362 yılları arasında inşa edilmiştir. Bazı tarihçilere göre Melik Salih tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. Ancak Melik Mahmut’un buraya defnedilmiş olduğu kayıtlarda yer almakla birlikte bazı kaynaklarda ise mezarının bulunduğu türbenin içinde birinin gömülü olmadığı bilgisi geçmektedir.

Mimarisi

Caminin mimarisiyle ilgili ilk dikkat çekici nokta Mardin’deki çoğu camide bulunan ve felsefi bir anlamı olan (İnsanın dünya üzerindeki hayat yolculuğunu işaret etmektedir) eyvanın burada da yaptırılmış olmasıdır.

Cami, enine doğru genişleyen bir biçimde inşa edilmiş olup ana yapının daha batısında kare şekilli bir türbe bulunmaktadır. Daha önceden de bahsettiğimiz üzere bu türbenin içerisinde birinin gömülü olup olmadığı konusunda ise tartışmalar mevcuttur. Caminin kuzeydoğu yönünde yaptırılmış minaresi ise silindirik bir yapıya sahiptir.

Ziyaret

Mardin’de bulunan önemli camilerden biri olan Melik Mahmut camisi huzurlu atmosferi ve tarihi dokusuyla ziyaretçilerinin beğenisini toplamaktadır. Avluda bulunan eyvanın yarattığı ses yalıtımı sayesinde camiyi dingin ve sessiz bir huzur eşliğinde gezerken yapıldığı dönemin izlerini daha yakında inceleyebilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in merkezinde bulunan Savurkapı Mahallesi’ndedir. Yakınlarında bulunan Cumhuriyet İlköğretim okulundan yürünerek kolayca camiye ulaşılabilir. Merkezden kalkan dolmuşları kullanarak da camiye kolayca gidebileceğiniz gibi şahsi aracınızla da bölgeye rahatlıkla ulaşabilirsiniz.

Dunaysır Ulu Cami

Tarihçesi ve Önemi

Artuklu mimarisinin Mardin’deki en iyi örneklerinden biri olan caminin inşasına Artuklu beylerinden Yavlak Arslan Bey tarafından başlanmış olup 1200’deki ölümünün ardından kardeşi Artuk Arslan tarafından 1204 yılında tamamlanarak ibadete açılmıştır.

Mimarisi

Kesme taştan inşa edilen camide döneminin en iyi taş işçiliği örnekleri sergilenmektedir. Camiye avlunun doğu tarafındaki kapıdan içeri girilmekte olup giriş kapısındaki iki renkli taştan inşa edilmiş dilimli kemerler 1127 ile 1233 yılları arasında Doğu Anadolu ve Suriye’de hüküm süren Türk-İslam hanedanı Zengilerin mimarisinin izlerini taşımaktadır.

Caminin mihrap kısmı dilimli çerçeve içerisinde yer alan Kur’an-ı Kerim’den ayetler ve ince işlemeler ile yine döneminin en önemli, taş işçiliği örneklerinden birini ortaya koymaktadır. Mihrabın önünde uzanan ibadet kısmı ise boydan boya pencerelerle aydınlatılarak içeriye gün ışığının dolması sağlanmıştır.

Cami günümüze kadar tarihi dokusunu ve eşsiz mimarisini koruyarak ulaşmayı başarsa da 2015 yılında yürütülen yanlış restorasyon çalışmaları ile büyük bozulmalar yaşanmıştır. Yerli halk ve çoğu sanat tarihçisi yapılan restorasyon çalışmasının caminin bütünüyle uyum yakalayamadığını ve özgünlüğünü bozduğunu düşünmektedir.

Ziyaret

Ziyaret ücreti bulunmayan camide ibadet edebilir veya camiyi yalnızca turistik amaçla gezebilirsiniz. Restorasyon çalışmasından ötürü dokusunda bozulmalar yaşansa da döneminin en iyi taş işçilikleri örneklerini gözlemlemek için ideal bir noktadır.

Ulaşım

Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde bulunan Dunaysır Ulu Cami’ye ulaşım merkezden Kızıltepe’ye giden dolmuş ve otobüsler aracılığıyla sağlanmaktadır.

Latifiye Cami

Tarihçesi ve Önemi

Cami, Abdüllatif bin Abdullah tarafından 1371 yılında inşa ettirilmiştir. Artuklu sultanlarından Melikşah ile Melik Muzaffet dönemlerinde görev yapmış olan Abdüllatif bin Abdullah cami binasını yaptırırken minare ise dönemin Mısır Valisi Muhammed Ziya Tayyar Paşa tarafından yaptırılmıştır. Ancak Mısır Valisi tarafından yaptırılan minarenin yıkılmasının ardından yeni ve günümüze ulaşmayı başaran minare dönemin Musul Valisi Gürcü Mehmet Paşa tarafından 1845 yılında yaptırılmıştır.

Caminin asıl adı Abdüllatif Cami olmakla birlikte çoğunlukla halk arasında kullanılan ismi olan Latifiye Cami olarak anılmaktadır. Mardin’deki Artuklu dönemine ait önemli yapılardan biri olan cami aynı zamanda Mardin Bölgesindeki son Artuklu eserlerinden biri olma özelliği de göstermektedir.

Mimarisi

Cami binası enine doğru dikdörtgen şeklinde genişleyen bir şekilde inşa edilmiştir. Mihrabın ön kısmına denk gelecek şekilde kubbeli olan cami, portalinde (Yapıların mimari yapılış tarzını belli eden ana giriş kapısı. Taç kapı da denmektedir. Binalarda bulunan ve ana giriş olarak kabul edilen büyük kapılardır.) bulunan geometrik desenler ve yıldızlı süslemeleri dikkat çekmektedir. Caminin üç girişi bulunmakla birlikte avlunun daha doğusunda bulunan kapı cümle kapısı (Taç kapı, portal, ana kapı) olup Mardin’de yapıldığı döneme ait en iyi korunan kapı olma özelliğini taşımaktadır.

