Çanakkale Gezilecek Yerler | En Güzel 41 Yer

Çanakkale Gezilecek Yerler | En Güzel 41 Yer
5 Mayıs 2020 tarihinde eklendi, 46 kez okundu.

Şahsına münhasır bir mavisi, muhitine has bir özlemi olan güzel memleketimiz Çanakkale… Dört yılını Gelibolu toprağına adamış biri olarak hislerimi bu şekilde anlatan bir ifadeyle giriş yapmak istedim. Şehrin ışıkları, kaldırım taşları, Ramazan dostlukları, bayram sabahları, Cumhuriyet meydanındaki konserleri ve elbette bizlere; oğlanım, kızanım diye seslenen köylü amca ve teyzeleriyle, ilkbahar sonlarına doğru kapı kapı dolaşıp ‘saya geldik’ diye şehir dışından gelen abi ablalarını şaşırtan küçükleriyle bir efsanedir sizlere bahsedeceğim şehir.

Havalar ısınınca Atatürk caddesi üzerinden Kepez’e doğru giderken yolun iki tarafına kurulmuş çadırlarda Türkmen düğünleri yapılan, eski belediyenin yakınında ise yine yaz aylarına doğru Roman şenlikleriyle kültüre kültür katan mutlu şehirden bahsedeceğim. Hele ki o Ç3 yok mu Ç3, az yakmamıştır bizim başımızı. Kiminin mürüvvetini yapan kimine ise en acı ayrılıkları hatırlatan kimi zaman da bir türlü gelemediği için arkasından kahırlar yaktıran şehir içi otobüsümüzdür o. Yazıyı okudukça İskele’de turlayacak, Yeni Kordon’da kahve içecek, şehir içinde Çabislere binecek, okul çıkışında feribotla Kilitbahir’e geçip balık yiyecek ve ertesi günü hangi adaya gidip içinizi ferahlatacağınızı, ondan sonraki gün ise hangi antik kente gidip tarihin izlerini arayacağınızı planlayacaksınız.

Görülmeye değer demek az olur, bizzat yaşamak gerekir dersek daha doğrudur. Çanakkale’nin hem Anadolu hem de adalarında gezilip görülecek yerleri elbette saymakla bitmez. Ancak gitti mi görmeden olmaz denilecek Çanakkale gezilecek yerler ve mekanları sizler için en iyi şekilde derliyor ve huzurlarınıza sunuyorum. İçerikte kent içinde ve çevresindeki mekanlar, doğal güzellikler, antik kent ve kalıntılar, sahiller- plajlar, müzeler, ibadethaneler ve Gökçeada ile Bozcaada’dan bahsedeceğim. Ancak öyle basit bir bahsediş olmayacak bu. Ulaşım için gerekli bilgiler içeriğin sonunda yer almaktadır.

Antik Kentler

Bugün Assos bölgesi yani Behram ve bunun dışında Tevfikiye, Kumkale çevresinde binlerce yıllık tarih yatıyor. Sizlere antik kentlerden, felsefe okulundan, amfi tiyatrodan ve önemli tapınaklardan bahsedeceğim.

Truva Antik Kenti (Troia)

Truva Antik Kenti ve tarihin o büyük savaşı birçoğumuzun zihinlerinde Wolfgang Petersen yönetmenliğinde çekilmiş Troia filminden ve elbette Brad Pitt’ten kalıyor. Truva 9 farklı katmandan oluşan bir kent devletidir. Her katmanında ayrı bir medeniyete rastlamak bugün de mümkündür. 1868’ler de Heinrich Schliemann tarafından Homeros’un bölgeyi anlattığı eserler dikkatle incelenerek ilk çalışmalar başlasa da bulunan eserlerin çoğu yurt dışına kaçırılmıştır aradan geçen 140 yıl sonra ancak bir kısmı Türkiye’ye iade edilmiştir.

Truva Antik Kenti’nin 1-7 katmanı Anadolu Troyası, 8. Katman Helenistik ve 9. Katman ise Roma devridir. Lakin bizlerin bildiği Akhalar ile Truvalılar arasında gerçekleşen o meşhur savaş anlatısının ya da destanının geçtiği dönem 6. katman devrine isabet eder. Homeres, Oddyseia adı eserinde o büyük savaşı ve şöyle anlatır; ‘‘Ya insafsız tunçla bu oyuk karnı deşeceklerdi ya kayaların ucuna dek çekip boşluğa atacaklardı yada saklayacaklardı tanrılar için bir adak gibi. Bu üçüncü yol uygun göründü onlara çünkü kaderlerinde yok olmak vardı kocaman tahta atı o gün kente almışlardı.’’ (Homeros/ Oddyseia. 8.504 vd)

Milattan sonra 1000 de yaşamın artık tamamen yok olduğu bu kentte en büyük geçim kaynaklarından biri olan denizciliktir. Kentin yok olmasında her ne kadar dış etkenler görülse de bir diğer etken de taşınan alüvyonların kenti zamanla bataklığa çevirmesidir. Truva Antik kentinin Unesco dünya kültür mirası listesi alınmasının 20. yılı vesilesiyle 2018 tüm dünyada Truva yılı olarak kabul edilmiştir ve kentin hemen yakınında bulunan Troya müzesi’nde bulunan önemli kalıntıları görebilir sesli ve görsel anlatımla bu derin tarihe tanıklık edebilirsiniz. Truva ziyaretiniz esnasında başından sonuna kadar yüzünüzde şaşkınlığı gizleyemeyeceksiniz. Not defterinizi yanınıza almayı unutmayın.

Apollon Smintheus Tapınağı

Tapınağın etrafında bulunan ve yer altı kaynak sularıyla beslenen ören yeri aslında Apollon kültürüne özgü bir anlam taşır. Çünkü şehrin Tanrıları kente göndereceği kehanetlerde en çok suya ihtiyaç duydular. Tapınağın ‘pronaos, naos ve opisthadamos’ olarak belirlenen odaları ve yalancı iki sıralı sütun şeklinde Türkçeleştirilen ‘pseudodipteros’ yapısı önemli tapınağın önemli ayrıntılarındandır.

Helenistik dönemin önemli kalıntılarından olan Apollon Smintheus tapınağı M.Ö 150’de yapılmış olup Troas bölgesinde tek örnek olarak tanımlanabilir. Tapınakta göreceğiniz sütun ve duvarlarda Troya savaşını konu alan çeşitli kabartmalara rastlayacak ve bu konuda dünya tarihinde bir ilki görmüş olacaksınız. Tapınak Gülpınar beldesi yakınlarında olan Bahçeleriçi mevkiindedir.

Alexandra Troas Antik Kenti

Sözlük anlamında İskender’in Yurdu anlamına gelen Alexandra diğer önemli kentlerden ayırmak amacıyla sonradan Troas adını da alıyor. Neanderia (Ezine) ve çevresine bulunan yerli halk Antigonas’ın kurduğu bu liman kentine yerleştirilmeye çalışılmakla birlikte kentin önemli ayrıtlarından biri de Hristiyanlığın yayılmasında önemli bir etken olduğudur. Çünkü Hristiyanlık’ta önemli bir isim olan Paulos buraya gelmiştir.

Kentte bulunan Herodes Attikus hamamı Anadolu’da bulunan en büyük hamamdır. Kentin en önemli işlevlerinden biri de Anadolu ile Makedonya arasında bir köprü işlevi görmesidir. Hamamları, stadyumları, tiyatroları, iyi döşenmiş kaldırımları devrinde ihtişamlı bir görüntü barındırmakla birlikte antik dönemde spor ve diğer akademik faaliyetlerin yürütüldüğü gymnasium olarak bilinen yapılar arasında Herodes Atticus Gymnasium’u da yine bu devrin bir eseridir.

Assos Antik Tiyatro

Tiyatronun bir kısmı toprak kayması nedeniyle bugün bozuk bir görüntüyü veriyor olsa devrin mimarları tarafından ustalıkla biçimlendirilmiş olduğu kesin. Öncelikle oturma yerlerinin çeşitli mesleki gruplara ait olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin, el işlemcileri, demirciler vs. meslek gruplarına sahip kişiler için belirli bir oturma planı oluşturulmuştur. Tiyatronun yapılış biçimi Yunan kültür ve karakteristiğine birer atıftır. At nalı şeklinde oluşturulan çeper bunlardan bir örnek teşkil eder.

Gladyatör oyunları için belirli levhalar ve geçitler belirtilmiş olup, seyircilerin tamamen görebileceği bir alan orkestraya ayrılmıştır. İki koridor ve üç bölmeden oluşan tiyatro yaklaşık 5000 kişi kapasitelidir. Günümüzde yaklaşık 1500 kişilik kapasite kullanılarak çeşitli konser ve açık hava etkinlikleri düzenlenmektedir. İnsanın, bir arkadaşı ile anlaşarak küçük bir tiradı tüm ziyaretçilerin gözü önünde canlandırası geliyor. Ancak aniden kapkaranlık bir tünelden çıkacak bir aslanın ürpertisi de var haliyle.

Athena Tapınağı

Assos’un içersinde barındırdığı dini misyon su götürmez bir gerçek. Bu dini misyonu gösteren önemli göstergelerden biri de Zeus’un kızı ve Olympos Tanrılarından adını alan Athena Tapınağıdır. Kentin en yüksek noktasına inşa edilen bu tapınak Dor mimarisiyle yapılmış olan Anadolu’da ki tek tapınak yapısıdır diyebiliriz. Ancak tapınağa ait olan birçok eser bugün dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış durumda. Bunlardan bazıları Amerika, Boston ve İstanbul. İstanbul arkeoloji müzesinde tapınak sütunlarına ait frizler yani kabartmalar bulunuyor.

Sütunların uzunlukları 5 metreye yakın olmakla her yaklaşık 32 sütun günümüze kadar ulaşabilmiş. İnsanoğlu var olduğu ilk zamanlardan bugüne inanmayı miras bırakabilmiş. Eski dönemlerde de bu hassasiyetin varlığını tüm gerçekliğiyle görebilmekteyiz. Gezi esnasında Ege denizinden esen efil efil rüzgar ve güneşin tüm çıplaklığıyla tapınağa yansıdığı anları akşamüstüne yakın saatlerde izlemek müthiş bir deneyim olacaktır.

Assos Felsefe Köyü

2020 yılındayız. Düşünsenize bir kızı seviyor ve onu istemek için ailesine haber gönderiyorsunuz. Ailesi ise size şu şartı koşuyor. ‘Eğer buraya bir felsefe okulu yaparsan kızımızı sana veririz.’ Bugünün şartlarında bu anlatılara çok uzak kaldık. Ama birkaç bin yıl önce( M.Ö 347-344) sanırım bu işler böyle yürüyormuş.

Tanışıklıkları Platon’un Atina’da ki okulu olan Akademeia’de başlayan Kral Hermenias ile Aristo yıllar sonra devlet meseleleri için tekrardan bir araya gelir. Aristo, kralın yeğeni ve aynı zamanda evlatlığı olan Pythias’a aşık olur. Kral Hermenias ise yukarıda belirttiğim şartı sunar ve Aristo; aşkı için felsefe okulu kuran filozof olarak ününe ün katar.

2000 yılından beri Assos’ta Felsefe adı altında her yıl uluslararası sempozyum düzenlenmektedir. En son 2019 Temmuz ayında Platon üzerine düzenlenen bu ve bunun gibi birçok etkinliği Felsefe, Sanat ve Bilim Derneği’nin sayfalarından takip edebilir sizler de bu düşünce şölenine eşlik ederek sanatın, düşüncenin ve tarihin geride kalan izlerini arayabilirsiniz.

Doğal Güzellikler ve Köyler

Çanakkale, yeşilin mavi ile en uyumlu olduğu coğrafi bir harikadır. Öyle ki Çanakkale’nin üniversite öğrencileri yaz dönemini adeta iple çekerler. Sahilleriyle, koylarıyla, şelaleleriyle, mesire yerleriyle ve parklarıyla bu eşsiz güzelliği sizlere tanıtmaya çalışacağım. Elbette ki Çanakkale’nin doğal güzellikleri sıralamakla bitmez bu sebeple sizlere mutlaka görülmesi gereken on yerden bahsedeceğim.

Çanakkale Boğazı ve Boğaz Turu

Balkanları Ön Asya’dan ayıran ve aynı zamanda Batı ve Doğu ülkeleri arasında önemli bir geçiş görevi yapan Çanakkale Boğazı her yıl yaklaşık 40.000 geminin geçiş güzergahını oluşturmaktadır. Antik dönemde Dardanelles/ Dardanelya ve Hellenpontus isimlerini alan boğazın kuzeyden güneye doğru ilerleyen yüzey akıntıları ve güneyden kuzeye ilerleyen dip akıntılarıyla yaklaşık 61 km’lik bir uzunluğa ve 55 metrelik bir derinliğe sahiptir.

Terzioğlu kampüsünün yokuşundan ve kampüs kütüphanesinin büyük salonunda muhteşem bir görünüme sahip olan boğaz, gece saatlerinde ışıklandırılmış Dur Yolcu anıtını seyre davet eder. Gestaş AŞ’nin her yıl belirli gün ve saatlerde düzenlemiş olduğu boğaz turları yolcularını konuk etmeye ve sizlere güzel anlar yaşatmaya hazır bekliyor. Bir devrin battığı ve nice destanların yazıldığı yer olan Çanakkale Boğazı eşsiz coğrafi dokusu yanında Gelibolu yarım adası boyunca çeşitli kale ve tarihi yapıları da çok daha estetik bir bakış açısından görmenize olanak sağlamaktadır.

Kazdağları (İda)

Kazdağları yada antik dönemde ki adıyla İda; 6 dağdan oluşmaktadır. Bunlar; Kaz, Eybek, Dede, Kocakatran, Baba ve Güngen Dağıdır. Biga Yarımadası ile Edremit arasında yer alan Kaz Dağları tarihin gördüğü en mitolojik coğrafi alanlardandır. Bir efsaneye göre Tanrılar, Troya Savaşı’nı bu dağın tepesinden izlemiştir. Zeus İda Dağı’nda doğmuş ve Hera ile bu dağda düğünlerini yapmışlardır. Tarihin ilk güzellik yarışması burada yapılmaktadır. Bugün Küçükkuyu’da Gargara Tepesi olarak bilinen İda Dağının Tepesinde Zeus Altarı(sunak) vardır. Burada insanlar Tanrı Zeus’a hediyler sunar ve kurbanlar keserlermiş.

Kazdağları’nın bu mitsel özelliklerinin dışında, dağın içinden akan suya hayran olmak gerekir. Suyun soğukluğu ve tertemiz oluşu bugün bile tüm şehrin diline dolanmıştır. Bu sebeple Kazdağları gibi nadir coğrafyalarımıza sahip çıkmak hem vatani hem de vicdani vazifemizdir. Yaklaşık 26.500 hektara yakın bir alanda bulun Kazdağları 800’den fazla bitki türleri, atmaca, sansar, yaban keçisi, karaca, şahin ve türlü kuşları barındırmakta olup, sumak, adaçayı, yabani sarımsak, civanperçemi, kantaron, yoğurt otu gibi bitkilerle adeta bir endemik cennetini oluşturmaktadır. Mutlaka görülmeye değer bir kıymetimiz olan Kazdağları yüksekliğinde etkisiyle aşırı oksijen barındırmakta ve bu sebeple zehirlenme türü vakalar görülebilmektedir.

Sizler hem kendi sağlığınız hem de çevrenizde bu güzellikleri keşfedecek olan insanları bu hususta uyarmalı ve dikkatli olmalısınız. Kazdağları bir başka doğa harikası olan Mıhlı Şelalesini de barındırıyor. Edremit’ten Assos’a giderken Küçükkuyu üzerinde bulunan Mıhlı Çayı’nda eski dönemlerden kalma değirmen ve kemerli köprüler zamanla restore edilerek bugünlere ulaşmıştır. Değirmenin birkaç km uzaklığında oluşan şelalede yüzülebilir ve bu doğa harikasına doyabilirsiniz.

Kadırga Koyu

Her sene mavi bayrakla ödüllendirilen Assos’a 2 km uzaklıkta muhteşem bir koydur. Osmanlı zamanında savaştan dönen kadırgaların bakım onarım merkezi burası olduğu için bu adı almıştır. Masmavi, tertemiz suları ile koy boyunca her türlü ihtiyacınızı karşılayabileceğiniz restoran ve otelleri sizlere hizmet sunmayı bekliyor. Yıllar önce Assos’a ziyarete gelen insanlar için birkaç günlük konaklama işlevi görüyorken bugün ülkemizin en gözde tatil koylarından olan Kadırga Koyu geniş, taşlık bir plaja sahiptir.

Morto Koyu

Tarihsel açıdan çok farklı hikayelere konu olan Morto Koyu, Fransızca’da ölü, ölüm anlamına gelmektedir. İngilizlerin koya çıkarma yapması ve iki gün sonrasında Türk Ordusunun yoğun bomba atışlarıyla tekrardan geri aldığı koy Fransız zırhlılarının mürettebatıyla birlikte imha olmasına vesile olmuştur. Seddülbahir bölgesinde bulunan ve koy boyunca arkasına Şehitler Abidesini alarak çok güzel görüntüler sunan Morto Koyu, her yıl Eylül – Ekim aylarında bir defa düzenlenen Turkcell Gelibolu Maratonu’nun başlangıç noktasıdır. Etrafında bulunan birkaç kafe ve mesire alanıyla sizlere Morto Koyu’nu hem doğanın hem de tarihin ortasına atabileceğiniz nadir alanlardan biri olarak tanıtabilirim.

Kestanbol Kaplıcası

Çanakkale Ezine ilçesinin en önemli miraslarından biri de yukarıda bahsettiğimiz Aleksandra Troas kentinden günümüze miras kalan kaplıcalardır. M.Ö 270’lerde keşfedilen ve M.S 700- 800’lere kadar hizmet veren Kestanbol Kaplıcası, Büyük İskender’in komutanlarından A. Troas’ın yaptırdığı Attikkus hamamları çevresinde bulunmaktadır. Osmanlı Devleti ise bu kaplıcayı Kanuni Sultan Süleyman devrinde keşfetmiş ve 1907 yılında gerçekleşen depreme kadar aralıksız hizmete sunmuştur. Ancak Kestanbol Kaplıcası ile Osmanlı Döneminde hizmet veren kaplıca aynı değil yan yanadır.

Kestanbol Kaplıcası 27 farklı minerali içeriğinde barındırmakla birlikte, %21.5 mineral yoğunluğu taşımakta ve hücre yenileyen Radön gazı içermektedir. Kaplıcadan en çok yararlanan özellikle orta yaş ve üstü insanlar kaplıcadan ayrıldıktan sonra 1 sene boyunca hiçbir ağrı görmediklerini ve kaplıcanın kendi istatistiklerine göre %80’den daha fazla bir oranda iyileşme sürecine katkı sağladığı görülmektedir.

Kaplıca genel itibariyle romatizmal ve eklemsel rahatsızlıklara, fıtık, astım, bronşit ve cilt hastalıklarının şifa olarak kullanılmaktadır. Çanakkale, toprak yapısının verimli olmanın avantajını, neredeyse her bir ilçenin kendi iklim koşullarına uygun ürünün hasadını yapabilen ve tarım üretiminde her yıl üst pariteleri elde ederek göstermektedir. Toprakta ki bu zengin mineral yapısı elbette yer altı sularının içerisinde birbirinden zengin minerallerin çeşitliliğini sağlamaktadır.

Adatepe

Zeytinyağları, otlu dondurması, Rum sokakları, nostalji mekanları, köy kahvesi ve leziz kahvaltılarıyla Kazdağları’nın tepesinde Edremit’e doğru giderken bizleri Zeus Altarı’nın girişte bulunduğu muhteşem bir köy karşılıyor. Türlü zeytinleri temel geçim kaynağı olarak kullanmak bir yana çok yoğun bir kültürel birliktelik görmektesiniz. Özellikle 1920’li yıllardan bu yana mübadeleler sonucu Türkler ve Rumların ortak yaşam alanlarından birine dönmüş olan Adatepe bu kültürel zenginliği on yıllarca koruyabilmiş durumda.