1968 yılına gelindiğinde caminin avlusunda önemli değişikler yapılmış olup açıkta olan kuzey kanadı örülerek burada odalar oluşturulmuştur. Aynı zamanda caminin giriş kapıları ile minber ve mahfilinde geç dönem Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyacak bir şekilde ahşap işçiliği uygulanmıştır.

Ziyaret

Açıldığı günden bu yana ibadetin durmadığı camiyi ziyaret etmek ücretsizdir. Camide ibadet edilebileceği gibi yalnızca gezmeyi de tercih edebilirsiniz. Ancak yalnızca caminin içini gezmek istenirse namaz ve dua saatlerinin dışında gidilmesi önerilmektedir. Dilenirse namaz saatinde gidilip avluda beklenerek bu büyüleyici atmosferin tadı çıkarılabilir.

Ulaşım

Mardin’in ilçe merkezinde bulunan camiye gitmek için merkezde bulunulduğu sürece ek bir vasıtanın kullanılmasına gerek yoktur. Camiye giden yol boyunca evlerin arasından geçerken Mardin sokaklarını daha yakından inceleyebilirsiniz.

Zeynel Abidin Cami

Tarihçesi ve Önemi

Kültür İnanç Park adı verilen yerde bulunan Zeynel Abidin Cami ile Mor Yakup Manastırı’nın aynı avluyu paylaşmasından ötürü bölge bu ismi almıştır. Cami külliyesinde bulunan iki türbenin üzerindeki tarih 12. yüzyılı işaret etmekte olup caminin de bu dönemde yaptırıldığı düşünülmektedir.

Camiye adını veren ve avlusunda türbesi bulunan Zeynel Abidin Hz. Muhammed’in ailesinden Hz. Hüseyin’in 13. kuşaktan torunudur. Döneminde yaptığı hayırlarla ve inancına bağlılığıyla tanınan Zeynel Abidin ile kız kardeşi Seyyidete Sitti Zeynep caminin avlusunda bulunan iki türbede gömülüdür. Türbeler bir kubbeyle örtülmekte olup sandukaları İslam inancına uygun bir şekilde üzerinde dualar yazan yeşil örtülerle örtülmüştür. 12. yüzyılda yaptırılan bu iki türbenin 1821 yılında onarımdan geçtiği bilinmektedir.

Caminin batı köşesinde bulunan mezarlık ise 19. Yüzyıl, Geç Dönem Osmanlı İmparatorluğu’ndan kalmıştır. Zeynel Abidin Cami 1991 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine alınarak uluslararası düzeyde koruma altına alınmıştır. Zeynel Abidin Cami ile aynı avluyu paylaşan Mor Yakup Manastırı da aynı şekilde UNESCO tarafından koruma altına alınmıştır.

Mimarisi

Zeynel Abidin Cami Külliyesi bir bütün olarak tek minareli bir cami, iki türbe ve medreseden oluşmaktadır. Günümüzde ibadete açık caminin medresesi kız Kur’an kursu olarak kullanılmaktadır.

L plana sahip yapı tamamen kesme taştan inşa edilmiştir. Caminin mihrabı ve minberi yeni yapılmış olup camide gerçekleştirilen onarım çalışmalarının ardından yaptırılmışlardır.

Ziyaret

İnanç Park adı verilen yeri ziyaret ederek her iki dinin de bir arada tüm görkemiyle sizi beklediği bu atmosferi soluyabilirsiniz. Dilenirse camide ibadet edilebileceği gibi yalnızca avluyu ve içini gezmek ve yaşanmışlıklara yakından şahit olabilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Nusaybin İlçesi’nin merkezinde bulunan camiye şehir içi dolmuşları kullanarak kolayca ulaşabilirsiniz.

Kasımiye Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Artuklu Döneminde yapımına başlanan Medrese 1457 ile 1502 yılları arasında Akkoyunlu Hükümdarı Cihangiroğlu Kasım Padişah Döneminde yürütülen çalışmalar ile tamamlanmıştır. Kasım Padişah Mardin’e geldiğinde şehri geliştirmek ve yıpranmış yapıları tamir ettirmek için uğraşır, inşaatı tamamlanmayan medreseyi de tamamlayarak faaliyete açmıştır.

Kasımiye Medresesi döneminde dini ilimler ve fenni ilimlerin öğretilmesi için kullanılmış olup bölgedeki pek çok öğrencinin yetişmesini sağlamıştır. Özellikle astronomi ve tıp bilimlerinde etkili çalışmaların yürütüldüğü medresenin duvarlarında bu eğitimi kanıtlayan sembollerin çizimleri bulunmaktadır.

Medresenin tarihçesiyle ilgili ilginç bir detayda Kasım Padişah’ın burada öldürülmesinin ardından anlatılan hikayelerdir. Anlatılanların ne kadarının doğru olduğu bilinmese de söylenenlere göre Kasım’ın burada öldürülmesinin ardından kız kardeşi cansız bedeninden kanlı gömleğini çıkartarak eline almış ağlayarak eyvanın duvarına sürmüştür. Bunun üzerine günümüzde bile gömleği sürdüğü duvara su döküldüğünde Kasım’ın kan izlerinin belli olduğu söylemekle birlikte bunun ne derece doğru olduğu tartışmalıdır.