Köyde bulunan Taş Mektep zamanla farklı evrelerden geçse de bugün bir felsefe, sanat okuluna dönüşmüş ve hala hizmet vermektedir. Zaten köyün en çok göz alıcı mimarisi arasında taş evleri sayabiliriz. Köyün bir sit alanı olarak kabul edilmesi sebebiyle doğal ve kültürel doku korunabiliyor. Burada diğer illere de gönderilen zeytin sütü üretimi, bir merkez olma misyonunu üstlenmiş durumdadır. Ayrıca yıllık faaliyet planlarını takip ederek Taş Mektep’teki derslere katılabilir köylü halkıyla birlikte zengin bir geleneği birlikte tadabilirsiniz.

Babakale

Sizlere Asya Kıtası’nın en Batı ucundan, Babakale’den söz etmezsek elbette olmazdı. Aslında çoğu ilk ve tekleri barındıran bir yerdir. Tarihsel gelişimi itibariyle Osmanlı donanmasında bahriyeler için dini bir vazifesi bulunan Bektaşi Sultan Baba vefat ettiğinde buraya gömülmüş ve bölgeye Baba burun adı verilmiştir. Daha sonraları ise bölgeyi korumak adına kale yaptırılmış ve günümüzdeki adını almıştır. Osmanlı Devleti’nin inşa ettiği son kale olarak bilinen Babakale, aynı zamanda Osmanlı donanmasında önemli bir liman işlevi görmüştür.

Babakale’de boynuz saplı bıçaklar ve haliyle bu üretimi sağlayan el işçiliğinin 300 yıllık bir geçmişi var. Bu balıkçı köyünün ziyaretçilere gösterdiği nezaketin en önemli göstergelerinden biri de orada olduğunuza dair muhtarlığın sizlere bir sertifika veriyor olmasıdır. Sertifika’da yüzünüzde hafif bir tebessüm yaratacak sözler yazmakta olup, spoiler vermekten itinayla kaçınıyor ve bunu bizzat yaşayarak tecrübe etmenizi tavsiye ediyorum.

Ayazma Mesire Yeri

Trekking ve kamp tutkunları için birebir olan bir doğa harikası olan Ayazma Mesire Yeri, bugün Bayramiç ilçesinde Evciler köyüne 5 km mesafede bulunuyor. Her yıl Ağustos ayında bu bölge de Geleneksel Kaz Dağları Güzellik Yarışması yapılmakta ve İda Dağı’ndan binlerce yıl öncesine bir köprü kurulmaktadır. Göz alıcı yeşilliği, tertemiz suları ve ciğerlerinize bayram ettirecek tertemiz havasıyla özellikle ilkbahar sonrasında Ayazma sizleri bekliyor olacaktır.

Plajlar

Buraya kadar sizlere Çanakkale’nin şehir içinde ve çevresinde olan yapıtlarının yanı sıra doğal güzellikleri efsaneleriyle birlikte tanıtmaya çalıştım. Elbette her dönem Çanakkale’ye gidemeyen ve sadece, güney sahillerine yakın birçok bölgelerimizde olduğu gibi yaz sezonunu bekleyenler de var. Onlar için de Çanakkale’de gezilip görülmesi, otellerinde konaklanması, maviliklerine kulaç atılması gereken plajlardan bahsetmek istiyorum.

Asos Plajı

Yukarıda bahsetmiş olduğum Kadırga Koyu Asos’un en temiz koylarından olmakla birlikte birçok tavsiye arasında Asos’un kendi limanı bulunmaktadır. Bunun dışında Sivrive ve Sokakağzı yine en çok tavsiye edilenler arasındadır.

Kabatepe Kumsalı

Gökçeada seyahatleri için arabalı vapurların kalktığı Kabatepe, Eceabat mevkiinin sırt kısmında ya da Ege denizine bakan tarafında bulunmaktadır. Kabatepe özellikle gençler için vazgeçilmez olmakla birlikte kamp ve diğer doğa etkinlikleri için eşsiz duraklardan biridir. 57. alay ile Gökçeada Kilisesi’nin hemen yanında bulunan Kabatepe plajı aynı zamanda bir piknik alanına da sahiptir.

Özellikle motor tutkunlarının kamp kurmak için şehir dışından geldikleri Kabatepe sizleri bekliyor. Eceabat’tan yaklaşık 20-25 dakika uzaklıkta olup kendi araçlarınız ile de gelebilir ve Kabatepe Tesislerine ait park yerlerine aracınızı güvenle bırakabilirsiniz. Plaj 2017 yılında halk plajına dönüştürülmekle birlikte, bağlı bulunduğu tesisler Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı bünyesinde hizmet vermektedir.

Dardanos Plajı

Dardanos Plajı, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteriyor olup aynı muhitte üniversiteye ait geniş bir yeşil alan vardır. Burası piknik yeri olmakla birlikte aynı zamanda üniversite bahar şenlikleri için ana noktadır. Her yıl Mayıs ayının ilk yada ikinci haftaları üç gün boyunca şenlikler düzenlenmektedir. Dışarıdan ziyaretçilere açık olmakla birlikte ayrıca ücrete tabiidir. Dardanos Plajı, temiz su ve çevre güzellikleriyle her yıl ziyaretçi akınına uğrayan ve otellerinden birçok alanda faydalanabileceğiniz bir sosyal etkinlik merkezinde bulunuyor.

Yüzme havuzu ve futbol, basketbol sahaları, kapalı spor salonu ve tenis kortları da olan bu sosyal alanda vaktinizi verimli bir şekilde değerlendirebilirsiniz. Kent merkezine yaklaşık olarak 3- 3.5 km uzaklıkta bulunan Dardanos’a şehir içinden giden Çınarcık, Güzelyalı otobüs ve midibüsleri ile ulaşabilirsiniz. Ayrıca şenliklerin yapıldığı tarihlerde, belediyenin belirlemiş olduğu şehir içi otobüsler periyodik olarak Dardanos’a ücretsiz gitmektedir. Dardanos Plajı’na yaklaşık 9 km mesafede bulunan Güzelyalı Plajı’da temizlik bakımından son derece kaliteli ve Çanakkale’nin mavi bayraklı alanlarındandır. Baştan sona itina ile biçimlendirilmiş piknik alanı ile sahil şeridi boyunca gölgelik bir alanda sevdiklerinizle keyifli anlar yaşayabilirsiniz.

Suvla Koyu

Koy Eceabat’ta Saros Körfezi’nin güneyinde bulunmakla birlikte, Suvla yada Suğla olarak yöre genelinde birçok yerde bu isim kurulmuş birçok bölge vardır. Genel itibariyle coğrafi bir olayın isimlendirilmesine istinaden, verimli toprak yada su akıntısını çevreleyen hendekler şeklinde bir anlam kazanmıştır. Bir anıtı da bulunduran ve hemen yakınında yer edinen Kemikli Burnu aynı zamanda Suvla Burnu olarak bilinir. Çanakkale Kara Savaşında çok önemli bir yer tutan Kemikli’de bir savaş anıtı da bulunmaktadır.

Koy öncelikle tertemiz ve suyun 2-3 metrelik bir derinliği bulundurmaktadır. Etrafında barındırdığı kayalıklar bir taraftan doğal güzelliğe ayrı bir anlam katmaktadır. Koyun giriş kısımlarında yoğun kalabalık olsa da koy boyunca daha sakin yerler de vardır. Suvla önemli bir şarap üretim merkezidir. Günümüzde ülkemizin her yerine Suvla şarapları satılmaktadır.

Suvla Şaraphanesi bölgenin önemli gezi bölgelerindendir ve şaraphanenin bir diğer özelliği ise günlük kahvaltı hizmeti de dahil olmak üzere bir restoran olarak kullanılmasıdır. Ülkemizin tarihle ve kültürel zenginliklerle iç içe bulunan doğa harikalarından biri olan Suvla Koyu’nun mutlaka deneyimlemelisiniz.

Habbele Koyu

Öncelikle adanın belki de en popüler plajı olan Ayazma Plajı’na mutlaka uğramalısınız. Tüm plaj ve koylarıyla birbirinden güzel görüntüleri olan Bozcaada’da altın sarısı kumlarıyla, sakin, ılık bir plaj olan ve en popüler koylarında olan Habbele Koyu, eşsiz manzarası ve temiz suyu ile her sezon bir öncekine göre turistlerin ilgisini daha da çekiyor. Etrafında yakın büfe, market ve kafelerin bulunmuyor oluşu belki bir dezavantaj gibi görünse de koyun sunmuş olduğu güzellikler bu durumu bir sorun olarak göstermekten alıkoyuyor.

Bozcaada merkezine yaklaşık 8 km uzaklıkta olan koyun en önemli özelliklerinden biri de sualtı fotoğrafçılığı için en gözde yerlerden biri olmasıdır. Hem deniz dibinde bulunan tortular hem de diğer deniz canlıları ile çok güzel fotoğraflar çekebilir, akşam güneşinin ufka doğru ilerlemeye başladığı saatlerde de keyfinize keyif katabilirsiniz. Çeşitli ulaşım imkanları olmakla birlikte özellikle gençler için bisiklet temel bir ulaşım aracı oluyor. Hem Bozcaada hem de Gökçeada ile ilgili daha detaylı bilgiler yazımın devamında sizleri bekliyor.

Yakın Dönem Tarihi Alanlar ve Müzeler

1.dünya savaşı yıllarında Çanakkale cephesinin stratejik önemi elbette tartışılmaz. Tarihi kabul odur ki Çanakkale Cephesindeki başarı dünya siyasetinin seyrini değiştirecek kadar bir önem arz eder. Bizler için ise manevi kuvvetimiz ve milli istikbalimiz adına daima gönüllerde ve hafızlarda saklı tutulması gereken bir öneme sahiptir.

Bu cephede ileri de Türk Kurtuluş Savaşı’na öncülük edecek olan kurmaylar ve diğer askeri kuvvetlerimiz büyük deneyimler kazanmışlardır. Öyleyse konumuza, Mustafa Kemal Paşa’nın ‘ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!’ diye emrettiği 57. Alay’dan ve şehitliğinden bahsederek bir giriş yapalım. Anlatımım içerinde Çanakkale Savaşı’na konu olan mekanlarla birlikte kentin geçmiş tarihine ışık tutan eserlerin sergilendiği müzelere de yer vereceğim.