Mimarisi

Kasımiye Medresesi tek bir avluda bulunan iki katlı bir medrese, cami ve türbeden oluşmaktadır. Bu sebeple yapının tek başına bir medreseden ziyade daha çok külliye olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Zengin taş işçiliği ve süslemelerle bezenmiş olup tasarlanışı itibariyle gün doğumundan gün batımına kadar geçen süre boyunca dersliklerin hepsinin eşit ölçüde gün ışığından yararlanabileceği şekilde inşa edilmiştir. Dersliklerle ilgili dikkat çeken bir diğer ayrıntı ise giriş kapılarının boylarının kısalığı, neredeyse bir metreden biraz fazla olmalarıdır.

Kapıların normal bir insanın boyundan çok daha kısa olmasının sebebi öğretmene saygıdan kaynaklanmaktadır. Öğrencilerin, onlara ilim irfan öğreten hocalarına olan saygılarını göstermeleri adına kapıdan girerken eğilmeleri için özellikle tasarlanmıştır. Medresenin içerisinde tromp kubbeli caminin dışında medresenin bütün bölümlerinden ulaşılabilen bağımsız bir mescit de bulunmaktadır.

Kasımiye medresesi ve içerisinde bulunan bütün yapılar tek bir avluya açılmakta olup avlunun ortasın bir çeşme ile büyük bir havuz bulunmaktadır. Çeşme ile havuz mimari açıdan önemli bir işçiliğe sahip olmasının dışında aynı zamanda tasavvufi bir betimleme örneğidir. Tasavvuf felsefesine göre suyun akışı insanın dünyevi hayattaki yolculuğunu ve ölümden sonraki yaşamını sembolize etmektedir. Çeşmenin sudan çıkışı insanın doğumunu, dökülmesi gençliğini, suyun döküldüğü ince uzun oluk olgunluğunu, suların dökülerek en sonunda havuzda toplanması ise ölümünü betimlemektedir Havuzda biriken suların daha sonrasında su kanalları ile yeniden toprağa döndürülmesi ise insanoğlunun topraktan yaratıldığını gösterir.

Ziyaret

Kasımiye Medresesi’ni ziyaret etmek ücretsizdir. Medresenin tarihini daha yakından öğrenmek için düzenlenen turlar aracılığıyla gezilebileceği gibi bölge halkının rehberliğinde de gezilebilmektedir. Tarihi ve sahip olduğu hikayelerle ziyaretçilerini etkileyen Kasımiye Medresesi otantik görünümü ve sahip olduğu usta el işçilikleri ile Mardin’in simgelerinden biri haline gelmiştir.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesi’nde bulunan medreseye merkezden yürüyerek ulaşabileceğiniz gibi şehir içi ulaşımı sağlayan dolmuşları da kullanabilirsiniz.

Zinciriye Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Asıl adı Sultan İsa Medresesi olan Zinciriye Medresesi 1385 yılında Artuklu Sultanlarından biri olan Sultan Melik Necmettin İsa bin Muzaffer Davud bin El Melik Salih tarafından inşa ettirilmiştir. Medresenin yaptırılmasının ardından kısa bir süre sonra Timur ordusunun ilk defa Mardin’e gelmesi üzerine Melik Necmettin İsa bir süre bu medresede tutsak edilmiş, bu sebeple de halk arasında Zinciriye Medresesi olarak anılmaya başlanmıştır. Uzun yıllar medrese olarak kullanımına devam edilmiş olan Zinciriye Medresesi günümüzde ise Kur’an kursu olarak görevine devam etmektedir.

Mimarisi

Zinciriye Medresesi’nin dikkat çekici en önemli mimari özelliği medresenin tamamen simetrik olarak yaptırılmış olmasıdır. Mimari açıdan kusursuz bir yapı örneği sergileyen medresenin simetrisinin aynı zamanda tasavvufi bir anlamı da bulunmaktadır. Simetrik olarak inşa edilmesi dünya hayatı ile ahiret yaşamı arasındaki bağlantıyı kurmaktadır. Bu anlayışa göre dünyevi hayatta yapılan bütün iyiliklerin ve kötülüklerin ahiret hayatında karşılık bulacağı anlamına gelmektedir.

Mardin’deki pek çok cami ve medresede bulunan eyvan aynı şekilde Zinciriye Medresesi’nin avlusunda da bulunmaktadır. Zinciriye medresesinde iki dersliğin arasına özellikle yaptırılan eyvan içerisinden akan su sesiyle doğal ses yalıtımı sağlayarak dersliklerdeki farklı seslerin birbirine karışmamasını sağlamaktadır.

İnsanın bu hayattaki yolculuğunu temsil eden eyvanın sonunda bulunan havuz ise mahşer gününü temsil ettiği gibi aynı zamanda döneminde medresedeki astronomi derslerinde de kullanılmıştır. Suya yansıyan gezegenler ile gök cisimleri aracılığıyla medresede astronomik araştırmaların yürütüldüğü bilinmektedir. Uzun merdivenlerin çıkılmasıyla ulaşılan medresede aynı zamanda küçük bir mescit ile Melik Necmettin İsa’ya ait türbe de bulunmaktadır.

Döneminin mimari açıdan en gelişmiş örneklerinden biri olan Zinciriye Medresesi’nin akustik bir düzenekle inşa edilmesinden dolayı mescidin içinde okunan ezan tüm medresede ve avluda rahatlıkla duyulmaktadır. Medresenin aydınlatılmasında ise inşası sırasında Kapadokya Bölgesinden özel olarak getirilen taşlar kullanılmaktadır. Sınırlı sayıda bulanan bu özel taşlara ışık tutulduğunda iç mekanın komple aydınlanması sağlanmaktadır.

Son olarak medrese yapısında uzun, silindirik bir yapıya sahip olan eski bir taş bulunmaktadır. Deprem habercisi olduğu düşünülen bu taşın rivayetlere göre medresede hasar olup olmadığını gösterdiği söylenmektedir. Denilenlere göre depremin ardından taşın dönmesi medrese binasında hasar olduğunu ve yıkılabileceğini göstermektedir. Ancak taş günümüze kadar hiç dönmediği için anlatılanların ne derece doğru olduğu bilinmemektedir.

Ziyaret

Günümüzde Kur’an kursu olarak hizmet eden medreseyi ücretsiz olarak ziyaret edilebilmektedir. Ancak içeride size medreseyi gezerken rehberlik yapacak kimse bulunmadığından bölge halkından rica etmeniz veya daha öncesinde medreseyi araştırmanız önerilmektedir.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesi Şar Caddesi’nde yer alan medreseye şahsi araçla veya şehir içi dolmuşlarıyla kolayca ulaşılabilir.

Şehidiye Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Semanin Medresesi olarak da bilinen Şehidiye Medresesi’nin 13. yüzyılın başlarında Artuklu Sultanı Melik Nasreddin Artuk Aslan tarafından yaptırıldığı düşünülse de bunun doğruluğunu ispatlayan tarihi bir kayıt bulunmamaktadır. Medresenin giriş kısmında bulunan vakfiyeye göre medresenin 1239 ile 1260 yılları arasında Necmeddin Gazi tarafından yaptırıldığı geçse de ‘Mardin Artukluları’ (Hicri 944, Miladi 1537/1538 yılları civarında yazılmıştır.) kitabının yazarı Katip Ferdi’ye göre Artuk Aslan tarafından 1201 ile 1239 yılları arasında yaptırılmıştır.

Mimarisi

Medresenin günümüze ulaşan yapısı ile ilk yapıldığı dönemdeki mimarisi arasında büyük farklılıkların olduğunu söylemek mümkündür. Özellikle medresenin tek minareli camisinin minaresi orijinal olmayıp ilk minarenin yıkılması sonucunda 1916 ile 1917 yılları arasında Ermeni Mimar Serkis Lole tarafından inşa edilmiştir. Serkis Lole tarafından inşa edilen minare sanat tarihi açısında medresenin tamamıyla bütünü yakalayamamıştır.

13. yüzyılın başlarında yaptırıldığı düşünülen medresenin camisinin yıkılan minaresi 19. ile 20. yüzyıllarda daha çok Avrupa ve Amerika’da karşılaştığımız eklektik yani iki ya da daha fazla mimari sitilin kullanılması sonucu elde edilen bir üslupla yapılmıştır. Medresede en çok değişime uğramış olan kısmın cami olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yapılan araştırmalar sonucunda caminin ilk halinin iki enine nefli ve süslü bir cepheyle inşa ettirildiği ancak yaptırılan değişikliklerle orijinal halinin günümüze ulaşamadığı kanıtlanmıştır.

Ziyaret

Medrese binasının kendisi camisine oranla daha az değiştiği için keyifli bir gezenti ortamı sunmaktadır. Ayrıca dilenirse medresenin üst kısmında yer alan çay bahçelerinde oturularak Mardin manzarasının keyfi çıkarılabilmektedir.

Ulaşım

Mardin’in il merkezinde, eski PTT binasının karşısında bulunmaktadır. Bu sebeple merkezden yürünerek kolayca ulaşılabilecek bir konumda bulunmaktadır.

Hatuniye Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Artuklu Sultanı II. Kutbüddin İlgazi’nin annesi Sitti Radviyye tarafından 1176 ile 1184 yılları arasında yaptırıldığı düşünülmekte olan medresenin vakfiyesi ise 1206 yılında kıble cephesine yerleştirilmiştir. Hatuniye Medresesi halk arasında Sitti Radviyye Medresesi olarak da anılmaktadır.

Mimarisi

Yıllar içerisinde oldukça zarar gören ve restore edilen medresenin bugün ilk yapıldığı halinden oldukça farklılaşmış olduğu düşünülmektedir. Günümüzde medresenin bir kısmı cami olarak kullanılmaktadır. İki katlı bir yapı olarak inşa ettirilen medrese, revaklı avlusu ve bu avluda buluna iki adet eyvanıyla dikkat çekmektedir.

Günümüzde özellikle medresenin avlusunda orijinal halinden epeyce uzaklaşılarak medresenin ana eyvanının kuzeyinden başlayan ve revak bölümünü de kapsayan bir duvar yapılmıştır. Aynı zamanda avluda bulunan eyvan daha sonrasında cami haline getirilmiştir.

Medrese binası genel anlamıyla Mardin’deki çoğu medrese ve cami gibi Artuklu mimarisinin izlerini taşımaktadır. Bu anlamda özellikle kullanılmış taş işçiliği ile dikkat çekmektedir. Daha sonrasında cami haline getirilmiş eyvanın doğu tarafında bir türbe bulunmaktadır.

İçerisinde iki adet sanduka bulanan türbede gömülü olanların II.Kutbüddin İlgazi ve annesi Sitti Radviyye olduğu bilinmektedir. Medresede dikkat çeken bir diğer nokta ise mihrabın yanında bulunan camdan bölmedir. Bu bölmenin içerisinde Hz. Muhammed’e ait olduğu düşünülen ayak izleri bulunmaktadır. Bu sebeple medrese özellikle Müslüman turistlerin ilgisini çekmektedir.

Ziyaret

Girişin ücretsiz olduğu medresede içeriyi size gezdirecek bir rehber olmadığını bilmekte fayda vardır. Bu sebeple daha öncesinden medresenin araştırılması veya bölge halkından rica edilmesi önerilmektedir.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesi’ndeki medrese Savurkapı Hamamı’nın hemen yanında yer almaktadır. Şehir içi ulaşımı sağlayan dolmuşlar ve otobüslerle kolayca ulaşılabilir.