57. Piyade Alayı ve Şehitliği

İngilizler’in chess board yani ‘satranç tahtası’ olarak bahsettiği 19. Tümen komutanlığına bağlı 57. Piyade Alayı’nın görev bölgesi ve sonradan inşa edilen şehitliği, Kabatepe- Conkbayırı yolu üzerinde bulunmaktadır. Şehitlik, Gelibolu Yarımadası’na inşa edilen diğer şehitlikler gibi sembolik bir anlam taşımakta olup, hem şehitlerimizin hem de İtilaf Devletleri askerlerinin dere yataklarına gömülü olduğu bilinmektedir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bu alana bir şehitlik yapılmış olsa da bugünki hali 1992 yılında inşa edilmiştir.

Şehitlikte şadırvan, ana mezarlık, anıt, namazgah bölümleri bulunmaktadır. 1994 yılında 108 yaşındayken vefat eden ülkemizin en yaşlı Çanakkale Gazisi Hüseyin Kaçmaz’ın mezarı ve bir de namına yaptırılmış heykel bulunmaktadır. Şehitlikte, şehitlerimizin isimlerinin yazılı olduğu mermerden plakalar yapılmıştır. Yaklaşık 45 m2’lik bir alana inşa edilen ve 57. Alay taarruzunu sembolize eden rölyef şehitliğin estetik dokusuna ayrı bir mana katmaktadır. Sizler tarihin derin sükuneti içerisinde bu alanı turlarken her bir şehidin, bir karış toprak için ne anlam ifade ettiğinin canlı tanıkları olacaksınız.

Çanakkale Deniz Müzesi

Müzede aynı bir çiçeği andıran bir topun tasviri bulunmaktadır. Maalesef çok acı bir hadiseyi gösteren bu tasvir, topun patlama esnasında parçalara ayrılarak etrafına çok şiddetli bir şekilde saçılmasını ve bunun sonucunda şehit olan askerlerimizi göstermektedir. Çimenlik kalesi çevresine inşa edilen müze; bahçe, Nusret Mayın Gemisi, iç kale ve lojman binasını barındırmaktadır. Hem Osmanlı yapımı hem de dış ülkelerden getirilen birçok batarya ve top burada sergilenmektedir.

Çanakkale Deniz Zaferi’nin 67. yıldönümünde yani 1982 tarihinde müzeye çevrilmiş olup, çeşitli akademik ve askeri kurumlar aracılığı ile yapılan yüzey araştırmaları sonucu hem kıyı bölgelerinde hem de köylerden elde edilen objeler sergilenmektedir. Çimenlik parkında bataryaların arasında bulunan periskop ile Boğazı gözlemleyebilir, Kilitbahir Kalesini sanki yanı başındaymış gibi gözlemleyebilirsiniz. Müze’de boğaza döşenen mayınlara çarpan bir Alman denizaltısı sergilenmekte olup birçok silah ve askeri envanterler de bulunmaktadır.

Çanakkale Arkeoloji Müzesi

Evimden çıktığım zaman hiçbir yere sapmadan dümdüz ilerlersem neredeyse her adımım köklü bir tarihin önünden geçer. Bu düzlüğün isabet ettiği bir nokta var ki neredeyse tüm şehrin, özellikle antik döneminin izlerine buradan varabiliyorsunuz. Sizlere Çanakkale Arkeoloji Müzesinden bahsedeceğim, plaj minibüslerinin ya da bilinen adıyla Ç7’lerin sürekli önünden geçerek tarihi selamladığı arkeoloji müzesi şehre ilk gidenler için kapı önünde bulunan büyük testiler ve lahitler ile ilgilerini çekecek ve ziyaretçilerini medeniyetin kapı aralığından içeriye alacaktır.

Müzede almış olduğum kaynaklarda belirtildiği üzere toplamda 12.747 arkeolojik eser, 15.237 sikke ve 2.714 etnografik eser bulunmaktadır. Müze içerisini genel hatlarıyla değerlendirecek olursak, ‘Troia salonu, Assos Salonu, Dardanos Tümülüsü Salonu, Afrodit Heykelciği, Polyksena lahti, Hadrian Heykeli’ bulunmaktadır. Bunun haricinde cam korumalar içerisinde kilden yapılma sembolleri gözlemleyebileceksiniz. Müzenin planlanmasına gidilen süreç Dardanos ve eski adıyla Tenados yani Bozcaada’nın antik dönemlerinden elde edilen buluntulardır. Ancak yine de belirtmeliyiz ki Çanakkale’de müzecilik faaliyetleri 1930’lardan itibaren yoğun bir şekilde başlamıştır.

Hamidiye Tabyaları

Müzeden çıktıktan sonra 100.yıl Caddesi’nden ilerleyip Azizi’ye Caddesine doğru ilerliyor ve plaj bölgesine geliyoruz. Şehir surları kadar yüksek olmayan ama hem bölge savunması ve askerlerin sığınmalarını sağlayacak şekilde inşa edilmiş bir yapıyla karşılaşıyoruz. Etrafında bulunan top bataryaları ile birlikte tabyaların olduğu bölgenin hemen yakınında bulunan Anadolu Hamidiye Tabyası Parkında da Çanakkale’ye ait tarihi minyatürleri inceleme fırsatı elde edebilirsiniz. Sultan II. Abdülhamit tarafından 1890 yılı başlarında yaptırılan bu tabya, 10 bonet (cephanelik) ve 9 adet top alanı içermektedir.

Savaş döneminde ordumuzun ağır topçu alayı merkezi burası olmakla birlikte geçmiş yıllarda zafer kutlamalarına ilk olarak buradan başlandığı bilinmektedir. 2017 yılında restorasyonu tamamlanan bu tarihi alan içerisinde geniş bir yürüyüş yolu bulunmaktadır. Tıpkı Kilitbahir ve Çimenlik kaleleri gibi, Anadolu Hamidiye Tabyaları’nın da İstanbul’u korumak için stratejik bir önem arz ettiği bilinmektedir.

Aynı zamanda bir müze haline getirilen Anadolu Hamidiye Tabyası’na ait iç mekanda savaş döneminde kullanılan silahlar, Hem Osmanlı hem de yabancı askerlere ait kıyafet ve diğer askeri malzemeler sergilenmektedir. Böylesine bir anlama sahip bu ve bunun gibi tarihi, kültürel alanlarımızın restore çalışmaları ülkemiz için çok büyük bir değer sağlamaktadır. Sizler de bu değerlerin takipçisi olmalı, tarihi tüm ayrıntılarıyla anlayabilmek için bu gibi alanları mutlaka ziyaret etmelisiniz.

Kilitbahir Kalesi ve Namazgah Tabyası

Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Kilitbahir Kalesi, tam karşısında bulunan Çimenlik Kalesi gibi hem boğazın hem de stratejik anlamda İstanbul’un güvenliğini korumak için yaptırılmıştır. Eski tarihi kaynaklarda Eceovası denilen bölgeye inşa edilen Kilitbahir Bugün Eceabat’a bağlı Kilitbahir bölgesinde bulunmakta olup, savaş zamanında hem kale hem de çevre köy çevresi büyük zarar görmüştür. Kilitbahir Kalesi, Türkiye’nin ilk kale yaşam müzesi sıfatıyla; 18 Mart 2018 tarihinde ziyarete açılmıştır. Kale içinde sadece savaş dönemi yada askeri objeler değil aynı zamanda Osmanlı dönemi günlük yaşamına ait figürler ve balmumu heykeller de bulunmaktadır.

Kale ziyaretinizden hemen sonra köy içi yada altından Namazgah Tabyasına doğru ilerlerken peşinizden sizi takip eden köpeklere dikkat etmenizde yarar var. Köyün dar sokaklarından ilerlerken barındırdığı tarihi misyon zamanla turistik bir anlam kazandırdığını sizler de anlamış olacaksınız. Meydan da bulunan sebil ve çeşmelerden yararlanabilir, köyün adetlerinin yapıldığı meydandan içeri doğru ilerlerken hemen kale arkasına denk düşen kafelerde kahvenizi yudumlayarak geçen gemilere el sallayabilirsiniz.

Kahvelerimizi içip hesabı ödedikten sonra Namazgah Tabyasına doğru ilerleyelim. Asıl adı Rumeli Aziziye Tabyası olmakla birlikte savaş döneminde Cuma namazlarının burada kılınması sebebiyle Namazgah adını da almıştır. Savaşın yoğun yaşandığı bölgelerden uzak olmakla birlikte, tabya hem savaş dönemi hem de sonrasında yoğun bir öneme sahiptir. Tabya içerisinde bulunan müze de tıpkı diğer savaş müzelerinde görüldüğü gibi, mataralar, subaylara ait kıyafet, silah ve dürbünler bulunmaktadır.

En çok dikkat çekenlerden biri de askerlerin kullandığı çatal kaşıklardır. Birçok müzede görülen çarpışan mermilerin bir örneği burada da sergilenmektedir. Sizler burada doğal güzelliklerin arasında gezinirken tarihe eşlik etmenin hoşnutluğunu belki bir daha çok nadir bulacaksınız. Burada ki tarihi gezilerinizin ardından kaleden aşağı inip balıkçılardan birine girerek boğazın lezzetlerinden tadabilir ve küçük bir tekne kiralayabilirsiniz. Gittiğiniz zaman ara sokaklar da tarihi yapıların önünde fotoğraf çektirmeyi unutmayın.

Çanakkale Seramik Müzesi

1900’lerin başında Er hamamı olarak yapılan ancak 2013’ten bu yana restorasyonu tamamlanarak bir müze haline getirilen Çanakkale Seramik Müzesi bugün il merkezine bağlı Cevatpaşa Mahallesinde bulunmaktadır. Günümüzde adeta çok amaçlı salon şeklinde kullanılmakla birlikte yılın belirli dönemlerinde kongre ve sempozyumlar düzenlenmekte olup, sergi salonları ve dinlenme alanlarını barındırmaktadır. Müzenin arka bahçesinde ilk yapıldığı günlerde ki kullanım amacını gösteren eski mermer kalıntıları gösterilmektedir.

Avrupa’da birçok şehirde olduğu gibi, Çanakkale’nin de bir seramik kenti haline getirilmesi amacı doğrultusunda il genelinde görev yürüten idari birimler, sivil toplum kuruluşları, komutanlıklar ve üniversite bünyesinde ortak bir projenin ürünü olan Çanakkale Seramik Müzesi’nde eski seramik işlemeler, vazolar, geleneksel motifleri ve heykelleri inceleyebilir, bu harikulade dokulara sizler de şahit olabilirsiniz.