Altunboğa Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Milattan sonra 13. ile 14. yüzyıl arasında inşa edildiği düşünülen medrese, Mardin Bölgesi’ndeki en çok tahrip olan ve günümüze iyi korunamayarak ulaşan medreselerden birisidir. Katip Ferdi’nin Mardin Artukluları kitabında geçen bilgiye göre medrese Melik Mansur’un (Artuklu hükümdarı) veziri Altunboğa tarafından inşa ettirilmiştir.

Günümüzde medresenin dışı oldukça harap durumda olup maalesef günümüzde korunarak ulaşmayı başaramamıştır. Altunboğa Medresesi’nden günümüze yalnızca çeşmesi ulaşmayı başarabilmiştir.

Ziyaret

Medreseden geriye önemli bir bölümü kalmayı başaramasa da çeşmesini ziyaret ederek ve bulunduğu bölgeyi gezerek bu tarihi yeri daha yakından inceleme fırsatını yakalayabilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Tekke Mahallesi’nde bulunan medreseye şehir içi ulaşımı sağlayan dolmuşlarla gidilebilir. Dilenirse yürünebilir ve Mardin’in sokaklarını daha yakından inceleyebilirsiniz.

Savurkapı Medresesi

Tarihçesi ve Önemi

Günümüzde ibadete açık olan ve mescit olarak kullanılan Savurkapı Medresesi Artuklu Dönemi’nin mimarisinin izlerini taşımakta olup 13. yüzyıl civarlarında Artuklular tarafından yaptırıldığı düşünülmektedir. İçerisinde Savurkapı Çeşmesi de bulunan medresede dikkat çekici bir diğer özellik de avlusunda lahitlerin bulunmasıdır.

Ulaşım

Mardin’in Savurkapı İlçesi’nde bulunmaktadır. Merkezden kalkan dolmuşlarla bölgeye kolayca ulaşılabilmektedir.

Müzeler

Mardin Müzesi

Tarihçesi

2000 yılında Mardin Müzesi olarak kullanılmaya başlanılan binanın tarihi daha eskiye dayanmaktadır. Günümüzde Mardin Müzesi olarak kullanılan bina 1895 yılında Antakya Patriği Ignatios Behnam Banni tarafından inşa ettirilmiş olup uzun yıllar boyunca Süryani Katolik Patrikhanesi olarak kullanılmıştır.

Daha sonrasında bir dönem askeri garnizon olarak kullanılan bina ileri ki dönemlerde siyasi parti merkezi, kooperatif binası, sağlık ocağı ve polis karakolu olarak da kullanılmıştır. Kültür Bakanlığı tarafından Süryani Katolik Vakfın’ndan satın alınarak gerçekleştirilen geniş çaplı restorasyon çalışmasının ardından 2000 yılında Zinciriye Medresesi’nde bulunan Mardin Müzesi bu binaya taşınarak müze olarak ziyarete açılmıştır.

Müzenin Açık Alanları

Mardin Evlerinin karakteristik tarzına uygun olarak inşa edilen ve üç katlı olan müze başlangıcını Neolitik Çağ olarak almakta olup Mardin’in Mezopotamya ve günümüze kadar uzanan tarihi gelişimini göstermektedir.

Müzede eserlerin sergilenmesi açık alanlardan itibaren başlamaktadır. Binanın giriş katında bulunan avluda Asurlulardan Osmanlı İmparatorluğu’na kadar uzanan geniş bir skalayı kapsayan başta değirmen taşları ve sütun başlıkları olmak üzere pek çok eser sergilenmektedir.

Binanın orta katında bulunan açık alanında ise çoğunlukla Asur ve Roma Dönemlerine ait heykellerle mozaikler sergilenerek turistlerin ilgisine sunulmaktadır.

Müzenin Kapalı Alanları

Müzenin kapalı alanında ise dönemsel olarak geçmişten günümüze kadar tarihin geniş alanlarında kullanılmış silahlar, eşyalar ve takılar sergilenmektedir. Müzenin en üst katı olan üçüncü katında iki ayrı kanatta kapalı sergi odaları bulunmaktadır.

Müzenin doğu kanadında bulunan Arkeolojik Eserler Salonunda Roma ve Selçuklu dönemine ait günümüze ulaşan eşyalar ile tıbbi araç gereçler, takılar, çömlekler ve kandilleler sergilenmektedir. Bu bölümde sergilenen eserlerden en çok ilgi çekeni ise Sürekli Köyü’nde bulunan ve 9 ile 14. Yüzyıllar arasındaki döneme ait olarak definedir. Definenin özelliklerine bakıldığında bu dönemler arasında Eyyübi, Bizans, Zengi ve İlhanlı medeniyetlerine ait gümüşten ve altından eserlerin bulunduğu saptanmıştır.

Müzenin batı kanadında bulunan Arkeolojik Eserler Salonunda ise milattan önce 15. yüzyıldan itibaren Paleolitik, Kalkolotik ve Neolotik dönemlere ait eserler sergilenmektedir.

Ziyaret

Serginin farklı bölümlerinde başta Dara Antik Kenti olmak üzere Mardin Bölgesi’nde bulunan çeşitli arkeolojik eserlerle karşılaşabilir ve onları inceleme fırsatı yakalayabilirsiniz. Mardin Müzesi ziyaretçilerine Mardin’in tarih sahnesindeki gelişimini incelemeleri için kronolojik olarak büyük bir fırsat sunmaktadır. Özellikle müzede sergilenen, Milattan önce 5500 yılları civarından kaldığı düşünülen Dünya’nın en eski oyuncağını görmeyi unutmamanız önerilmektedir.