Adatepe Zeytinyağı Müzesi

Adatepe hakkında yukarıda da zaten önemli alanlarından bahsetmiştik. Bahse konu olan dikkat çekilen hususlardan biri de bölgede temel geçim kaynaklarının başında zeytinciliğin geliyor olmasıdır. Türkiye’de bu tür bir müzeciliğin ilk örneği olmakla birlikte sadece gözlem yapmayı değil aynı zamanda zeytin ana maddesinin bulunduğu birçok gıda ve hijyen ürünlerden alabilirsiniz.

Müze girişleri ücretsizdir, içeride zeytinlerin geçtiği aşamaları gösteren eski ve yeni araç gereçler sergilenmektedir. Küçükkuyu beldesinde bulunan müze tarihi sabunhane binası restore edilerek günümüze ulaşmıştır. Zeytin’in Ege yöresinin önemli tarım ürünlerindendir. Müzede eski presleri, zeytin toplama araçlarını, geleneksel aletleri ve diğer birçok envanteri inceleme fırsatı bulabilirsiniz.

1915 Seddülabahir Savaş Malzemeleri Müzesi

Tarihçi Ahmet Uslu tarafından yaptırılan müzenin 3 katı bulunmaktadır. Müzenin bahçesinde İngiliz Ordusu’na ait küçük bir su deposu şeklinde çaydanlık hizmeti gören bir obje vardır. Bu objenin yanında bağlama ile türkü söyleyen balmumu askerlere rastladığınız da şaşkınlığınız gözlerinizden okunacak. Müzenin alt katı savaş dönemi sıhhiyelerini, yemek yiyen askerleri gösteren balmumu heykelleri bulunmaktadır. Gelibolu ve Anadolu’da bulunan diğer savaş müzeleri gibi burada da hem ordumuza hem de düşman ordularına ait aletler, çatal kaşıklar, kıyafetler, silahlar, dürbünler bulunmaktadır.

Çarpışan mermileri burada da görebilirsiniz. Müzede en çok dikkat çeken objelerden biri de cephe de çekilen emir telgraflarıdır. Bunlardan 27. Alay komutanı Yarbay Mehmet Şefik’e (Aker) ait olan, ‘icap ederse orada gömüleceksiniz!’ şeklinde verdiği emir en çok dikkat çeken telgraflar arasındadır. Manevi bir anlam taşımak açısından birlikte sergilenen savaş dönemine ait Kur’an-ı Kerim ve İnciller bu büyük harbin taşıdığı derin anlamları göstermektedir. Müze’de diğer müzelerde görüldüğü üzere havada çarpışan mermiler ve Osmanlı Ordusu’nun çok kayıp vermesine sebep olan yıldız tipinde zehirli çiviler de yine bu müzede sergilenmektedir.

Arıburnu ve Conkbayırı

Çanakkale Savaşı’nın belki de en çetin mücadeleleri buralarda geçti. 1985 yılında Anzak Koyu olarak Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından kabul edilecek olan Arıburnu bölgesi, 25 Nisan- 6 Ağustos 1915 tarihleri arasında büyük çatışmalara sahne oldu. İleride Müttefik kuvvetler tarafından açılan Anafartalar Cephesi ile birleştirilen Arıburnu, Anzak koyunu çevreleyen tepelerden oluşmaktadır. Her yıl 25 Nisan’da Yeni Zelanda ve Avustralya’dan gelen misafirler sabah 5 sularında başlattıkları şafak ayini ile Anzak Atalarını anmaktadır.

Ayinin hemen sonrasında bir Türk Subayı tarafından Mustafa Kemal Paşa’nın, Çanakkale’de hayatını kaybeden Anzak askerleri için yazmış olduğu dokunaklı mektup okunur ve üç devletin resmi görevlileri ve katılımcılar ile anma etkinlikleri düzenlenmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale’de savaş esnasında annesinden yadigar olan saat parçasının bir şarapnel parçasıyla kırılıp, belki de hayatının kurtulduğu şeklinde ki anlatıyı okuyucularımızın çoğu hatırlayacaktır. İşte bu hayati dönüm noktası tıpkı yedi yıl sonra Kocatepe’de yapacağı gibi aynı şekilde planlanan bir ani baskına konu olmuş Conkbayırı’nda gerçekleşmiştir.

Hem Arıburnu hem de Conkbayırı’na yapacağınız ziyaretlerde mevzilerin arasında gezinirken kendinizi sanki bir komutan gibi hissedeceksiniz. Ancak içinizdeki coşkular aynı zamanda hüzünle karışarak kendisini gösterecek. Bugün mevzilerin bulunduğu bölgelerde toprağın altına sıkışmış pek çok iskelet yada ayrılmış kemikler bulunmakta ve usullerine göre tekrardan defnedilmektedir.

Şu ana kadar Çanakkale’nin doğal güzelliklerini ve tarihi, kültürel değerlerini incelemiş olduk. Dört yıl boyunca aslında hep bu misyonla öne çıkan bir şehir olduğunu ben de kabul etmekteyim. Ancak sizler için Çanakkale genelinde bilinen üç önemli ibadethane’den de bahsetmek isterim. Daha çok kültürel, tarihi kurgusuyla gezi gözlem alanı olması sebebiyle ‘Kent Çevresindeki Önemli Alanlar ve Yapılar’ başlığı altında belirtmiş olduğum Gelibolu Mevlevihanesi haricinde kanımca dini niteliğiyle öne çıkan üç önemli bölge daha vardır. Bunlar Yalı Camii, Eski Ermeni Kilisesi ve Bozcaada’da bulunan Meryem Ana Kilisesi’dir.

Çanakkale Yalı Camii

Şakir’in Yeri’nden içeri dönüp Aynalı Çarşı yönüne doğru ilerliyoruz. Düz bir yol karşılıklı geçişen insanlar, kahkahalar sohbetler derken başımızı sola doğru çevirip manevi bir alana bırakıyoruz kendimizi. Çanakkale’nin en az 200 yıllık bir yapıtı olarak Yalı Camii’nin orijinal kitabesi olmadığından kesin bir geçmişini bilmiyoruz. Ancak yine de sonradan ilave edilen kitabeler de caminin üç kez yandığı ve son yangın sonrasındaki tadilatın 1853’te Miralay Halil Bey yaptırmıştır. İlk yangından sonra da Tağvil Ahmet Ağa’nın yaptığını bilmekteyiz ancak 2. yangın sonrası akıbetinin nasıl şekillendiği konsusunda kesin bir bilgi yok.

Caminin kitapçıların olduğu yöne doğru girilen sokağına dahil olan bir hazire (etrafı demir parmaklıkla çevrili eski tip mezarlık) vardır. Elde edilen bulgulara göre bu hazirede iki paşa, iki miralay, iki müftü, iki kaymakam ve bir muhasebeci bulunmaktadır. Camii içi ise avludan geçilerek girilen eski dönemde yapılmış tipik bir Anadolu köy camisini andırmaktadır. Abdesthane çeşmelerine yapılan musluklar tıpkı bir aslan ağzı motifi üzerine oturtulmuştur.

Halılar kırmızı, yeşil motifleri barındırmakta olup minber etrafına işleme yapılmıştır. Akşamları minarenin ışıklandırılması hem mimari motife hem de kente ayrı bir görüntü katmaktadır. Camide cenaze namazları da kılınmaktadır. Ayrıca cami önündeki kafe ve pastanelere ait masalarda da hem cami cemaatinin hem de çevrede ki diğer kentlilerin bir araya gelebileceği sosyalleşme açısından çok olanaklı bir alan bulunmaktadır.

Eski Ermeni Kilisesi (Surp Kevork Ermeni Kilisesi)

Bugün her cuma akşamı Mesnevi’den seçme anlatıların ve sema gösterilerinin yapıldığı Eski Ermeni Kilisesi’nin yapılışı 1600’lü yıllara dayanır. İran’dan Türkiye’ye göçen 83 Ermeni ailenin yapmış olduğu kilise 1691’de yıkılır ve 1873’ler de tekrardan dönemin padişahı Sultan Abdülaziz tarafından yeniden yaptırılır. Günümüze gelen süreçte kimi zaman arkeoloji müzesi kimi zaman ise silah deposu olarak kullanılan kilise, Ortodoks mezhebine ait bir ibadethanedir.

Yıllar sonra Çanakkale’de ki ağırlıklı Ermeni nüfus şehir merkezinden farklı bölgelere dağılmıştır. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesinde faaliyet gösteren Tasavvuf Topluluğu’nun faaliyetlerinin gerçekleştirme imkanı bulduğu bu kiliseye Aynalı Çarşı’nın hemen karşısında bulunan Tifli Camii’den girerek ulaşılmaktadır. Sema ve sohbet etkinlikleri haricinde hafta sonları ney kursları düzenlenmektedir.

Ancak neyleri kendi imkanlarınızla almalısınız. Ben ilk derste bu zor enstrümanı çalabilmeyi başardığımda Mersin’den hiç tereddüt etmeden sipariş etmiştim. Gerçekten de tasavvufi bir ortam yada eylem insanı manevi açıdan ayrı bir havaya bürüyor. Sizler de bu derin maneviyatı yaşamalı kendinizi tasavvufun engin deneyimine bırakmalısınız.

Bozcaada Meryem Ana Kilisesi (Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi)

Artık yavaş yavaş Çanakkale’nin Anadolu tarafındaki gezip görülecek yerlerden çıkıyor ve maviliklerin ötesinde bizleri bekleyen mini cennetlere doğru ilerliyoruz. Bozcaada’yı daha detaylı bir şekilde aşağıda sizlere anlatmaya çalışacağım. Ancak ibadethaneler kısmına dahil olması sebebiyle sizlere Bozcaada’dan uzun bir tarihi ve hafızalardan yıllarca silinmeyecek görüntüsüyle Meryem Ana Kilisesi’nden bahsetmek isterim.

Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi olarak da bilinen kilisenin, 1869’da inşa edildiği kitabesinde yazmakta olup inşa sürecinde Venedikliler önemli bir rol oynamışlar. Öncelikle belirtmek isterim ki kiliseye dışarıdan gelen ziyaretçiler ancak pazar günleri sabah 8’de yapılan ayine katılarak kiliseyi gezebiliyor. Bozcaada’nın ibadete açık tek kilisesi olma sıfatıyla bugün hala faaliyette olan bu ibadethanenin Rum Mahallesi’nin tam ortasında bulunması, hitap ettiği toplumsal yapının ortak bir değer alanını oluşturmasına ayrıca katkı sağlıyor.

2006 yılında restorasyonu tamamlanan kilisenin asıl görüntüsüne kavuştuğunu belirtmekle birlikte, en önemli sembolleri arasında dört katlı çan kulesini göreceksiniz. Hemen kilise çıkışında etrafta ki hediyelik eşya dükkanlarını ziyaret edebilir sokak aralarında bulunan duvar grafitileri ve muhteşem dış mekan tasarımları bulunan yapıların önünde resimler çekilmenin huzur veren coşkunluğunu deneyimleyebilirsiniz.

Şimdi biraz anakaradan çıkıp denizleri aşalım, Çanakkale’ye gelen her öğrencinin mezun olmadan mutlaka bir kez olsun görmek istediği o huzur ve kültür dolu topraklara doğru ilerleyelim.

Öyleyse güneşli bir hafta sonu sabah erken bir saatte evden çıkıyor ve İskele’den Otogar’a giden minibüslere biniyoruz. (Ç9 İskele- Otogar otobüsleri Cumhuriyet Meydanı’nın yakınında bulunan sembolik topun hemen yanından saat başı kalkmaktadır.) Ardından Otogar’ın arka peron bölgesinde bekleyen Geyikli servisine biniyor ve ücretlerimizi takdim ediyoruz. Sanırım kişi başı 23 liraydı en son gittiğimde. Adalara İskele Meydanın’dan yılın ancak belirli dönemleri gidilebilmektedir. Bu sebeple sizlere her zaman kullanılabilen güzergahı belirtmek istedim.

Ama fiyatlar sürekli güncellendiği için makale boyunca belirtmiş olduğum gezilere kesin bir ücret belirtmekten kaçınmak istedim. Geyikli’ye gidene kadar Çanakkale’nin köylerinden geçecek olmanın verdiği ayrı bir coşku olacak. Köy kahvelerinin önünden geçerken, ellerindeki eski pazar torbalarını yanlarına koyup traktörlerinin tepesinde bir yerlere giden köylüleri, sıvalarında bile ayrı bir huzur hissedeceğiniz eski köy evlerini gördükçe içiniz bambaşka bir hisle kaplanacak ve adeta o insanların evlerinde bir akşam misafir olup kendinizi Geyikli köylerinin ihtişamına bırakmak isteyeceksiniz.

İlçe servisiyle Geyikli feribot İskelesi’ne geldikten sonra biraz enerji harcamanız gerekecek. Çünkü feribotların kalktığı yer gişeden oldukça uzak. Ancak sizleri ellerinde gitarlarıyla karşılayan gençlerle birlikte neşe dolu bir 30 dakika bekliyor olacak. Feribotta şarkılar söyleyecek, dans edecek, mavilikleri alıp arkanıza en güzel fotoğraflarınızı daha o andan çekmeye başlayacaksınız.

Bozcaada

Türkiye’nin il merkezi dışında olup köyü olmayan tek ilçesi şeklinde kendine özgü bir idari şekliyle tanımlayabileceğimiz Bozcaada yaz ve kış dönemlerinde belirgin bir şekilde değişmekle birlikte ortalama üç bine yakın bir nüfusu barındırmaktadır. Denizcilik faaliyetleri ve turizm temel geçim kaynakları olmakla birlikte ada da yetişen çeşitli bitkilerden elde edilen reçel vb. mamüller ile de kendi sermayesini oluşturabilen ilçelerimizdendir. Her yıl Temmuz ayının sonlarında Bağbozumu şenlikleri yapılan ada da yılın çeşitli dönemlerinde konser, festival ve birçok sosyal etkinlikler de düzenlenmektedir.

Antik Çağ’da Tenedos olarak bilinen Bozcaada bugün çok az sayıda Rum barındırmaktadır ancak adaya özgü Rum Mahalleleri hem burada hem de Gökçeada’da oldukça ilgi çekmektedir. Ada’ya ilk ayak bastığınızda ve karnınız açsa size önerim hem doyurucu hem de tam öğrenciye uygun bir fiyatta satılan Ada Kumrusu olacaktır. Adaya özgü kahveleri ise gezi sonrasında yorgunluğu çıkarmak için mutlaka tatmalısınız. Ada’nın elbette her bir sokağı sosyal medya hesaplarınızı rengarenk yapacak bir görünüme sahip, asma ağaçlarının altında otel kapıları, tek renk tonuyla göz alan ada evleri, ahşap kaplı kafelerinin önünde güllerle donatılmış masalar da sizler de bu anlarınızı ölümsüzleştirebilirsiniz. Ancak sokaklar evlenmeye aday olan çiftlerle dolu olacak.

Bozcaada’nın elbette olmazsa olmazlarında biri de şarap fabrikalarıdır. Artık ekonomik bir faaliyet olmaktan çıkıp tümüyle kültürel bir olguya dönüşen fabrikalar da Türkiye’nin her yerine şarap satışları yapılmaktadır. Yılın belirli dönemlerinde festivallerle bir gelenek haline gelen Bozcaada şaraplarından Evliya Çelebi, Seyahatnamesinde, Homeros ise İlyada’da övgüyle bahseder. Bugün ada da 6 tane şarap fabrikası bulunmaktadır. Bu fabrikalardan ikisi olan Amadeus ve Corvus’ta tadımlıklar alabileceğiniz wine barlar bulunmaktadır. Şaraplarımızı aldıktan sonra gün batımını bekleyelim ve rüzgar tribünlerine doğru ilerleyelim. Hani o reklam tanıtımlarında yada gezi rehberleri şeklinde çalışan bloglarda gördüğümüz göz alıcı manzaralarını gördükçe içimiz giden tribünler.

BORES (Bozcaada Rüzgar Elektrik Santrali) olarak bilinen bu bölge de bulunan 17 tane rüzgar gülü neredeyse bir buçuk milyona yakın ağaca oksijen tasarrufu sağlamaktadır. Her gün servislerle ulaşılabilen bu rüzgar güllerinin olduğu bölgeye kendi aracınızla da gidebilirsiniz hatta mümkünse kendi aracınızla gidin. Rüzgar güllerine giden yolun topraklı olması sebebiyle hiç yoktan o gün için tabanlı ayakkabı giymeniz sizin için daha iyi olacaktır.

Rüzgar güllerinin hemen sonunda yer alan Polente feneri ise adadan gün batımının izlendiği en güzel nokta. Burada tercihlerinize bağlı olarak size mutlaka yanınızda şarap, şampanya bulundurmanızı kamp çadırı ve sandalyelerinizi mutlaka yanınıza almanızı tavsiye ederim. Ayrıca havanın açık olduğu günlerde Gökçeada ve Yunan adalarını dürbün ya da diğer aletler olmadan rahat bir şekilde gözlemleyebilrsiniz. Yalnız aşırı rüzgarın da olduğu bir bölge olduğunu unutmayınız. Plajları, koylarıyla önemli mahalleleri, doğal ve beşeri bölgeleriyle ve lezzetleriyle sizlere Bozcaada’dan sonra son olarak Gökçeada’yı sunacağım.

Gökçeada

Yukarıda da belirtmiş olduğum üzere yılın belirli dönemlerinde İskele meydanından da ulaşılabilen Gökçeada’ya, yılın her döneminde Kabatepe feribot iskelesinden gidilebilmektedir. Bunun için yapmanız gereken eğer anakara tarafındaysanız feribotla Eceabat’a geçmek ve oradan da minibüslerle Kabatepe’ye geçmek olacaktır. Minibüs yolculuğunuz ortalama 20 dakika olup, toplamda 1.5- 2 saatlik bir yolculuk süresi vardır.

Gökçeada, Bozcaada’ya oranla daha büyük bir yüzölçümüne sahiptir. Bu yönüyle ülkemizin en büyük adası olarak kayıtlara geçmiştir. (279 km2) Ada topraklarının yaklaşık %75’inin tarıma uygun olması Türkiye’nin anakara da bulunan tüm tarım alanları ile yapılacak bir kıyaslama da önemli bir orandır. Deniz, inanç, kültür ve eko-turizm adanın önemli turizm altyapısını oluşturmaktadır. Sizlere Gökçeada’nın önemli köylerinden, sualtı Milli parkından, çamaşırhanesinden, kaya mezarı, Peynir kayalıkları, Marmaros Şelalesi ve Laz Koyu’ndan bahsedeceğim. Bu bölgeler ada içerisinde en çok ilgi çeken ve ziyaret edilen bölgeler olmakla birlikte sizler de kent 2017’de açılan kent müzesine giderek adanın çevresinde bulunan önemli yapılar ve kültürel değerler hakkında bilgi edinebilir. Eğer ilginiz varsa surf, dalış, kuş gözlemciliği yapabilir yada bisiklet kiralayarak adayı serin bir rüzgar eşliğinde turlayabilirsiniz.

Gökçeada 1906’dan itibaren iskan şeklinde kurulmuş olan Türk köyleri ve Dereköy (Shinudi), Tepeköy, Eski Bademli, Kaleköy, Zeytinli adında 5 Rum köyünü barındırmaktadır. Bunlardan en ilgi çeken köylerden biri Zeytinli (Aya Teodoroi) olmaktadır. Zeytinli eski zamandan kalma Çamaşırhane ve meşhur dibek kahvesi ile ziyaretçilerini her dönem zengin görsel ve lezzetler sunmaktadır. Adanın en eski kilisesi olan Agios Georgios kilisesi de burada olup, köyün kurulduğu yer bir yamacın etrafıdır.

Gökçeada’da bulunan Rum köyleri eski dönemler de korsan saldırılarından korunmak için yüksek yerlere kurulduğundan ulaşımı zor olsa da sahip olduğu manzaralar bu zorluğu çekmeye değer. Mümkünse kendi aracınızla gitmenizi öneririm. Adadaki Türk köyleri ise Uğurlu, Yeni Bademli, Dereköy (Rumlar, Türkler birlikte yaşıyor), Şahinkaya (adanın ilk Türk köyü), Şirinköy, Eşelek şeklinde sıralanabilir. Tepeköy’de her yıl 15 Ağustos’ta Meryem Ana panayırı düzenlenmektedir. Şahinkaya köyü sakinlerinin kökenleri Trabzon’a dayanır. Bu sebeple Laz köyü şeklinde de ün kazanmıştır. Eşelek köyü ise daha önce Biga’da yaşayan ancak yaşanan bir sel felaketi sonucu bu namı adaya taşımışlardır. Şirinköy ise Bulgaristan’dan gelen Türkler’in yerleştirildiği bir köydür.