Müze tarafından çeşitli dönemlerde düzenlenen eğitim ve etkinlikler ile kültürel anlamda büyük işler başardığını söylemek yanlış olmayacaktır. Özellikle içerisinde bulunan kütüphane ile dikkat çekmektedir. Pazartesi günleri kapalıdır, haftanın altı günü sabah sekiz otuz ile akşam on yedi otuz saatleri arasında gezebilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesi’nde bulunan müzeye şehir içi dolmuşlarla kolayca gidebilirsiniz. 1. cadde üzerinde bulunan Şeyh Çubuk Cami’sini geçtikten sonra yürüyerek Cumhuriyet Meydanı’na çıkılmasının ardından kuzeye doğru yürünerek müzeye kolaylıkla ulaşılmaktadır.

Mardin Midyat Kent Müzesi

Tarihçesi

Mardin’in Midyat İlçesi’nde bulunan ve Midyat Belediyesi tarafından açılan müzenin eskiden han olarak kullanıldığı bilinmektedir. Günümüzde müzenin bulunduğu han yerin altında olup mağaranın içerisine kurulmuştur.

Sergilenen Eserler

Müze eskiden han olarak kullanılmakla birlikte pek çok dükkanın bir araya gelmesinden oluşmaktadır. Müzenin restorasyonu sırasında bu özelliğine dokunulmamış olup bu özelliği kullanılarak bölge halkı için yeni bir gelir kaynağı oluşturmuştur.

Özellikle antika meraklıları tarafından yoğun ilgi gören müzede Sümer, Akad, Mittani, Hitit, Asur, İskit, Babil, Pers, Roma, Bizans, Arap, Selçuklu, Artuklu ve Osmanlı Dönemine ait eserler sergilenmekle birlikte eskiden dükkan olan odaların bir kısmı ise kilim ve takı gibi yöresel tekniklerle işlenmiş eşyaların satışının yapılması için bölge esnafına verilmiştir.

Ziyaret

Mardin’in sıcaklığının zıttı olarak mağara içerisinde bulunmasına bağlı serin olan müze ortamı geziyi kolaylaştırmaktadır. Müze özellikle antika meraklılarının ilgisini çeken çeşitli uygarlıklara ait eşyaları sergilemesinin yanı sıra etnik eşyaların satın alınabileceği bir ortam da sunmaktadır. Bölge esnafının işlettiği kısımlarda tarihi eser kapsamına girmeyen ancak antika olan ürünleri de dilerseniz satın alabilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Midyat İlçesi Dr. Alaaettin Aslan Caddesi’nde bulunan müzeye şehir içi ulaşımı sağlayan dolmuşlarla kolayca ulaşılmaktadır.

Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi ve Dilek Sabancı Sanat Galerisi

Tarihçesi

Müzenin bulunduğu bina 1889 yılında Osmanlı İmparatorluğu’nun padişahlarından II. Abdülhamit tarafından Diyarbakır Valisi Hacı Hasan Paşa’ya süvari kışlası olarak kullanılması amacıyla yaptırılmıştır. Askeri kışla ilerleyen dönemlerde Jandarma Komutanlığı Askerlik şubesi ile Jandarma Karakolu olarak kullanılmakta olup daha sonrasında müzeye dönüştürülene kadar 1991 ile 2003 yılları arasında vergi dairesi olarak faaliyet göstermiştir.

Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma vakfının 2000 yılında gerçekleştirdiği girişimler ve Mardin’in restorasyonu kapsamında dönemin İstanbul Valisi ve aslen Mardin doğumlu olan Muammer Güler binanın onarımı için Sakıp Sabancı ile görüşmüştür. 2004 yılında Sakıp Sabancı’nın vefatıyla birlikte vasiyeti doğrultusunda Sabancı Vakfı tarafından binanın restorasyon çalışmalarına 2006 yılında başlanmıştır.

Özel müze konumunda olan Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nin en önemli amacı Mardin Bölgesi’nin kentsel oluşum süreci ile içerisinde bulunan ve farklı etnik kökenlere sahip halkların kültürlerini ülkenin geri kalanı ve dünyayla paylaşmaktır. Bir diğer taraftan müzenin bünyesinde bulunan Dilek Sabancı Sanat Galeri ile de burada yer alan sergiler aracılığıyla Mardin’in sanat anlayışını gözler önüne sermek amaçlanmıştır.

Sergilenen Eserler

1 Ekim 2009 yılında açılan müze bir açık hava müzesine benzemektedir. Kent müzesi olarak kullanılan müzenin içerisinde bulunan doğrusal bir yürüme askısı yardımıyla müze alanı dolaşılmaktadır. Mardin şehri bir bütün olarak Dünya’daki sayılı sit şehirlerinden biri olmakla beraber Sakıp Sabancı Mardin Kent Müzesi’nden rahatça gözlemlenebilmektedir.

Orijinaline uygun olarak restore edilen bina müze kapsamında gezilebilmektedir. Müzenin alt katında yer alan Dilek Sabancı Sanat Galeri’sinde ise günümüz Mardin’indeki modern ve etnik esintilerin karışımlarından ortaya çıkan sanat eserleri sergilenmektedir.

Ziyaret

Müzeyi ziyaret edildiğinde Mardin’in mimari özelliklerini tam anlamıyla anlamak ve otantik havasını hissetmek adına bir iki saatin sadece bu müzeye ayrılması önerilmektedir. Müzeyi ziyaret etmeden önce çoğu müze gibi pazartesi günleri kapalı olduğunun göz önünde bulundurulması gerekmektedir.

Ulaşım

Müze Mardin’in merkezinde, Şehidiye Caddesi üzerinde yer almaktadır. Şahsi araçla veya şehir merkezinden yürünerek gidilebileceği gibi müzenin bulunduğu bölgeye dolmuşlarla da ulaşım sağlanabilmektedir.