Gökçeada’nın en çok göze çarpan ama ister istemez biraz da ürperten en önemli gezi gözlem noktalarından biri de Kaya mezarıdır. Gökçeada’nın en gizemli noktalarından ve adına Kokina adı verilen bölge de bulunan bu kaya mezarının etrafında daha önceden rastlanılmış bir eski yerleşim bulunmamaktadır. Ancak elde edilen kalıntılardan buranın bir kaya mezarı imalathanesine olabileceğine yönelik tarih ve arkeoloji çevrelerinde yaygın bir görüş bulunmaktadır. Sizler de Aydınlık Plajı’ndan Uğurlu mevkiine giderken 4 km sonra sağda taş duvarlarla çevrili alanda bu gizemli kalıntıları bizzat inceleyebilir belki de arkeoloji ve tarih bilimlerine bir katkı sunacak keşifler yapabilirsiniz. Gökçeada merkez ile 14 km mesafe bulunmaktadır.

Tertemiz, şırıl şırıl bir doğa güzelliğini tanıtmadan olmaz elbette. Marmaros Şelalesi, adanın kuzeyine Dereköy’ü geçtikten hemen sonra sizleri bekleyen bir cennet adeta. Dünyanın en zengin tatlı su kaynaklarına sahip olmak bir yana, çeşitli doğa sporları açısından da gayet elverişli. En son, şelalenin çevresindeki orman ve ağaçlık alanları yangınlardan korumak için şelaleye ulaşan yollar trafiğe kapalıydı, ancak şu an açılmış olsa da Covid- 19 sebebiyle zaten toplu ziyaretlere kapalı tutulmaktadır. Yazları genellikle kapalı tutulan Marmaros Şelalesi çevresine ilkbahar dönemlerinde özel bir izin ile gidebilir ve hem ruhunuzu hem de ciğerlerinizi muhteşem bir coğrafya ile bir araya getirebilirsiniz.

Gökçeada’nın hemen güneyinde sizi temiz ve zengin deniz canlılarıyla karşılayacak olan Laz Koyu ise yaz döneminin en çok tercih edilen turistik alanlarındandır. Koy’un tek bir tesisi bulunuyor ancak hem yeme içme hem de yüzme anında ve güneşlenmek için gerekli tüm ihtiyaçlarınızı buradan karşılayabilirsiniz. Çanakkale’nin el değmemiş doğası ve gözünün nuru gibi koylarından biri olarak Laz Koyu gidilip görülmeye değer olan harikalardandır.

Gökçeada’nın, görünümü biraz ilginç ama tabiatı gereği şaheser olarak yorumlanabilecek önemli noktalarından biri de Peynir Kayalıklarıdır. Burayı ancak deniz üzerinden görme şansınız var. Bu sebeple Kuzulimanı yada Kaleköy’de faaliyet yürüten balıkçılarla anlaşarak kiraladığınız bir tekne ile bu doğa harikasını sizler de keşfedebilirsiniz. İnsanlığa bir ders çıkartacak hikayesi ile çevrede ün salan Peynir Kayalıkları Kuzulimanı’nın hemen sol kolunda Kaşkaval adı verilen bölge de yer almaktadır.

Pek çok deniz canlısı için bir habitat özelliği barındıran ve 1999’dan itibaren faaliyetleri başlayan, ülkemizin ilk ve tek sualtı milli parkı olan Gökçeada Sualtı Milli Parkı’ndan bahsetmeden olmaz tabii. Kaleköy ile Kuzulimanı arasında yer alan bu parkta deniz dibinden girilen mağaralardan nice keşifler yapabilirsiniz, sualtı fotoğrafçılığı ile ilgilenenler için kaçırılmayacak bir fırsat olan parkta, farklı türde ki deniz kaplumbağları, fok, vatoz ve balıklara ev sahipliği yapıyor. Yüzme ve balık tutmak için Yıldız Koyunu, serbest dalış için Mavi Koyu kullanabilirsiniz. Dilerseniz rehber eşliğinde de bu sualtı cennetini keşfedebilirsiniz.

Tarih boyunca insanlığın temel ihtiyaçlarını giderebilmek için var ettiği yada tasarladığı birçok alet, mekan bulunmaktadır. Bugün bile onları incelemeye tabii tuttuğumuzda şaşkınlığımızı gizleyemiyor, her gittiğimizde doyasıya görmek istiyoruz. Bunlardan biri de Gökçeada’da bulunan çamaşırhaneler. Ancak ben size en popüler olan Dereköy Çamaşırhanesinden bahsedeceğim. Anadolu’da yunak olarak bilinen çamaşırhaneler tarihin çeşitli dönemlerinde farklı biçimlerde karşımıza çıkmıştır. Eski zamanda dere kenarında görülen bu işlev çoğu türkülere, kır hikayelerine konu olmuş olsa da her coğrafyanın halkı kendi kültür ve tecrübeleri etrafında bu tür ihtiyaçlara yönelik farklı inşalar meydana getirmiştir.

Gökçeada’da bulunan Dereköy Çamaşırhanesi Panaia Kilisesi’nin hemen yanında yer akmaktadır. İç mekanı bir yalak biçiminde tasarlanmış olup, giysilerin yıkanıp kurutulduğu, su kazanlarının bekletildiği yerler de düşünülerek oluşturulmuştur. Tas ve sabun koymak için nişler hazırlanmıştır. Çamaşırhane, sadece bu tür bir amaçla kullanılmayıp aynı zamanda bölge halkına örfi bir değer kazandırmıştır. Mesela köylü kadınlar için adeta günümüzün altın günlerini çağrıştıran ve biraradalığa hizmet eden sosyal bir mekanmış o eski çamaşırhaneler.

Kent Çevresindeki Önemli Alanlar ve Yapılar

Gelibolu Yarımadası Tarihi Milli Parkı

Şairin de dediği gibi ‘bir devrin battığı yerdir’ Çanakkale. Gelibolu yarımadasına adım atar atmaz insanın ruhunu derin bir boşluk kaplar ve o an için kendinizi birden Tabyalar’da, Bigalı Köyü’nde, Seddülbahir’de, Anafartalar’da bulursunuz. Mustafa Kemal Paşa’nın ‘‘ben size taarruzu değil, ölmeyi emrediyorum!’’ dediği yada İngiliz General Hamilton’un ‘’dağlar Türk doğuruyor’’ diyerek şaşkınlığını gizleyemediği, başta Mustafa Kemal ve Hüseyin Avni Paşalar olmak üzere birçok önemli komutanımızın emrinde çarpışan 57. Alay şehitliğini ziyaret etmeyi unutmamak gerekir.

56 yerli anıt ve şehitlik, 35 yabancı mezarlık ve anıtıyla yaklaşık 33.500 hektarlık bir alanda tarihin seyrini en içe dokunur haliyle görmek bu topraklarda yaşayan her insanın en büyük arzularından biri olmalıdır. Her 18 Mart ve 25 Nisan günleri gerek savaş bölgelerinde gerek şehir merkezinde yapılan çeşitli anma ve kutlama etkinlikleri asla kaçırılmaması gereken anlardandır. Gelibolu Yarımadası tarihi alanı 1973 yılında milli park olarak kabul edilmiş olup, Eceabat ilçesine bağlı olan Bigalı, Anafartalar, Kilitbahir, Kocadere, Seddülbahir, Alçıtepe ve Behramlı köylerini kapsamaktadır.

Çanakkale Şehitler Abidesi – Seddülbahir

Öteden saikalar parçalıyor afakı;

Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;

Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;

Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.

Mehmet Akif Ersoy’dan alıntılamış Çanakkale Şehitlerine adlı şiirin bir kesitinden de anlaşılacağı üzere, Çanakkale Savaşı belki de tarihin görüp görebileceği en ihtişamlı çarpışmalardan biridir. 1. Dünya savaşında Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletler arasında meydana gelen çarpışmalarda 235.000 dolaylarında şehit olan askerlerimiz adına şehitler anıtının hemen yanına yapılmıştır.

Yapımına 1991 tarihinde başlanmış olup 25 Mart 1992 tarihinde ziyarete açılmıştır. Abide, yaklaşık 41.7 metre yüksekte olup, uzak bir açıdan bakıldığında M harfini andıran bir görüntüye sahiptir. Projesini yüksek mimar Nejat Dinçel hazırlamış ve şehitlik çevresinde Tankut Öktem’in ‘Yaralı Asker Anıtı’ ve Metin Yurdanur’un, ‘Mustafa Kemal Çanakkale’de’ adlı anıtı bulunmaktadır.

Bir 23 Nisan sabahı Kilitbahir’den birkaç arkadaş bisikletlerimizle gittiğimizde çevre köy ve şehitlikleri de ziyaret etme fırsatı bulabilmiştik. Çanakkale savaşında görevli hava pilotlarının da bulunduğu Soğanlıdere ve Alçıtepe şehitliğini ve şehitlik yakınlarında bulunan Alçıtepe köyünü ziyaret etmenizi tavsiye ederim. Abidenin hemen merdiven bitiminde bulunan müzede ise görsel ve sesli anlatımla 1. Dünya savaşı döneminde Osmanlı ordu gücü, görevli komutanlar, İslam dinine özgü sanatsal çalışmaları görebileceksiniz.

Aynalı Çarşı (Halyo Çarşısı- Passage Hallio)

İçinde adı geçen ve biri Çanakkale’ye diğeri de Kastamonu’ya ait olan türküsüyle de meşhur Aynalı Çarşı, Çanakkale’nin en bilindik ve en samimiyet dolu çarşılarından biridir. Etrafındaki kafeleriyle, Yalı Cami ile arasında bulunan dükkanlarıyla, içinden çıkmak istemeyeceğiniz kahveci dükkanlarıyla çevresini kuşatmış olan bu çarşı, tarihsel anlamda büyük karışıklıklar içerir. Öncelikle zamanında benim bizzat giderek esnaflarından öğrendiğime göre savaş sonrası memleketlerine dönen askerler, sevdiklerine, ‘sana senden daha güzel bir şey getiremedim!’ düşüncesine istinaden ayna alırlarmış.

Aynalı çarşı isminin buradan gelme ihtimali var. Ancak bunun dışında, çokta enteresan olaylara dayalı bir var olma sebebi taşımayıp bir amme hizmeti taşıma amacıyla da kurulmuş olduğunu söyleyebilirim. Yine de tam olarak kuruluş tarihi bilinmemekle birlikte, genel anlatı 1890 yılının, çarşının tarihi için önemli bir dönüm noktası olduğudur. İlyo Halyo adında bir Musevi’nin yaptırdığı şeklinde görüşler var olsa da, çarşının Evliya Çelebi Seyahatnamesi’ne kadar giden ve kimi esnaflarca da en az 500 yıllık geçmişinin olduğu kabul edildiği için, Halyo’nun yapma değil onarma vazifesini üstlendiğini belirtebiliriz.

1967 yılında bugünkü haline getirildiği, daha önce ki zamanlarda bir bazı binek hayvanlar için bakım faaliyetlerinin yürütüldüğü bir yer olduğu da çeşitli kaynaklarda yazmaktadır. Kapıdan içeriye adımı atar atmaz İstanbul’un meşhur mekanlarından Kapalı Çarşı’yı anımsayacaksınız. Hediyelik eşyalar, güzel kokular, savaş döneminde Mehmetçiğin giydiği başlıklar, demir işlemeler ve hatıralarla bir baştan bir başa bir kültürü süzeceksiniz.

İskele Meydanı

Avrupa’dan Asya’ya açılan önemli bir cadde diye giriş yaparsam kent bilimleri açısından çok mu büyük bir hataya imza atarım bilemiyorum. Ama kaldırımlarında, dükkanlarında, balkonlarında, eğlence hayatında bu ikililiği barındırdığı kesin. İskele Meydanı ara ara televizyonda Çanakkale ile ilgili haberler gördüğümüzde feribotların yanaştığı yada kalktığı veyahut bayram öncesi haberlerinde arabaların sıkışıp kaldığı bir yerdir. Bir baştan bir başa ağır adımlarla dolaşmalı, akşam 9’da boğazda ışıklı bir gösteriyle çalan şarkılara eşlik etmeli, gitar çalan gençlere, çiçek satan hanımlara, martı besleyen amcalara tebessüm etmelik bir yerdir.

18 Mart törenlerinde şehir meşalelere boğulurken hele ki konser de varsa Cumhuriyet Meydanında daha ne arar ki yüreğiniz! Ardından Donanma’da birer çay yudumlar, Şakir’in Yeri’nde okeye dördüncüyü buldun mu, tamamdır işte. Sabah erkenden gelir balıkçılar Nusret’e ya da beygirin tarafına yakın bir alanda atarlar oltalarını tarihin soğuk sularına. Dur Yolcu diye el sallar boğaz ve onu gören gemiler Çanakkale’den çıkıldı, Kilitbahir’den geçildi derler de Çanakkale Geçildi diyemezler. Sizler de bu gururun verdiği hoşnutlukla serin boğaza göz süzersiniz bağdaş kurarak.

Sonra bizim meşhur ‘beygir’ ile karşılaşırsınız. Truva Atıyla yani. Tarihi niteliğinden çok, sarhoş abilerin üzerine çıkıp atı İstanbul’a sürmek niyetiyle haber kanallarına çıktığına daha fazla şahit olmaktayız. Hemen önünde bir camekan içinde Truva antik kenti maketi bulunmakta olup bir meydanın ortasına adeta müze kuran nadir kentlerimizden olma özelliğini barındıran bir şehirdir.

Saat Kulesi

İskele meydanında lokantalar ve kitapçıların yoğun olduğu sokağın meydana yakın tarafında bir tarih ayakta duruyor. Sanki şehrin ortasına dikilmiş ahşap bir Anadolu evi gibi görmüştüm ilk karşılaştığımda. Dört tarafına yerleştirilmiş birer saat ile her yönümüzde yüzümüzü zamana döndüren naif bir estetiği barındıran saat kulesi, Sultan 2. Abdülhamit döneminde, dönemin İtalyan fahri konsolosu Emile Vitallis tarafından yaptırılan kule, toplamda 5 kat, gövdelerinde balkon tepesinde bir kubbeyi barındırmaktadır.

Ayvalık taşı adı verilen bir özel malzemeden yapılmış olup, altındaki çeşme ile de şehre su getirilmesi amaçlanmıştır. Çanakkale Saat Kulesi kentin en önemli ipucu noktalarındandır. Birbirine uzakta bulunan kişiler ya saat kulesini yada Truva Atı’nı belirleyerek birbirlerine kolaylıkla yol tarif edebilirler. Fotoğraf çekmek hobileriniz arasında ise özellikle kar yağışının yoğun olduğu günlerde muhteşem görüntüler elde edebileceğiniz bir yapıt sizleri bekliyor olacaktır.

Nusret Mayın Gemisi

Nusret yada Nusrat şeklinde yapılan tartışmalar nihayetinde geminin mühründe yazılı olan Nusret Vapur-u Hümayun’u şeklindeki sülüs hat ile açıklığa kavuştu. 1914 yıllarında Osmanlı sularında yüzmeye başlayan gemi, Cevat Paşa’nın üstün kurmaylık göstergesi ve yüzbaşı Hakkı Bey’in büyük fedakarlığı ile bir milletin kaderinde dönüm noktası olmuştur. 1990 yılında sulara gömülen gemi dönemin Tarsus Belediyesi görevlilerince tekrardan bakıma alınmış ve 2003 yılından günümüze bir müze olarak sergilenmektedir.

Yüzbaşı Hakkı Bey’in bu süreçte yaptığı büyük fedakarlık elbette tarih kitaplarına sığmaz ve operasyon esnasında heyecanına yenik düşerek kalp krizi geçirmiştir. Bu vesileyle Nusret; sadece askeri stratejik bir araç değil, bir milletin varlığına etki yaratan derin bir maneviyat aracıdır. Gemiye bindiğiniz anda sizleri karşılayacak olan eğitmen denizcilerimiz ve komutanlarımız ile ve gemi içerisinde bulunan çeşitli aygıtlar aracılığıyla tarihe tanıklık edebileceğiniz belki nadir anlarınızdan olacaktır.

Han Kahvesi

Yukarıda bahsettiği Saat Kulesinden kitapçıların yoğun bulunduğu sokağa girip sağ koldan ilerlerseniz sizleri eski bir kapıdan mor salkımların arasında tarihi bir gösteriş bekliyor olacaktır. Eski tip ampulleriyle dükkanların aydınlandığı, çeşit çeşit kahveleriyle, tahta masalarıyla ve adeta şehirden biraz olsun sizi uzaklaştıran mekan tasarımıyla ılık bir akşam geçirebilir, sevdiklerinizle muhabbetinize doyumsuz bir tat katabilirsiniz. Damla sakızlı Türk kahvesi mutlaka tavsiyemdir.

Gelibolu Mevlevihanesi

Bir zamanlar hacı adaylarının hacca gitmeden önceki uğrak yeri olan Gelibolu, Osmanlı Devleti’nin Rumeli’ye açılan ilk eyalet kenti olmakla birlikte devletin diğer önemli vazifeleri açısından çok mühim bir stratejik noktadır. Misalen Osmanlı Donanması için öyleymiş. 1621 yılında yapıldığı bilinen Mevlevihane dünyanın en büyük Mevlevihanesi olarak bilinmektedir. Talihsizlik odur ki, 1920’lerin başlarında Anadolu İşgal altındayken Yunan ordusu tarafından büyük tahribata uğramıştır.

Daha önce en büyük onarım Sultan Abdülhamit tarafından 1900’lerin başlarında gerçekleştirilmiştir. 2000’li yılların başlarına kadar faaliyetleri düzensiz bir şekilde yürüyen Mevlevihane, 2005 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğünün onayıyla tekrardan faaliyete açılmış olup, yılın belirli dönemlerinde biraraya gelen derviş geleneğinin temsilciler ile Mevlevilik üzerine etkinlikler düzenlenmekte ve katılım için ücret talep edilememektedir. Daha önce Aynalı Çarşı’nın karşısında bulunan Eski Ermeni Kilisesi’nde yine Cuma akşamları Mesnevi sohbetleri yapılıyor olup tasavvufi eğitimler verilmekteydi. Gelibolu Mevlevihanesi, mahfili, kütüphanesi, abdesthanesi, manevi huzur için yapılmış küçük odalarıyla göze ve kalbe getirdiği huzur görülmeye değer elbette!

Çanakkale’ye Nasıl Ulaşabilirsiniz?

İstanbul’da boğaz köprülerinin görevini Çanakkale’de şu an için Gestaş AŞ. görmektedir. 2 kıtayı birbirine bağlayan boğazın Gelibolu- Lapseki, Eceabat/ Kilitbahir- İskele arasında çalışan feribotlar ile iki kıta arasında seyahatlerini yapabilirsiniz. Menşei Çanakkale’ye ait olan Truva Seyahat ile ülkemizin başta Trakya, Ege ve Marmara olmak üzere birçok bölgesinden gidiş dönüşlerinizi sağlayabilir aynı zamanda şehre havayolu ile de gelebilirsiniz. Çanakkale Havaalanı kentin en işlek noktalarından biri olan 17 burada AVM’nin hemen arkasında olup Şekerpınar Mevkii’ndedir. İstanbul üzerinden gelecek olan ziyaretçiler hem Trakya hem de Anadolu üzerinden seyahatlerini gerçekleştirebilirler.

Sizlere Çanakkale’nin gidilip görülmesi gereken en güzel bölgelerini, beldelerini, mekanlarını elimden geldiğince hem kendi bilgi birikimim hem de çeşitli kaynaklardan yararlanarak sunmaya çalıştım. Umarım hazırlamış olduğum bu makale sizler için büyük bir merak uyandırır ve sizler de sevdiklerinizle bu büyük tarihi ve muhteşem coğrafyayı keşfetmenin keyfine varırsınız. Sağlıcakla kalın!

Benzer Yazılara Göz Attınız Mı ?
Sayfa başına git