Midyat Devlet Konuk Evi

Çoğu kişinin Mardin denildiğinde aklına gelen ev Midyat Devlet Konuk Evidir. Eski bir Süryani evi olan konak sahibinin ölümünün ardından devlete bağışlanmış olup günümüzde bölgede çekilen dizilerin hemen hemen hepsinde kullanılmıştır. Midyat Devlet Konuk Evi yüksek bir konuma inşa edilmiş olup en üst katında bulunan terastan tüm Midyat rahatlıkla görülmektedir.

Üç katlı konağın en alt katında doğrudan kayanın oyulması sonucunda oluşturulmuş bir oda ile odanın bitişiğindeki bölüm bulunmaktadır. Konağın kayaların üstünde yükselen ilk katında ise Mardin tarzı geniş bir teras ile L şeklinde yerleştirilmiş üç oda bulunmaktadır. Konağın ikinci katında da geniş bir Mardin terası ile iki oda vardır. Bu iki odanın arasından yukarı çıkan merdivenle ise konağın en üst katına ulaşılmaktadır.

Ziyaret

Konak ziyarete açıktı ancak belirli günlerde dizi çekimlerinin olmasından dolayı konağın odaları kapalı tutulmaktadır. Bu sebeple gidilmeden önce aranıp çekim olup olmadığının öğrenilmesi önerilmektedir.

Ulaşım

Ulaşım Mardin Merkez’den kalkan Midyat dolmuşları ile sağlanabilmektedir. Midyat’ta Gümüşçüler Çarşısı’nda inilerek yaklaşık üç yüz metrelik bir yürüme mesafesinin ardından konağa ulaşılmaktadır.

Hacı Şehmus Mete Konağı

Alt katında mağara bulunan ve klasik Mardin Taş Evi tarzında yapılan konakta el dokuması halılar başta olmak üzere Mardin Bölgesi’ne ait etnik kökenli eşyalar sergilenmektedir.

Ulaşım

Mardin’in Midyat İlçesi Ali Arıkan Caddesi üzerinde bulunan konağa ulaşım şehir içi dolmuşları ile kolayca sağlanabilmektedir.

Hamamlar

Sıhhi Emir Hamamı

Tarihçesi ve Önemi

Sıhhi Emir Hamamı, 12. yüzyılın başlarında Artuklu Beyliği’nin kurucusu Artuk Bey’in asker ve yönetici oğlu Emir Necmettin Bin Gazi ve kardeşi Emineddin tarafından yaptırılan Emineddin Külliyesi’nin bünyesinde bulunmaktadır. Emineddin tarafından başlatılan külliye çalışması daha sonrasında Emir Necmettin Bin Gazi tarafından tamamlanmıştır.

Sıhhi Emir Hamamı Büyük Selçuklu Devleti ile birlikte Mardin’e Türklerin gelmesinin ardından yaptırılmış olup aynı zamanda Mardin’de yaptırılan ilk Türk Hamamı olma özelliğini de taşımaktadır.

Mimarisi

Geçen yıllar ve bölgede yaşanan savaşların ardından oldukça zarar gören hamam yapısının günümüze yalnızca soyunmalık kısmı ve onun üzerinde yer alan fenerli kubbe orijinal şekliyle ulaşmayı başarabilmiştir. Hamamın büyük bir kısmı yıkıldığı için 1938 yılında orijinal haline bağlı kalarak mevcut kalıntılarından yola çıkılıp soyunmalık kısmına ve fenerli kubbeye dokunmadan yeniden inşa edilmiştir.

Soyunmalık bölümünden bir kapı ile geçilerek kubbeyle örtülü sıcaklık bölümüne ulaşılan hamamın sıcaklık bölümünün köşelerinde eyvanlar bulunmaktadır. Bu eyvanların arasında ise sekizgen bir yapıya sahip kişisel odalar bulunmaktadır.

Ziyaret

Günümüzde hala kullanılmaya devam eden hamamın fazla büyük olmamasından ötürü kadınlara ve erkeklere farklı saatlerde hizmet verdiğinin unutulmamasında fayda vardır. Kadın misafirler için gündüz on iki ile on yedi arasında hizmet veren hamam erkek misafirleri ise sabahları yedi ila on iki ve akşam on yedi ila yirmi üç saatleri arasında hizmet vermektedir. Aynı zamanda sauna ve masaj hizmeti de veren Hamamın içerisinde ziyaretçilerinin keyifle vakit geçirebileceği otantik bir kafe de bulunmaktadır.

Ulaşım

Mardin’in Merkezi’ndeki Teker Ana caddesinde bulunmaktadır. Bu sebeple Mardin merkeze giden dolmuşlarla ve otobüslerle şahsi araca gerek olmaksızın kolayca ulaşılabilmektedir.

Savurkapı Hamamı

Tarihçesi ve Önemi

Sitti Radviyye Medresesinin bünyesinde bulunan yapılardan biri olan Savurkapı Hamamının yapılış tarihiyle ilgili kesin bir bilgi bulunmaktadır. Ancak 1776 ila 1777 yılları arasında inşa edilen medresenin 1206 yılında hazırlanarak duvara kazınan vakfiyesinde yer alan yapılar arasında ilk sırada bulunmasından dolayı medresenin yapılışı sırasında hamamın da yapıldığı düşünülmektedir.

Mimarisi

Mardin Bölgesine has taş mimariyle yapılan hamam bulunduğu alana dikdörtgen bir şekilde yayılmaktadır. Özellikle oval kubbesi ile dikkat çekmektedir.

Ziyaret

Hala aktif olarak hizmet veren hamam alan darlığından ötürü kadın ve erkek misafirlerine günün farklı saatlerinde hizmet vermektedir. Kadın misafirlere gündüzleri on iki ila on yedi otuz saatleri arasında hizmet veren hamam erkek misafirlerine ise akşam on sekiz ila yirmi iki saatleri arasından hizmet vermektedir.

Ulaşım

Mardin’in Artuklu İlçesinde bulunan Hamama şehir dolmuşları aracılığıyla kolayca ulaşılabilir. 1. cadde Üçyol’a giden veya Artuklu Kervansarayına giden dolmuşları kullanarak hamama gidebileceğiniz gibi şahsi aracınızı da kullanabilirsiniz. Ancak Kervansaraya giden dolmuşlara binilmesi durumunda Artuklu Kervansarayı’nın arka tarafına doğru bir miktar yürümek gerekmektedir.

Çarşılar

Mardin’in çeşitli ilçelerinde hediyelik eşya alınabilecek pek çok farklı nokta bulunsa da bu mekanlardan bazıları turistlerin yoğun ilgisiyle karşılaşmakla birlikte geçmişten günümüze kadar uzanan bir süre içerisinde zanaatkarların ve sanatçıların eserlerini icra ettikleri yerler olma özelliği göstermektedir.

Mardin Bakırcılar Çarşısı

Mardin’in Merkezinde, Ulu Cami’nin hemen ilerisinde bulunan Kazancılar Çarşısı adıyla da bilinen Bakırcılar Çarşısı özellikle gümüş ve bakır işlemesi ile ün salmıştır. Burada bulunan zanaatkarları eserlerini meydana getirirken izleyebileceğiniz gibi Mardin Bölgesine ait etnik kökenli eşya ve takı gibi tamamen el yapımı materyalleri yakından inceleme şansı bulup dilerseniz satın da alabilirsiniz.

Çarşıyı ziyarete gitmeden önce çarşının Pazar günleri ve namaz saatlerinde kapalı olduğunun akılda tutulması gerekmektedir.

Tellallar Çarşısı

Çarşı aynı zaman Revaklı Çarşı veya Sipahiler Çarşısı olarak bilinmekte olup genel hatlarıyla mimari özellikleri göz önünde bulundurulduğunda 17. Yüzyıl civarında inşa edildiği düşünülmektedir. Çarşıyla ilgili başka bir tarihi kaynak bulunmadığından kim tarafından inşa ettirdiği bilinmemektedir.

Kesme taştan inşa edilen çarşıda Mardin Bölgesine ait hediyelik eşyalar satın alabileceğiniz gibi dükkanlara girip ustaları işlerini icra ederken de izleyebilirsiniz. Çarşı yapısı günümüze kadar korunarak gelmeyi başarabilmiş olup son olarak 2012 yılında restore edilmiştir. Mardin’in şehir merkezinde bulunan çarşı Reyhaniye Camisi’nin hemen yanında bulunmaktadır.

Kayseriyye Bedesteni

Artuklu Döneminin mimari izlerini taşıyan bedestenin yapım tarihi net olarak bilinmemektedir. Mardin’in merkezinde, Ulu Camii’nin yakınlarında bulunan bedestenin kimi kaynaklarda Ulu Cami’nin vakfiyesine bağlı olduğu söylense de günümüzde bunu kanıtlayacak bir belgeye henüz ulaşılamamıştır.

Bedesten iki ayrı bölümden oluşmakta olup içerisindeki dükkanlarda çeşitli hediyelik eşya, takı ve gümüş satışı yapan esnaf bulunmaktadır.

Doğal Güzellikler

Gurs Vadisi

Mardin’in görülmesi gereken doğal güzelliklerinden biri olan Gurs Vadisi Kızıtepe İlçesi’ne 7 kilometre uzaklıkta bulunmaktadır. İçerisinde bulunan şelale ve doğal güzellikleri ile görülmeye değer Gurs Vadisi aynı zamanda Mardin’in sıcaklığından bunalan insanlar için de bir kaçış ve rahatlama noktasıdır. Vadi, Kızıltepe ilçesine son derece yakın olsa da aralarındaki sıcaklık farkı kimi günlerde 15 dereceye kadar çıkmakta olup özellikle yaz aylarında bölge halkının en çok ziyaret ettiği yerlerden birisidir.

Mardin Bölgesi şehir içinde çok fazla turistik mekan bulundurduğundan vadinin reklamı yeterince yapılamamaktadır. Bu sebeple turistlerden ziyade daha çok yerli halk tarafından ziyaret edilmektedir. İçerisinde bulunan şelale, göletler ve piknik alanlarıyla birlikte Mardin’e gelindiğinde mutlaka görülmesi gereken doğal bir güzelliktir.

Ulaşım

Mardin’in Kızıltepe ilçesinden şahsi araçlarla veya bölgeye giden dolmuşlarla ulaşım sağlanmaktadır.

Beyazsu

Beyazsu’da Gurs Vadisi’nde olduğu gibi daha çok bölgenin yerlileri tarafından bilinen ancak Mardin’e gelindiğinde mutlaka gezilerek görülmesi gereken bir yerdir.

Beyazsu Deresi’nin etrafını saran bir vadinin içinde bulunmaktadır. Özellikle sıcak havalardan bunalan insanların tercih ettiği bölgede suyun içine yerleştirilmiş ahşap masalarda piknik yapabilirsiniz.

Eğer piknik yapmak istemez sakince doğanın tadına varmak isterseniz derenin kenarında bulunan restoranlarda bir yandan balık yerken bir yandan da bölgenin doğal güzelliğinin keyfi çıkaralabilirsiniz.

Ulaşım

Mardin’in Midyat İlçesi’ne 20 kilometre mesafede bulunan Beyazsu’ya ulaşım otobüslerle sağlanabileceği gibi piknik yapmak isteyenlerin şahsi araçlarıyla gitmeleri önerilmektedir.

Benzer Yazılara Göz Attınız Mı ?
Sayfa başına git